BİRAZ CESARET
Hitler zamanı Almanya’dan Amerika’ya kaçan Yahudi asıllı ünlü oyuncu, ilk iş olarak çalışma odasına Hitler’in portresini asmış.
Gazeteciler şaşırıp nedenini sormuşlar. Ünlü oyuncu açıklamış nedeni; ” Vatanımı özlememek için astım.”
“Nasıl yani?” demiş gazeteciler.
“Çünkü!” demiş ünlü oyuncu “Portreye her baktığımda niye burada olduğumu hatırlıyorum. “
***
İngiliz şair William Morris ise Paris ziyaretinde bütün yemeklerini Eyfel Kulesinde yemiş.
Vaktinin çoğunu orada geçirip, yazılarını da orada yazınca sormuşlar;” Eyfel kulesi sizi her şeyden çok cezbediyor galiba?”
“Ne münasebet!” demiş Morris “Koca şehirde bu heyulayı görmediğim tek yer burası olduğu için buradayım!”
***
Çok şükür, Türkiye’nin niye bu halde olduğunu hatırlamak için, bizim evimize Sayın Erdoğan’ın portresini asmamıza hiç gerek yok.
Birkaç tanesi dışında, başta TRT olmak üzere bütün televizyon kanalları, bütün gazeteler Sayın Erdoğan’ı beynimize kazıma görevini başarıyla yerine getiriyor.
Hani, Ümit Yaşar Milyon Kere Ayten şiirinde;
Saatim her zaman Ayten’e beş var
Ya da Ayten’i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor,
der ya…
Biz de nereye baksan Sayın Erdoğan’ı görüyoruz.
Onu görmeyip de;
Bir limon’a 20 lira verdiğimizde,
Ev kirasına 40.000 lira verdiğimizde,
Bankamatikte emekli maaşımızın karşısındaki yazan rakamı gördüğümüzde,
Atatürk’e yapılan her saygısızlıkta…
Aklımızdan hep o geçiyor.
***
Bazen, İngiliz şair William Morris’in bütün yemeklerini Eyfel Kulesinde yemesi gibi, ben de gidip AKP’ye mi üye olsam, diye düşünmedim de değil.
Hani belki orada daha az görünür, umuduyla, yani…
***
Eyfel Kulesi demişken…
Dursun arkadaşı Temel’e; “ Ben Sayun Cumhurbaşkanimizu ağaçun en tepesune konmuş bir kartala benzeteyrum!” demiş ve Temel sessiz kalınca sormuş “ Sahi, sen neye benzeteysun?”
“ Bir ağacun, en tepesune çikmuş bir keduye!” demiş Temel yüksek sesle ve sesini alçaltıp Dursun’un kulağına fısıldamış “ Yani, artuk inmesu gerektiğuni kendu de bileyi ama bir türlü inemeyi. Yani, birinun mutlaka tutup indurmesu gerekeyi!” (Bir Ulvi Puğ fıkrasıdır.)
Temel, kedilerin zirveye kolayca çıktıklarını ama aynı kolaylıkta inemediklerini biliyor olmalı.
Bu yüzden; kedi, ağaç, itfaiye haberlerini sık görürüz.
Ben de belki bu yüzden bir şiirimde;
“Bu kadar yüceltmişken,
Bırakma sakın elimi,
Düşersem kırılmadık,
Hayalim kalmaz!” demiştim eşim Nalan Hanım’a.
Evet, zirvedekilerin en büyük korkusu, zirveden düşme korkusudur.
Yükseklik korkusundan çok daha korkunçtur. Hele zirvede, o zirveye çıkmak için yaptıklarınız aklınıza geldikçe…
Yükseklik korkusu, düşme korkusu gibi korkuları tedavi etmenin en pratik yolu olarak maruz bırakma terapisi kabul edilir. Maruz bırakma terapisinde kişi, korktuğu uyaranlara maruz bırakılır.
Sanırım bizim de terapi yapma zamanımız geldi de geçiyor.
Emine, yılbaşı gecesi Temel’le buluşacakmış. Temel’e yeni yıl için ne hediye alacağını bilemeyen Emine, annesi Fadime’ye sormuş;
“Anneciğum, her şeyi olan, çok zengun, çok yakişiklu ve pekar pir erkeğe ne verilur?”
Fadime tecrübesi ile cevaplamış soruyu;
“Ne verulecek kizum? Elbette piraz cesaret verilur!”
Her şeye sahip olan bir dünya liderine verilecek en güzel hediye de bence bu.
İnmesi için biraz cesaret!
Yüreğinizden sevgi, içinizden ümit, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın!
Herkese İyi Pazarlar!
Ulvi Puğ















