19 Mayıs 2023 tarihli Yenigün Gazetesi’ndeki köşe yazısıdır.
Tarım, sonra sanayi ve şimdi bilgi toplumu dönemini yaşadığımız söyleniyor.
Bu evrelerin her birine dair farklı zihinsel kodlar ve dolayısıyla kavramlar var.
Bunları anlatacak değilim.
Ama bu kavramlardan biri var ki gündelik yaşamımızın tam da ortasında duruyor.
Karşı dairemizden başlayarak başka noktalara kadar açılıp gidiyor.
Anlatacağım şey, komşuluk!
***

Bilindiği gibi hepimiz eski komşulukların kalmadığından sık söz ederiz.
Çünkü şehirler; kalabalıklaştı, büyüdü, metropollere dönüştü.
Düşünün, otuz katlı bir gökdelende nasıl komşuluk edilecek ki!
Bekir Ağırdır da “Hikâyesini Arayan Gelecek” isimli kitabında bu konuya parmak basıyor.
“Tarım ve sanayi toplumlarının gündelik pratikleri içinde önemli bir ilişki zemini ve formatı olan komşuluk, bugünün yeni yaşam alanları ve ritmi içinde başka bir biçime dönüşüyor ve komşu tanımı değişiyor…” diyor.(1)
Yerine sosyal ağların yarattığı yeni ilişki biçimleri geliyor. Mesela Facebook’ta takip ettiğiniz gruplar, her gün yürüyüş yaptığınız yerdeki arkadaşlarınız, ayda bir meyhanede buluştuğunuz grup gibi.
Artık bunlarla komşuyuz ve üstelik komşunun ille de karşı dairede oturma koşulu yok!
***
Konda araştırma şirketi bu durumu bir anketle de saptamış:
2014’te, ‘Bayramlarda komşularınıza gide misiniz?’ diye sormuş. ‘Giderim’ diyenlerin oranı: yüzde 54.
Dolayısıyla geleneksel komşuluk ilişkileri zaten yarıya yakın kesim tarafından defterden silinmiş bile.
***
UMURBEY MAHALLESİ SANATLA GÜZELLEŞMİŞ!
DARAĞACI KOLEKTİFİ
Tam da komşuluğun bittiğini söylediğim bir yazının devamında gene komşuluktan söz etmem gerekecek.
Demek ki hayat diyalektik tarzda ilerliyor; çelişkiler, karşıtlar hayatın içinde birlikte yer bulabiliyor.
Fakat geleneksel tanımların dışında bir komşuluk bu kez anlattığımız:
***
Umurbey Mahallesini bilir misiniz?
Eski adı Darağacı olan mahalleyi.
Burası Alsancak Stadı’nın arka tarafında, eski Sümerbank İşletmesi’nin yanı başında olan bir mahalle.
Sümerbank kapandı yıllar önce, Şark Sanayi de vardı, şimdi o da yok.
Şimdi bu mahalle, daha çok araba ve motor tamircilerinin yoğun olarak yer aldığı, bir bölümünün de konut olduğu bir yere dönüşmüş durumda.
Aslında bakımsız, tek katlı, kırık dökük binaların olduğu bir yerden söz ediyoruz.
Ama bir grup sanatçı genç burada 2016’dan beri atölye açmış, sonra sergiler yapılmış ve giderek bu kırık-dökük semt sanatla sevimli bir hale dönüşmüş.
İş, sergilerle de kalmamış, nerdeyse bütün sokak duvarları resimlerle (“mural” deniyor bunlara) doldurulmuş, kimi yerde heykeller göze çarpıyor.
Araba lastikleri, atölyelerden çıkan atıklar; sanatsal objelere dönüşmüş, sergilerde yer bulmuş.
***

Geçen haftaki, “21. Yüzyılda Kültürün ve Sanatın Geleceği” sempozyumunda bu semti güzelleştirenlerin oluşturduğu Darağacı Kolektifi’nden Cenkhan Aksoy semtte olan biteni anlattığında, ben de bu işten haberdar oldum.
Ve ertesi gün merakla gittim semte.
Gerçekten şenlikli, denildiği gibi bütün duvarları resimlerle, “mural” denen teknikle tuvale dönüştürülmüş sevimli bir semt yaratıldığını gözlerimle gördüm.
Sokakları merakla turlarken yaşları 20-24 arası üç kız arkadaşın sergisini de gezdim.
***
Sergi mekânı mı?
Terk edilmiş yıkık bir binanın yirmi metrekare var yok bir odası, kapısı araba lastikleriyle kapatılmış harabe bir yer.
İçeriye davet ettiler. Kendi yaptıkları resimler, fotoğraflar, duvarlara çekilmiş bir ip üzerinde ziyaretçilerin beğenisine sunuluyordu.
Kızların cesaretine, yaratma güçlerine, olanaksızlıklar içinde bunu yapmış olmalarına hayran oldum.
Normalde burasının çöp atılan bir yer olduğunu sanırsınız.
Ama öyle değil; temizlenmiş, sevimli bir mekâna dönüştürülmüş.
Sonra yanımıza başka gençler geldi. Güzel Sanatlardan mezun olunca burada atölye tutmuş, sanatsal üretimini bu semtte sürdüren, bir kısmının burada ev kiraladığı gençlerdi bunlar.
***
Hikâye 2016’da başlıyor.
Önce birkaç genç, akademiden sonra buraya gelmiş, diğerleri bunları izlemiş ve sayı giderek çoğalmış.
İşte, Darağacı Kolektifi bu gençlerden oluşuyor.
Sonra da semt bir sanat mekânına dönüşmüş.
Sergiler, söyleşiler, duvarların resimlerle donatılması, farklı objelerden sanat çalışmaları almış yürümüş.
***

Başta komşuluk demiştik ya işte bu noktada bu kavram devreye girmiş, buradaki tamirhane sahipleri de bu çalışmalarda yer almış. Konu komşu hep birlikte semti güzelleştirmeyi kendilerine görev edinmişler.
Sokak araları temizlenmiş, çöplerden arındırılmış.
Belediyelerden fazla yardım almadıkları belli, bunun yerine mahalledeki esnaftan kaportacı dükkânı olan Hüseyin Bey, mahallenin bakkalı, mahallenin “Anne” dedikleri muhtarı Fatma Kaçaro zaten hep işin içinde olanlardan.
Harika bir dayanışma! Ve birbirleriyle komşuluk etme pratiği, bu olsa gerek.
Hem sanatı geliştiren hem de mahallenin gelişmesine katkı var bu pratikte.
***
Komşuluk dediğimiz kavram, görüldüğü gibi burada karşı komşu mesafesinin çok ötesine geçmiş, aynı amacı paylaşanların ortak sevincine dönüşmüş.
Üstelik semtin değişimine adeta manivela olmuş.
Semt değişmiş, sevimli bir mahalleye dönüşmüş.
Aslında söylenecek çok şey var ama en iyisi siz yolunuzu bu semte düşürün, söylediklerimi gözlerinizle görün!
Önce muhtar Fatma Hanımı bulun, o yoksa kaportacı Hüseyin’i, olmadı mahallenin bakkalını sorun, onlar sizi gençlere götürecektir.
Ha, geçerken mahalle bostanına da göz atın.
Yıkık bir binanın önü temizlenmiş, 30 metrekarelik bir alan mahalle bostanı yapılmış.
Ah bu Gezi’nin halt olasıca artçıları var ya ta buralara kadar gelivermiş!
Bu bostanda çöpten buldukları kocaman su deposunu göreceksiniz, sonra orada yetişmiş marulları, biberleri…
Görün ve bu gençleri kutlayın!
Daha ne diyeyim, bu gençler ne yapsınlar yani!
………………….
1 Hikâyesini Arayan Gelecek, Bekir Ağırdır, araştırma, Doğan Kitap, 2020, s.100














