Geçen hafta Özbek’ten Urla’ya, alışveriş için gittik.
Tarık Dursun K. ustanın deyişiyle “sarı sıcak” sanki asfalta yapışmış, insanın yüzüne yüzüne vuruyordu.
Belediyenin ağaçlar altında çay içilen kafesi, sonra Malgaca Çarşısı içindekiler tıka basa insan kaynıyor.
Gelenler belli ki yakın koylardaki yazlıklarından, sırf alışveriş için buradalar.
Aynı benim gibi.
Peki, bunlar kitapçılara da gider mi?
Onu bilmiyorum ama ben her gelişimde Rüzgâr Gülü kitapçısına uğramadan geçmem.
***
Önce bir ara not:
Urla benim için can arkadaşım edebiyatın önemli ismi Hasan Özkılıç1 da demektir aynı zamanda. Çünkü uzun yıllar yazları o da buradaydı ve biz arada bir, bir yerlerde oturur, ince bellide çay eşliğinde sohbet ederdik.
Sonra ne olduysa Seferihisar’a yerleşti Özkılıç.
Şimdi onunla çay içip sohbet ettiğimiz kafenin önünden geçiyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar demişti ya, “mazi bizimle yaşar” diye. İşte öyle, anılar insanın yakasını bırakmıyor.
Hasan Özkılıç, 1960’lı yıllarda Iğdır’dan, önce Kasaba’ya (Turgutlu), oradan İzmir’e gelmiş, yüreği göçmen bir yazardı.
Bu yüzden de gönlü, aklı ve ruhu hâlâ memleketindeydi.
Yapıtlarında bu izler hep vardır.

Hasan Özkılıç
Örnekse bir öyküsünde yoksul bir nalbanttır konu.
Köye atları nallamaya gelen nalbant Mirze Emmi.
Onun köye gelişi, atları nallaması, sonra annenin onu uzak geçmişten tanıması…
Öykü böylece bir dönemin hem ekonomisine hem de insan ilişkilerine ışık tutuyor sanki.
***
Gönlümün Şirazesi Bozuldu, Şerul’da Beklemek, Kuş Boranı gibi öykü kitapları bu coğrafyanın yoksul insanlarının bin bir derdiyle doludur.
Ben bu öykülerdeki hüznü, yoksul insanların dayanışmasını, birbirlerine tutunmalarına sevinir, bu duygumu da kendisiyle paylaşırdım.
Özkılıç, aynı zamanda iyi bir romancıydı da.
2012’de Zahit romanı Erden Kıral tarafından filme çekilmişti.
Bu romanda doğuda köyleri yakılan bir ailenin İzmir’e gelişi ve burada yaşadıklarıydı konu.
Ölümünden önce çıkan son romanı ise Şima’ydı.
Iğdır’dan İran’a geçip orada izini kaybettiren Şima’yı Behram’ın durmadan arayışının hikâyesiydi romanın konusu.
***
Dedem Korkut ve Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk anlatılarındaki masalsı biçemin Şima’da da görülmesi romanı bir o kadar önemli kılan yanlardan biriydi.
Roman aynı zamanda bir yol öyküsü ve kentleri anlatma romanıydı da.
Çıkar çıkmaz okumuştum.
Urla’nın sarı sıcağında romanı çok konuşmuştuk.
Sanki Maku kentinde Şima’yı aramaya çıkanlardan biri benmişim gibi binlerce soruyla can arkadaşımı sık boğaz ettiğimi de şimdi anımsıyorum.
Sonra o Seferihisar’a gitti.
Urla onu darladı galiba.
Artık yazları görüşemez olduk.
O arada hastalığının belirtileri de başlamıştı zaten.
Şimdi ne zaman Malgaca’daki kafenin önünden geçsem gözlerim Özkılıç’ı arıyor; beyazlaşmış gür saçları, durmadan okuduğu kitapları heyecanla anlatan o büyük edebiyatçı arkadaşımı her seferinde özlemle anıyorum.
***
Urla’da aklıma düşenlerden biri de şair Süreyya Berfe’dir.2
O da malum, Foça’dan Urla’ya gelmişti.
Berfe’yle ne yazık ki bir araya gelme fırsatımız olamamıştı.
Bu iki değerli ustayı Berfe’yi 2024’te, Özkılıç’ı 2025’te sonsuzluğa uğurladık.
Peki, edebiyatımızın bu iki değerli ismi, burada yaşadıkları dönemde hak ettikleri ilgiyi gördü mü dersiniz?
Sanmıyorum.
Yazarlarına sahip çıkmayan şehirlere ne kadar sitem edilse azdır.
Demek ki onların, kültürel kimliklerini zenginleştirmek diye bir dertleri yok.
***
Şimdi sözü, bir dörtlüğüyle büyük şair Berfe’ye bırakalım.
Hepsi O Kadar
Gidilir, gelinir
Belki sağ salim dönülür, hepsi o kadar.
Günler geceler çabuk geçer.
Çabuk geçmez bir çocuğun hüznü
Vapurlar, arabalar, karlar çabuk geçer

Süreyya Berfe
Ayrılık da özlem de her şey…
Her şey çabuk geçer
Ve birden gün ağarır.
Hepsi o kadar.
***
Dönünce Özbek’e deniz ve güneşle baş başa kaldık desem yeridir.
Bu kez eylülde gerçekleşecek Bornova Kitap Günleri etkinliği hazırlıkları başladı.
TYS temsilcisi olmak böyle, her etkinlik için üyeler sizi arayıp duruyor…
Dolayısıyla eskiden izleyici olarak gezdiğimiz etkinlikler şimdi sizin için başka bir boyuta evriliyor.
Taleplerimiz çoğaldı, etkinliğin daha verimli geçmesi konusunda önerilerimiz çoğaldı falan!
Ve fakat dinleyen var mı, derseniz o konuda iyimser olduğum söylenemez.
Belki önümüzdeki yıl bu öneriler dikkate alınır diye ummaktan da geri durmuyorum.
***
Bornova Kitap Günleri bu yıl yedinci kez düzenleniyor.
Biliyorsunuz yerel yönetimlerin bu tür büyük etkinlikleri edebiyat dernekleriyle hazırlamalarını hep savundum.
Çalıştığım dönemde, yirmi yıl süren İzmir Öykü Günleri ile İzmir Şiir Buluşmaları’nda da bu görüşümü hayata geçirdiğimi dostlarımız bilir.
Edebiyatçılar Derneği, PEN ve TYS temsilcileriyle önde gelen yazar dostların yer aldığı düzenleme kurulları bu etkinliklerin hazırlanmasında belediye kadar etkili olurdu o yıllarda.
Şimdi gene bu yöntem denenemez mi?
Olabilir.
Ama katılımcı anlayışı benimseme takdiri orada çalışan arkadaşlara ait elbette.
Bizden önermesi…
Her neyse bu etkinlik için belediyeden TYS üyelerinin kitaplarını imzalaması taleplerimizden bir oldu.
Diğeri de iki etkinliğin kotarılması.
Ne onlar?
Biri yirmi dört yıldır iki emekçi gazetecinin sürdürdüğü Kent Yaşam internet portalının öyküsünü etkinliğe taşımak.
Saadet ve Hüseyin Erciyas arkadaşlarımdan bu zorlu yolculuğu dinlemek.
Diğeri de Bornova’yı anlatmalarını istemek.
Kimden? Hülya Soyşekerci ve Altan Altın’dan.
Soyşekerci’nin, edebiyat eleştirmenliği yanında Bornova’yı anlattığı, Bornova’dan Gün Rengi Sayfalar kitabı da var bilindiği gibi.
Altan Altın’ın da Bornova’m –Morsalkımların Masalı– kitabı, Âlâ Yayıncılık etiketiyle baskıda olan iki dilli (Türkçe-İngilizce) Bornova Homeros Mağaraları-Destanların Doğduğu Yer3 ve daha onlarca anlatısı var Bornova için.
Şimdi top, Bornova Kitap Günleri düzenleyicilerinde, bakalım ne diyecekler!
………………..
1 Hasan Özkılıç (yazar/ 12 Mayıs 1951, Iğdır-5 Mayıs 2025, İzmir)
2 Süreyya Berfe (şair, yazar/ 27 Ocak 1943, İstanbul-9 Ocak 2024, İzmir)
3 Bornova Homeros Mağaraları-Destanların Doğduğu Yer, Altan Altın, araştırma, Âlâ Yayıncılık, Temmuz 2026, 208s.














