MÖ 400’lerdi.
Ege ve Akdeniz’i kucaklayan Korint Şehir Devleti’nde güzeller güzeli bir kız yaşardı.
Kentin en güzeliydi.
Bekar Korintliler onu kendilerine eş etmek için birbiriyle yarışırdı.
Ama onun gönlünün bir sultanı vardı.
Genç ve yakışıklı bir gençti sevgilisi.
Aşkları dillere destandı.
Evlenmeye karar verdiler ve dört tarafa haber saldılar.
Tam düğün hazırlıkları başlamıştı ki, genç kız salgın bir hastalıktan vefat etmez mi.
Korint yasa boğuldu.
Ailesi görkemli bir mezar yaptırdı talihsiz kıza.
En sevdiği eşyalarla dolu bir hasır sepeti de başucuna koydular.
Ayrıca yağmur ve rüzgardan etkilenmemesi için de sepetin üzerini geniş bir tuğla ile kapattılar.
Aylar geçti.
Dönemin ünlü yontucusu Callimachus’un yolu mezarlığa düştü.
Gözü bir anda genç kızın mezarına takıldı.
Ailesinin bıraktığı sepet rastlantı sonucu bir bitkinin üzerine konmuştu.
Bahar gelince bitki ortadan filizlenerek yaprak vermiş ve sepetin kenarlarında gelişen yapraklar kiremitin ağırlığı altında kıvrılarak uçlarda volütleri oluşturmuştu.
Heykeltraş Callimachus bu görüntüden çok etkilendi.
Dakikalarca seyretti.
Sonra tüm ayrıntılarla kağıda çizdi.
Ve atölyesine gider gitmez çiçeğin yapraklarını mermere yonttu.
O günden itibaren Korinth usulü tüm yapıların sütun başlıklarında kullanıldı.
Yüzlerce yıl her dikilen Korith tapınağında bu sembol artık vazgeçilmez olmuştu.
Belki de heykeltraş Callimachus evlilik çağında ölen o genç kızı ölümsüz yapmak istemişti.
Callimachus’un genç kızın mezarında görüp mermere yonttuğu ve yüzlerce yıl sembol olarak kullanılan o bitki Acanthus’tu.
Bizler “Ayı Pençesi” diyoruz.
Antik dönemin önemli tarihçisi Plinius’a göre
Datça’nın doğa harikası Kargı Koyu’ndaki antik kentin ismi de Acanthus’tu.
Bu cennet koyun bir zamanlar Acanthus’larla dolu olduğu söylenir.
Hatta tıpkı Korintli genç kızın mezarından fışkırdığı gibi, Acanthus Kentinin nekropolündeki mezarları da yüzlerce yıl bu çiçeklerin süslediği belirtilir.
Kargı Koyu kuzey yamacı dağlarla çevrili olduğu için kuzey rüzgarlarından etkilenmez.
Bu nedenle denizi çoğunlukla durgundur.
Deniz mavinin binbir tonunu barındırır.
Cevat Şakir’in anlatımıyla “Altı yedi bin yıl önce kayığı ilk yüzdüren dalgalar ve dalgalara ilk binen kayıklar hep buralıydılar.”
Ancak, Kargı Koyu sadece denizi ve manzarasıyla değil, doğası ve tarihiyle de Datça yarımadası’nın en değerli yerlerinden biri.
Antik Karya yolunun geçtiği yer.
Her yıl yüzlerce insan Datça’dan Kızılova’ya doğa yürüyüşlerinde bu yolu kullanıyor.
Yazın papatyalarla, gelincikle dolu bir bölge.
Onlarca endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor.
Yürürken insan 2000 yıl öncesine gidiyor adeta.
Toprak yüzüne çıkmış kalıntılar, sarnıçlar, antik dönemden kalma testi parçaları, mermer sütunlar, mezarlar.
Bu nedenle koyun bir bölümü arkeolojik, bir bölümü de doğal sit alanı.
İddia ediyorum.
Edirne’den dışarıda başka bir ülkede olsa, çivi çaktırmazlar.
Milli Park ilan ederek betona, inşaata, kaçak göçeğe kapatırlar.
Ya bizde!














