Bu hafta köşeme incir yaprağını yazmayı düşünüyordum. Şükürler olsun ki çağdaş, modern, laik vekillerimizden biri mecliste bu büyük memleket meselesini gündeme taşıdı da ülke korkunç bir felaketten kurtuldu.
Yoksa Allah muhafaza, birkaç vatandaşımız o geri kalmışlık taytını görür, utanmadan bir de giyer uygulamaya kalkardı! Bizde kız çocuğu giyemezken koca vali…Vay utanmaz! Allahtan çağdaş, laik, modern vekilimiz memleketi kurtardı…
Fakat hayatın başka planları vardı.
Akşam kızım parmağını blendıra kaptırınca soluğu Seferihisar Devlet Hastanesi’nde aldık. İlk müdahale yapıldı, filmi çekildi, iğneleri vuruldu. Parmakta tendon kopması ve kemikte parçalanma olduğu için bizi Dokuz Eylül Hastanesi’ne sevk ettiler. Elimize verilen sevk kâğıdı sayesinde işimiz biraz hızlandı.
Ama acil servis…
Orası tam anlamıyla mahşer yeri.
Genç doktorlar ve sağlık çalışanları bir sedyeden diğerine, bir hastadan ötekine koşuyordu. Allah var; gördüğüm gençlerin hepsi pırıl pırıldı. Yorgundular ama görevlerini yapmaya çalışıyorlardı.
Fakat biz…
Biz millet olarak başka bir yerdeydik.
Bağıran mı ararsınız, doktora akıl veren mi? Hakaret, küfür eden mi? Doktordan daha iyi doktor olduğuna inanan mı?
Hepsi vardı.
Bir amca zil zurna sarhoş… Sırası gelmedi diye ortalığı birbirine kattı, doktorlara hakaretler savuruyor. Sorunu neymiş derseniz, çişi geliyormuş da doktorlar onu tuvalete götürmüyormuş, ortalığa mı yapsınmış! Bakın hele tam bir çağdaşlık abidesi.
Bir diğer
tarafta motosiklet kazası geçirmiş yirmi beş yaşlarında bir delikanlı hemen yanımızdaki sedyede yatıyor. Gelen gideni haddinden fazla ve gelenlerin tümü sanki acil servis uzmanı doktor, çocuğu muayene ediyor.
“Parmaklarını oynat.”
“Kolunu kaldır.”
“Ayağını salla.”
Olmadı, ayağının altını sıkıştırıp “Hissediyor musun?” diye test yapan bile vardı.
Herkes doktor…
Herkes uzman…
Herkes her şeyi biliyor.
Sadece işi gerçekten bilenlerin işini yapmasına kimsenin tahammülü yok.
İşte o an düşündüm.
Belki de memleketin asıl meselesi incir yaprağı değildir.
Asıl mesele, herkesin her konuda fikir sahibi olduğu ama kimsenin kendi sınırını bilmediği bu tuhaf hâlimizdir.
Biz galiba bilgi çağını değil, “herbokologluk” çağını yaşıyoruz.
Ve ne yazık ki bu ülkede en kolay alınan diploma, kimsenin vermediği uzmanlık diploması.
Ve böylesi çağdaş vekiller seçiyor olmamız…














