8 – Şubat – 2026 Pazar günü Koza Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü organizasyonu ile yapılan Doğa yürüyüşü.
ORHANELİ – Taş mektep – Antik su yolu – Şükrüye – Kocasu – Deliballar köprüsü.

Orhaneli İlçesi merkezinde otobüslerden inildi. Geçen yıl da uğradığımız kafede çay ve ihtiyaç molası verildi. Kahvaltı yapmak isteyenlere kolaylık.
Gruba Orhaneli de katılan Ahmet’in, yada tanıdığının mekanı.
450 metre rakımla Taşmektebe doğru çıkıyoruz. 8 kilometre sonra 700 metre rakımla Şükrüye köyü mıntıkasına varıyoruz. Orhaneli solumuzda, yüksekten seyrediyoruz. Buraya kadar hava gayet güzel, soğuk da yok.

İlk mola da gözler başkan Ayhan Kazancı yı arıyor. Her zamanki gibi yürüyüş kurallarını anlatacak.
“Arkadaşlar, doğaya çöp bırakmıyoruz, sadece ayak izlerimizi” diye devam eden. Ama yok, benzer konuşmayı Erdal yapıyor. İlerleyen saatlerde Beytullah, Ayhan’dan kalan boşlukları doldurmaya çalışıyor. Beytullahın darbe yaptığı söylentileri homurtulara yol açıyor. Çektiği videoda anlaşılır hale geliyor. Darbeler yabancımız değil, içinde büyümüşüz.

Yürüyüşün başka bir yıldızı Kemo Pepic in de olmadığı kısa sürede anlaşılıyor. O Şen kahkahalar bu gün duyulmayacak.
Ne zaman ki öğlen yemek molası bilgisi veriliyor. Tepe üzerine öbek öbek yayılıyoruz. Oturduğumuzu gören bulutlar hareket ediyor. Üzerindeki suları alıştıra alıştıra üzerimize dökmeye başlıyorlar.

Ağzına son lokmasını alan ayağa fırlıyor. Bitiremeyenler şansına küssün. Yağmur aman vermiyor. Yağmurluklar giyiliyor. Kalabalık başka renklere bürünüyor. Renk renk yağmurluklar içinde herkes birbirine benziyor.
Aklıma böyle bir günde Çin gezicisinde grubu kaybettiğim aklıma geliyor. Papatya tarlası gibi rengarenk insan kalabalıkları içerisinde Türkçe bir sözcük duymak için ne çok koşmuştum.

Neyse burada kaybolmak zor. Hava açık, sis yok. Oradaki kalabalığı anlatmak için ağaçları da saymak gerekir. İyi ki ağaçlar bize benzemiyor.
Ormaniçi , yatay ve inişli yollardan karşıdaki taş ocaklarını Köy sanmamız kısa sürdü. Pazar günü bile makina gürültülerini duyduk. Ormanın kalbinin oyulduğunu fark etmeden önce manzaranın güzelliğini arkamıza alarak fotoğraflar çektik.
Daha aşağı yamaçta Deliballar köyü gözüktüğünde bitişe yaklaştığımızı anladık.
Sağımızda vadinin derinliklerinde yüksekten gördüğümüz Kocasu, ismi gibi Kocaman akıyordu. Deliballar köprüsü olmasa köye geçilemezdi. Köye gitmesek De köprüden bir o yana bir bu yana geçtik. Üzerinde fotoğraflar çektik.
Kocasu bir ırmak gibi coşkun akıyordu. Bu kadar suyun Barajı dolduramadığına inanamadım.
Köprü ayağında bizi bekleyen otobüslerle Orhaneli’ye sabah bıraktığımız kafeye geldik. Yarım saatlik çay ve ihtiyaç molası başladı. Çarşı içi olduğu için çorba içen yemek yiyenler oldu. Telefonumda eşimin, Çoban Meral ,mesaj attığını gördüm. “Süt bulursan alabilirsin”, yoğurt yapmak için süt lazımdı. Ahmet, ” Camiyi geçince, sağda, mandıra var” orada bulursun. Mandıraya sorduğumda köşedeki kasapta olduğunu öğrendim. Gerçekten kasapta süt vardı. İki tane beş litrelik doldurmasını istedim. İkinci bidonu, kendisine sormadan komşum Özcan Gümüş için aldım. İhtiyaçları yoksa nasıl olsa gruptan başka biri alır. Kasapta iki arkadaş yemek yiyordu. Ne çabuk pişmiş, belki önceden haber vermişlerdir. Kasapta et pişirip yemeye zaman olmuş.

Yürüyüş esnasında mola veremediğimiz için erken bitirdik. Saat on beş otuz da şehirden Bursa’ya doğru yola çıktık.
Haftaya karlı bir rota görünen Uludağ’da, Oteller- Cennet kayalıkları- Alıç yayla- Bağlı- Çaybaşı köyü, yürüyüşünde, buluşmak üzere sağlık ve güzellikle kalın. Hoşça kalın.














