Joan Miro’nun İzmir’e konuk olduğu sergi, “İmge-Metin-Gösterge” adıyla, Eylül’ün 26’sında açılmasına karşın gidememiştim.
Kent kargaşası böyle, 3 Aralık’ta tuttum serginin yolunu.
Arkas Sanat Merkezi Kordon’da, oradan yürümek de ayrı bir güzellik.
Kış Kordon’u bana farklı göründü; tenha, mahzun, bir başına kalmış gibi. Pasaport’tan başlayıp Liman’a kadar serilip giden çimlerde ne yürüyenler vardı ne de sarmaş dolaş gençler…
Halbuki daha yirmi gün önce, aynı yerlerde iğne atsan yere düşmezdi.
Kordon’un güzelliğini bir yana koyup Arkas’a vardığımda artık başka bir dünyanın içindeydim. Barselona (1893) doğumlu Joan Miro’nun gerçeküstü dünyasını yansıtan eserleri beni büyülemişti bu kez.
***
Çizim, resim, heykel ve dokuma gibi farklı disiplinlerden oluşmuş 72 yapıt oluşturuyor sergiyi…
Kimi bir tuvale sığacak kadar yer kaplıyor, kimisi bir duvarı kaplayacak kadar figüratif, kimi kumaştan, kimi seramikten; resim, heykel, çizim, kolaj…
Renklerin binbir tonu, neşeli deli dolu desenler, değişik temsilleri ve imgeleri akla getiren yapıtlar…
Hepsinin ortak yanı; İspanyol, hepsi Akdenizli, biraz soyut, biraz gerçeküstü…
***
Miro; Picasso, Dali gibi büyük sanatçılar kuşağıyla aynı yıllarda yaşamış.
Dolayısıyla dünyanın en büyük yıkımı olan birinci ve ikinci dünya savaşını üçü de dolu dolu yaşama bahtsızlığına uğramış.
Oradaki kıyıcılığı, barbarlığı, insan aklının nasıl yoldan çıktığını kendi gözleriyle üçü de görmüş ve bu gerçeklik yapıtlarında bildiğimiz çizgileri, desenleri, hatta renkleri bile farklı, absürt hale getirmeye yetmiş.
İmgeler çoğunluk ters yüz edilmiş durumda.
Gerçeküstücülük, Varoluşçuluk, Dadaizm gibi sanat akımlarının bu yapıtlarda boy vermesi bu yüzden şaşırtıcı değil.

***
Bir başka yan da bu ustaların eserlerinde estetik dilin yanında düzene başkaldıran gerçekliğin oluşudur.
Bunu “Guernica” tablosundan biliyoruz.
Bence Miro’nun yapıtlarını da bu açıdan okumak gerekiyor.
Verili olan her şeye başka bir açıdan bakan; perspektifi, çizgisi, rengi, figürü…herşeyi farklı bir gerçeklik…
Tıpkı Nedim Gürsel’in,Van Gogh’u anlatırken kullandığı gibi:
…Renkler doğada göründükleri gibi değil, sanatçının onları algıladığı gibi duruyorlardı tabloda. Gerçekliği yansıtmıyorlardı, hayır. Van Gogh’un yalnızlığını, iç dünyasında kopan fırtınayı, yoksulluğunu, çektiği acıları dışa vuruyordu.”1

Böyle bir gerçeklik, kuşkusuz Miro’da da var.
***
Her sanatçı sonuçta yaşadıklarını biraz da eserlerine aktarandır.
Cem Erciyes, Miro’nun yapıtlarındaki ana tema için,“…İnsanın bilinçaltı; doğayla, hayatla, gökyüzüyle kurduğu ilişkiye dair simgelerden oluşuyor.” diyor.
Ondaki yalnızlık, acı, yoksulluk doğal olarak Van Gogh kadar değil. O, daha çok, çağdaş dünyanın başka dertleriyle hemhal…
Bu sergi daha önce, İstanbul Pera ve Sakıp Sabancı Müzelerinde yer almış, üçüncü durak İzmir’e gelmiş.
Tabii bu tip sergiler sanatçının koleksiyonunu içerdiği için pahalı işler.
Bu nedenle iki belediye sponsor olmuş; biri İzmir Büyükşehir, diğeri Porto Belediyesi. Bu da sevindirici.
***
ARKAS VE İZMİR
Sergi vesilesiyle hatırlatacağımız bir başka şey de bir iş insanının yaşadığı kente sanat adına kattıklarıyla ilgili konular.
Bizde hep bir klişe vardı; Türk burjuvazisi kendi kültürel gelişimini tamamlayamadığı için topluma yapacağı katkı konusunda zorunlu olarak eksik kalıyor. Özellikle kültürel konularda yeterli yatırımları yapmaktan geri duruyor.
Batıdan örneklerle de bu durum göz önüne serilir, İtalya’da Mecidi ailesi anımsatılırdı.
O aile ki resme, mimariye ve müziğe verdiği destekle hem bu dalların gelişimini sağlamış hem de kendilerini tarih önünde unutulmaz kılmıştı.
Bizde bu durumun olmaması bir eksiklik olarak görülürdü.
***
İşte, bu eksiklik ortadan kalkmak üzere; bizim zengin iş insanlarımız da kurdukları vakıflarla ya da doğrudan bütçe ayırarak sanata, kültüre, edebiyat ve mimariye yaptıkları yatırımlarla bu boşluğu dolduruyor gibiler.
İstanbul’da Koç, Sabancı ve Eczacıbaşı ailelerini biliyoruz.
Kurdukları müzelerle İstanbul’un kültürel kimliğine zenginlik katmayı başarıyorlar.
Gene Borusan, Folkart bu alanda çalışma yürüten işletmeler.
İzmir’de de bu işin öncüsü iş insanı Lucien Arkas.
İzmir’de, Arkas Sanat Merkezi’ni bilmeyen yoktur umarım.
Epeydir, dünya çapında sergileri burada izliyoruz.
Arkas’ın kültür yatırımları Arkas Sanat Merkezi’yle sınırlı değil; Bornova’da Deniz Tarihi Müzesi kendi alanında iddiası olan bir değer.
Gene Bornova’da Halı Müzesi aynı biçimde başka bir güzellik.
***
Yakın geçmişte “Arkas Urla” ve “Arkas Alaçatı” diye iki sanat ve sergi merkezinin daha açılışına tanıklık etmiştik.
Bu müze ve merkezlerin hepsi de tarihi binaların restore edilmesiyle elde ediliyor. Bu bakımdan binaların kendisi de bir değer.
Bu kez iyi bir şey daha öğreniyoruz ki Arkas; yakın zamanda Göztepe’de Ayşe Mayda Köşkü içinde bir “Resim Müzesi”, arkasından Bayraklı’daki Mistral gökdeleninde, Çağdaş Sanat Merkezi’ni de diğer müze ve merkezlerin yanına ekleyecek.
Bütün bunlar, şehri seven bir iş insanının yaptığı güzel işlere harika örnekler…
Bu bakımdan bir İzmirli olarak Arkas yönetim kurulu başkanı Lucien Arkas’a teşekkürlerimi iletiyorum.
…………..
1Son Fasıl, Nedim Gürsel, gezi, Doğan Kitap, 2021, İstanbul, s.43














