Son günlerde komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanması ve onun sahnelediği gösteri, mizah konusunu yeniden gündeme taşıdı.
Mizahın değişik tanımları yeniden tartışılır oldu.
Pek çok araştırmacı mizahı, bir üslup sorunu olarak ele alıyor.
Gene tanımı gereği mizah, özellikle edebiyatta Don Kişot’tan bu yana eleştirmek ve ince bir alayla konuları ele almak olarak tanımlanıyor.
Bizde malum Hacivat-Karagöz, Nasrettin Hoca, Bekri Mustafa gibi onlarca kaynak mizah geleneğimizi besliyor.
Bunlara Orta Oyunu’nu, Meddah’ı, tuluatı da ekleyebiliriz.
***

Elbette hayatın pek çok alanında mizah var; fıkra anlatmaktan, edebiyatın onca dalına, müzikten tiyatroya değin…
Bunların hepsini incelemek, araştırmak elbette uzun bir çaba gerektiriyor.
Bunlardan edebiyatta mizahı edebiyat eleştirisinin önemli adlarından Ömer Türkeş’in Cumhuriyet’in Mizahı1 kitabındaki makalesinde okudum.
Hüseyin Rahmi’den Aziz Nesin’e, Refik Halit Karay’dan Melih Cevdet’e değin onlarca roman ve öykü incelenerek içeriğindeki mizah ögesi anlatılmış.
***
SİNEMADA MİZAH…
Bunu da gene aynı kitabın başka bir makalesinde, Oğuz Makal Hoca’nın dile getirdiklerinden hareketle yerine getirmeye çalışacağız.
Oğuz Hoca, 1930’lu yıllardan başlayarak güldürü filmlerine; o dönem Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğini yaptığı, senaryosunu Nâzım Hikmet’in başka bir adla yazdığı müzikal komedileri önceleyerek yer veriyor.
Leblebici Horhor, Karım Beni Aldatırsa bu müzikallerin ilkleri.
Sonra Hüseyin Rahmi’den uyarlanan Efsunlu Baba, bunları İncili Çavuş, Şaban Çingeneler Arasında gibi batıdan esinlenilmiş onlarca vodvil izliyor.
Dönem içinde Vasfi Rıza, Vahi Öz, Münir Özkul, Dümbüllü İsmail gibi isimler öne çıkıyor.
1960’larda ise toplumsal sorunlara, sınıfsal çelişkilere değinmeyen daha çok durum ya da karakter komedisi tarzında tiplerin yer aldığı filmleri görüyoruz.
Turist Ömer, Adanalı Tayfur ve Cilalı İbo serileri.
Bizim yaşımızda olanlar bu filmleri bilecektir.
Burada yer alanlar ‘iyi yürekli serseri’ oluşlarıyla dönemin kahramanı olarak hepimizin gönlünde yer etmişti.
Sadri Alışık (Turist Ömer), Feridun Karakaya (Cilalı İbo), Öztürk Serengil (Adanalı Tayfur) nasıl unutulur ki!
***
Hoca kronolojik sırayı takip ediyor:
12 Mart 1971 Darbesi sonrası için güldürü filmlerinde iki eğilimin ortaya çıkmasını işaret ediyor; biri toplumsal sorunları işleyen filmler, diğeri ise erotik filmlerin ortalığa saçılması.
Ayrıca bunlara; tarihi olayları abartan ‘avantür’ filmlerle küçük insanların ancak dayanışarak hayata tutunabileceklerini öğütleyen Zeki Alasya–Metin Akpınar ikilisinin çevirdikleri güldürü tarzındaki filmleri de ekliyor.
***
HABABAM SINIFI…
Tarih ileriye doğru işlediğinde 1975’te, yönetmen Ertem Eğilmez’le sinemada bir nitelik sıçraması görülüyor.
Eğilmez, Makal’ın deyişiyle, geleneksel Türk mizahı yerine Cumhuriyet sonrası ortaya çıkan yazınsal mizahın kıvrak, mücadeleci yönünü temel alıyor.
Hababam Sınıfı serisi bu bakışla perdeye taşınıyor.
Buradaki tiplerden bir olan Şaban, Dorsay’ın deyişiyle, “1970’lerin ortalarından başlayarak 1980’lerde büyük kentlerde türeyecek olan ‘iş bitirici’, ‘köşe dönücü’ zihniyetin habercisidir.”
Tabii Ertem Eğilmez’in toplumu doğru okuduğunu görmek gerek.

Yönetmen Ertem Eğilmez
Nitekim bu altüst oluşta mizahı, ünlü yönetmen, üç önemli oyuncu; Kemal Sunal, Şener Şen ve İlyas Salman’la filmlerine yansıtmayı başarabilmiştir.
Kibar Feyzo, Arabesk, Muhsin Bey, Tosun Paşa ve daha onlarca yapıt dönemin mizahını kimi zaman eleştirel olarak ele almış, kimi zaman da durum komedisi tarzında işi kotarmıştır.
Tabii bu ekolün içinde olmakla beraber komediye trajediyi de ekleyerek toplumsal sorunlara farklı bakan Yavuz Turgul’u da unutmamak gerek.
***
90’LAR…
Gene bir askeri darbe, bu kez 1980.
Gene sinemada bir şeyler oluyor.
Bu kez Amerikan etkisi yoğunlaşıyor, Hollywood Darbesi deniyor buna.
Nedir bu?
Tekelleşme başlıyor, sinemalar AVM içlerine taşınıyor.
Filmlerin içerikleri de aile komedisinden bireysel komediye, ana karakter odaklı temalara evriliyor.
Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar, Cem Yılmaz ve Ata Demirer kendi filmleriyle bu yönelişin temsilcileri olarak okunabilir.
Bunlara Kutsal Damacana gibi filmleri de katmak mümkün.

Yönetmen Yavuz Turgul
Yılmaz Erdoğan, liberalizme dönüşen ülke fotoğrafını çekiyor âdeta.
Recep İvedik ise “…toplumsal yaşamda mahalleliye âdeta edepsiz bir dost, bilinçli bir kötülüğe sahip” tip’i karşımıza çıkarıyor.
Şaban tipi aptallıkla zafere ulaşmanın yollarını, İvedik ise aksine uyanık ve hınzır bir karakteri işliyor.
Başka bir deyişle, Kemal Sunal’ın can verdiği Şaban tiplemesi ezilen sınıfların dertlerine çare bulmaya dönükken, Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı Recep İvedik gündelik yaşamın içerisinde kişisel problemlerini yok etmeye çalışan bir tip olarak karşımıza çıkıyor.
***
Görüldüğü gibi Türk Sineması uzun bir havuz.
İçine girildikçe onlarca konu çözümlenmeyi bekliyor.
Biz kısaca özetleyelim gene de:
Son yıllarda dizi mantığıyla ucuza mal edilen filmleri görüyoruz.
Bunların çok azında güldürürken düşündüren ögeler var.
Gene de pek çok insan; toplumsal baskılardan, hayat pahalılığından bunaldığı durumlarda bu filmlere sığınıp bunları zevkle seyrediyor.
Çünkü insan kendi gerçeğini eşelemeden de sırf eğlence olsun diye pek çok seyirlik görseli izleyebiliyor.
………………….
1 Cumhuriyet’in Mizahı, Hazırlayan: Vecdi Sayar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, 2024, 192s.
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/28310768/salim-cetin/mizah-mi-dediniz














