Vuslat Güleç Çavuşoğlu
İncecikten bir yağmur yağıyor sanki, ıslanmıyorum gibi ama yok ıslanıyorum.
Bu sokağı bilmiyorum, olsun. Yürüyorum…
Neydi, yollar yürümekle aşınmıyordu değil mi, ne komik söz. Ama aşınmasa durmadan yaparlar mı, aşınıyor demek ki. Merdivenler de öyledir, çok basılan yer aşınır gider.
Adımımın önüne adım atıyorum sadece, yürüyorum…
Yok geçtim ben bu yoldan daha önce. Ne zamandı hatırlamıyorum. Görüntüler bulanık. O zaman yağmur yağmıyordu, yağan başka bir şeydi sanki. Neydi… Ben mi yağıyordum. Bulut nem dolup ağırlaşınca yağarmış. Ben?… ben dolmuş muydum ki?
Yürüyorum…
Öylesine yürüyorum. Ben bu yoldan geçtim daha önce, neden yine bu yoldayım? Şimdi de bulanık görüntüler. Ama yağmur yağıyor. Yağıyor mu? Neden ağlıyorum şimdi. Ağlıyor muyum? Yağmur mu?…
Burnum akıyor, mendilim yok, neden almadım sanki. Yağmur bu. Denize yağınca yağmur, deniz ıslanır mı ki?
Yürüyorum, adımımın önüne adım atıyorum.
Yağmur yağıyor.
Şuradaki saçağın altına sığınmış kedi de benim gibi ıslanmış. Yuvası yok mu ki? Olsa burada olur mu hiç…
Hepimiz mi arıyoruz yitik cennetimizi?…
Yağmur yağıyor…
Yürüyorum…














