Salim ÇETİN
Tarih 1993 ve Eylül’ün 28’idir.
Yer İstanbul, ağaçlar yapraklarını sarıya döndürmüş, ‘hazan mevsimi’ başlamıştır.
İzmirli şair Tevfik Akdağ (1932, İzmir-28.09.1993, İstanbul) bu dünyaya veda ediyor; şair yazar takımı, İstanbul’da, Zühtü Paşa Camisi avlusunda, ona son vedasını etmektedir.
Tarık Dursun da oradadır ve olanları, “Ben Unutmadan”1 kitabında anlatıyor:
“Tabutun başındaydık. ‘Yaz bitti’ dedi içimizden biri. Kim? Necati Güngör mü? Eray Canberk olabilir çünkü şairimizdi ve yazın bittiğini ilk keşfetmek, en çok ona yakışırdı. Sustuk, konuşmadık. Belki ölene saygımızdan, belki konuşmayı sevmeyen bir takım olduğumuzdan. Semih Poroy, Kamil Masaracı, Sabahattin Eneş, Eray Canberk, Şükran Kurdakul, Necati Güngör… Ve tek konuşan Arif Damar.
“Bir ağacın altında durmuştuk. (…) Sarı, parmak kalınlığında bir yaprak havada döne döne indi, Ahmet Oktay’ın sağ omzuna kondu. İkinci yaprak Arif Damar’ın deri montundan kaydı gitti. (…) Namaza durdular. Şairler ve düz yazı yazarlarıyla kadınlar uzaktan izlediler.”

**
Bir şaire, Tevfik Akdağ’a vedadır bu…
Giden gidiyor…
Sonra biz onların izlerini şehirde, yaşadığı topraklarda aramaya çıkıyoruz.
Tıpkı Necati Cumalı’nın izlerini Urla’da aradığımız gibi.
Bu Urla sevdalısı büyük usta Cumalı gideli çok oldu. 10 Ocak, 2001’de İstanbul’da hayata veda edişinden bu yana yirmi bir yıl oldu, bilindiği gibi. Sonra Urla, yazarına sahip çıktı Necati Cumalı Anı ve Kültürevi’ni oluşturdu.
**
Eylül’ün 22’si. Urla’daydım. Tevfik Akdağ’ın İstanbul’daki vedasında olduğu gibi sıcak bir eylül burada da hüküm sürüyor.
Aldırmıyorum. Malgaca Çarşısı’nda, sonra Sanat Sokağı’nda hatta ilçenin merkezinde Cumalı’nın esintisini kovalıyorum.
Geçen yıl okuduğum “Yağmurlar ve Topraklar”2 romanında Nihat’ın dolaştığı sokakları ve parkları, sevgilisi Perihan’ı İzmir’e yolcu ederken beklediği otobüs duraklarını bulmaya çalışıyorum.
“Ay Büyürken Uyuyamam”da3 sevdiği oğlana iğne yapmak için kıvranan hemşireyi…
“Zeliş”te,4 tütün zamanı komşu oğlu Cemal’e kaçan Zeliş’in birden karşıma çıkacağı hayalini kovalıyorum.
**
Bu duygularla arşınladın Malgaca Çarşısı’nı, Sanat Sokağı’nı, şehrin merkezini…
Sonra ayaklarım bir kez daha beni Necati Cumalı Anı ve Kültürevi’ne götürdü.
Çok eski zamanlardan bir gündü, İzmir Öykü Günleri etkinliği için buraya geldiğimizi anımsıyorum.
İstanbul’dan, İzmir’den ve daha pek çok yerden etkinliğe çağırdığımız konuklar vardı.
Necati Cumalı, Yorgo Seferis…
İkisi de Urla’da oturmuş, bu toprakların sesini eserlerinde dile getiren büyük ustalar…
Anıevi’nde Cumalı’nın şahsi eşyaları, kitap kapakları, dostlarıyla fotoğrafları, tiyatro için yazdığı oyunlardan afişler gelenleri karşılamıştı. Hepimiz büyülenmiştik.
Sonra İskele’de, Seferis’in evine gitmiştik.
O günden sonra da Anıevi’ne defalarca gittiğimi söylemeliyim.
İşte şimdi, yine bir 22 Eylül’de, buradayım.
Beni en çok etkileyense çok şık, kareli kalın bir kumaştan ceket, onu bütünleyen kahverengi tonda gömlek ve kravatı oldu. Öylece asmışlar, hiç bozulmadan duruyor.
Sonra çalışma odasında, masası ve sandalyesi.
Masada daktilo, zarf açacağı…
Haliyle bir de not iliştirilmiş: “Oturmayın.” yazılı.
Özellikle dokundum sandalyeye ve masasına.
Hatta daha ötesi, öylece duran Olimpia marka daktilosunun tuşlarına bastım.
Yanında kalemleri vardı.
Aklıma “Mine” filminden kareler geldi: Bir tren istasyonundaki yalnızlık çemberinde yürümeye çalışan hayatlar…
Evi görmeye gelenlerin deftere yazdıklarına baktım:
Bir kız çocuğu, “Biz Gaziantep’ten geldik. Annem ve babamla buradayız. Mutluyuz.” diyordu. Sevindim, demek ki çocuklar ve okullar da geliyor buraya.
Bir başka yazı ise bir edebiyat öğretmenine aitti; “Derya Gülü”, “Nalınlar”ı, “Susuz Yaz”ı izleyen bir öğretmen ve ailesi.
Onlar da böyle bir ziyaretten sevinç duyduklarını yazmıştı.
Bunlardan sonra ben ne yazabilirdim ki!
Çıkarken görevli sordu, sanıyorum yüzümde bir boşluk oluşmuştu,
“Nasıl buldunuz?” diye.
“İyi…” dedim, aklımda büyük usta, Urla; sonra bu şenliğin içinde hepsi birer haşarı çocuk gibi yıldızlara uçup gitmiş onlarca yazar, şair…
Necati Cumalı gibi, Tarık Dursun gibi, Yorgo Seferis gibi, Tevfik Akdağ gibi…
**
Bence Urla’nın nerdeyse merkezinde bulunan Necati Cumalı Anıevi’ne yolunuzu düşürün!
Bir yazarla tanışın/ tanışıklığınızı ilerletin! Bu size yeni pencereler açabilir.

………………………
1 Ben Unutmadan, Tarık Dursun K., anı, Bilgi Yayınevi, 1994, Ankara, s.78
2 Yağmurlar ve Topraklar (Tütün Zamanı-2), Necati Cumalı, roman, Cem Yayınevi, 1973
3 Ay Büyürken Uyuyamam, Necati Cumalı, roman, İmbat Yayınları, 1969
4 Zeliş (Tütün Zamanı-1), Necati Cumalı, roman, Cem Yayınevi, 1971
KAYNAK: https://www.gazeteyenigun.com.tr/necati-cumali-ani-ve-kulturevini-gezdim














