Cevdet Yüceer’in cümlelerini ödünç alayım:
“Zeytin ağaçları arasından kıvrıla kıvrıla gelip nergis kokuları arasından üzüm renkli denize ulaştığınız an Karaburun’dasınız.” 1
Yüceer’in bu satırları Karaburun’un kışınki durumunu tarif ediyor, biz ise haziranın sonunda Karaburun’a geldik.
Tabii nergisler ocak ya da şubatı bekliyor ama şimdi hava sıcak mı sıcak!
Kafanızı çevirip şehre baktığınızda, İtalya, Fransa ya da İspanya’nın kıyı şehirlerinden birinde olduğunuz hissine kapılabilirsiniz.
Çünkü Akdeniz coğrafyası hepsine aynı güzelliği nakşetmiş; hepsinde denize yukarıdan- tepeden bakan evler var, evleri süsleyen begonviller, morsalkımlar, daracık arnavut kaldırımlı yollar…

Ve bu yollar sizi aşağılara, denize götürüyor.
Hepsi birer ‘yalancı cennet’adeta…
Karaburun’un onlardan bir ayrıcalığı var, buranın henüz gergef gibi işlenmemiş olması o da.
Yani bakir ve doğal olması…
Zamanla değişir mi? Değişir…
Bunun işareti ulaşımı kolaylaştıran yolun birkaç yıl önce devreye girmiş olması.
O günlere daha zaman var.
O halde tadını çıkarın; Karaburun’un masmavi denizini, gece ışıklarıyla görsel şölen sunan hemen yakındaki Midilli Adası’nı, zeytini, üzümü, keçi peyniri ve tabii ki sakinliğiyle keşfe çıkın.
Ünlü yazar Nedim Gürsel demiyor mu? “…kentte her durumda gözün görebileceği, kulağın işitebileceğinden fazlası, keşfedilmeyi bekleyen bir dekor ya da bir manzara vardır.”2diye.
***
Karaburun’a, arkadaşım Cevdet Yüceer’e gidiyoruz.
Yıllardır hep duyardım Şiirköy’de yaşadığını.
Yüceer, benim 2000’li yılların başında Sedat Şanver’le çıkarttığımız “Yazı Kültürü” dergisinden arkadaşım, dostum.
O yıllar üç beş arkadaş bir araya gelip harçlıklarımızla dergi çıkarmayı başardığımız yıllardı.
İşte o üç beş kişiden biri de Cevdet Yüceer idi.

Dergide nasıl da güzel bir heyecan vardı, hepimiz kent üzerine yazdıklarımızla şehirdeki bozulmanın önüne geçebileceğimiz iyimserliği taşıyorduk.
İzmir güzelleşecek, Cevdet, Sedat ve daha onlarca arkadaş yazdıkça bu kentin yöneticileri bizi dinleyecek, planlar ona göre yapılacak, insanların konut ihtiyacı kamusal anlayışla karşılanacak, körfez tertemiz kalacak ve daha şehirciliğe dair ne varsa her şey iyiye gidecek/ti…
***
Bu arada tabii ki şehrin kültürü ve sanatı da derginin ilgi alanındaydı.
Ancak kazın ayağı hiç de öyle değildi, bizim yazdıklarımızı üç beş kişiden gayri ne okuyan ne de dinleyen oldu.
Ne gerek vardı böyle dergiye filan, bunları zaten yöneticilerimiz bilmez miydi?
Sonra dergi galiba iki yılın sonunda ömrünü tamamlayarak tarihe karıştı, hepimiz ‘evlerimize’ döndük.
Cevdet, İzmir kentine bizim gibi ayar vermekten bıkmış olmalı ki kendini Karaburun’a attı.
Yıllardır yazları burada, kışları da İzmir’de yaşar
Şimdi yaz ve o;bir buçuk dönümlük Şiirköy adını verdiği yerde, Midilli Adası’nı ve kocaman Karaburun denizini seyrederek yaz aylarını geçiriyor.
E, ne de olsa hocası Cemal Süreya.
Süreyane demişti bir şiirinde?
“Uygarlık kuzeye doğru çekilirken/ Akdeniz kıyılarına iki nöbetçi dikti/ Güneşi bir de şiiri”
***
Yüceer şimdi nöbetçilerden biri olan şiirin yanında bütün sevgisiyle hizalanmış.
Kışları Karşıyaka’da, “Veysel Çolak Şiir Atölyesi”nde şiir severlerle buluşmaktan geri durmuyor. Yazın ise mekânı Şiirköy.
Kış macerası ayrı bir konu; usta şair Veysel Çolak’la bir atölyede olmak başlı başına bir keyif olmalı ve bunun hikâyesi de anlatılmaya değer doğrusu.
Ama biz şimdilik Şiirköy’ü anlatalım:
***
Şiirköy, İzmir’den gelip Karaburun’u geçip yönünüzü Çeşme istikametine çevirdiğinizde beş altı yüz metre sonra sizi karşılayan şirin bir yer.
Zeytinlikler içinde bir ev,bahçesinde orta düzey bir kafeye yetecek masa ve sandalyesi olan bir doğa parçası. Bahçede onlarca zeytin ağacı, kenarlarda yeni ekilmiş domates ve biberler…
Oturduğunuz yerde kafanızı zeytin ağacının dalları okşuyor.
Hoşbeşten sonra konu kendini şiire yönlendiriyor.
Burada öncelik şiirin.
O yüzden olsa gerek ki Yüceer burayı şiirle bir arada yaşayacağı bir yaşam alanı olarak tasarlamış.
Burada şiirler okunacak; diğer sanat disiplinleri, müzik, tiyatro hatta resim de şiire eşlik edecek…
Dolayısıyla şiirin güzelliği bu zeytinli bahçenin içine sinmiş, girince görüyorsunuz bunu, o hava sizi de sarıyor…
Sanki her zeytin dalı bir mısraya kucak açmış…
“Önde zeytin ağaçları/ arkasında yar…” dizeleri hangi zeytin ağacı üstünden bize göz kırpıyor, doğrusu içimden geçmedi değil!
Acaba Bedri Rahmi de bu dizeleri böyle bir yerden sonra mı kâğıda döktü?
Kim bilir?
***
Şiirköy, yaz boyu sürekli gönüllü katılımcılarla etkinliklerini sürdürüyor.
Bana anlatılan en son “Attilâ İlhan Şiirlerinde Makamlar” adıyla bir etkinlik yapıldığı.
Uygun şiirler seçilmiş, örneğin “Mahur Beste” gibi, gönüllü katılımcılar şiirleri okuduktan sonra, makamın hikâyesi de anlatılmış.
(Aslında o makamda bir de şarkı söylenebilirdi.)
Daha bunun gibi onlarca etkinlik yapılmış burada.
***
Cevdet Yüceer etkinlik alanını burayla sınırlamamış, “Börklüce Şiir Günleri” etkinliğine de öncülük etmiş.
Karaburun’da düzenlenen bu etkinlik on iki yaşına basmış.
Onlarca şair, edebiyat ve sanat insanı bu çalışmalarda yer almış.
Araya pandemi ve seçimler, bir de belediyenin ilgisizliği girince etkinlik iki yıldır yapılamaz olmuş.
***
Cevdet Yüceer’in önemli bir çalışması da şiir üzerine incelemelerini içeren “BirŞiirde Dolaşmak” kitabı.
Kitap, şiir üzerine önemli çözümlemeleri içeriyor.
Tabii arkadaşımın, tiyatromuzun usta adı Genco Erkal kadar iyi bir şiir yorumcusu olduğunu da söylemeliyim.
Görüldüğü gibi Cevdet Yüceer tepeden tırnağa bir şiir sevdalısı.
Geçen hafta bir arkadaşımla Şiirköy’e vardığımızda aklımdan bunlar geçti. Bir dostla onlarca yılın hatırasını paylaşmanın güzelliğini yaşadık.
………………………
1Bir Şiirde Dolaşmak, Cevdet Yüceer, Mimas Yayınları, 2018, İzmir
2Nedim Gürsel’i Okumak-Kentler Kadınlar Yalnızlıklar, Hâle Seval, Doğan Kitap, 2017, s.25
KAYNAK: https://yenigun.com/makale/20797776/salim-cetin/karaburun-cevdet-yuceer-siirkoy














