ANADOLU’NUN BAĞRINDA FİLİZLENEN RUHLARIN SESİ
Bir zamanlar İstanbul’un hırçın rüzgarlarını içine çeken, boğazın dalga seslerini ruhuna işleyen genç bir çocuk vardı.
Adı Fuat’tı.
Fuat gönül, kalp demekti.
Bu çocuk, Kasımpaşa’nın taş sokaklarında, babasının elinde yankılanan yaylı tambur sesiyle büyüdü. Annesinin dizlerinin dibinde Gürcü ninnileriyle uyurken kalbinin derinliklerine kök salan ezgilerle, hayatının gönül yolunu çizdi.
Gün geldi, küçük Fuat, ağzına götürdüğü bir armonikayla başladı müziğe. Rüzgarın savurduğu her notada kendini buluyordu. Bazen bir melodika çalardı, bazen bir akordeon; darbukanın derin sesine de dokunmuştu, gitarın tellerine de. Zaman geçtikçe enstrümanları çoğaldı, yeteneği sınır tanımadı.
Gençliği Trabzon’da Sotka mahallesinde geçti. Sotka Rumca “Surların dışında kalan bölge” demekti.
Belki de genç Fuat’ın sınır tanımayan özgür ruhu Sotka’dan kalan bir mirastı.
Sonra İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde resim bölümünü bitirdi, hayata dair resimlerle dolu bir yolculuğa çıktı.
Ürgüp Lisesi’nde öğretmen olarak görev yaparken, resim ve sanat tarihinin, Anadolu’nun köklü kültürüyle harmanlandığı dersler veriyordu.
O artık Fuat Saka ‘ydı.
Ancak, 12 Eylül 1980’de kopan fırtına ülkesinden, sevdiği topraklardan uzaklara savurdu. Yaşamının akışına aykırı, ama kaderin zorunlu kıldığı bir yolculuktu bu. Fransa’nın dar sokaklarında, Almanya’nın yeşil tepelerinde gezindi, oralarda müziğin evrensel diliyle tanıştı, yeteneğini işleyip kendini keşfetti.
1982’de yayımladığı ilk albümü “Yıkılır Zulmün Son Kaleleri,” onun sesini, özlemini, ruhunun isyanını tüm dünyaya duyurdu. Albümü, onun içsel savaşı ve aşkıydı; İstanbul’un paslı duvarlarına kazınan hatıraları, memleket özlemi ve özgürlüğe olan inancıyla yankılandı.
1999’da Türkiye’ye döndüğünde, artık başka bir adamdı; dünya görmüş, sınavlardan geçmiş, ama hâlâ o eski müziğe aşkla bağlı bir adam. “Lazutlar” serisiyle Anadolu folk-rock ve folk cazı buluşturdu. Müziği, Türk halk müziğini dünyaya taşırken, onu Anadolu’nun mistik havasına bürüyen bir elçi gibi, kendi melodilerinde gezdirdi.
Artık Fuat Saka, Datça’nın melteminde, Ege’nin sonsuz maviliğinde bir sığınak bulmuştu. Orada, kendi stüdyosunda, deniz dalgalarının eşlik ettiği türkülerle zamanın yavaş akışına karıştı. 2021’de “Avaz” albümünde Anadolu’nun türlü köşesinden derlediği ezgileri dile getirdi; sesine kattığı her hikaye, toprağın altındaki bin yıllık hafızayı gün yüzüne çıkarıyordu.
Sonra, İstanbul’da, “Göç Senfonisi – Karanlık Sular” adlı bir eseriyle sahneye çıktı. Göçmenlerin acılarını, umutlarını, bilinmezliğe akan yollarını notalarla anlattı. Fuat Saka’nın müziği, bir toprak parçasının hikayesini değil, bütün Anadolu’nun bağrında filizlenen ruhların sesi olmuştu. O ses ülkeyi aştı, Avrupa’yı dolaştı.
Hatta Birleşmiş Milletler’in koruması altına alındı.
Bir zamanlar Kasımpaşa sokaklarında kaybolan o küçük çocuk, şimdi Datça’nın sessiz, huzurlu kıyılarında müziğiyle hatıralara ve tarihe karışıyor. Fuat Saka, her notada bir masal anlatan, her ezgide bir hayat ören bir ozandır.
Karadeniz’in esintilerini, Ege’nin meltemiyle birleştiren müziği sadece kulağa değil, geçmişin ve bugünün hikayelerini harmanlayan gönüllere de hitap ediyor.
(Yarın Ömer Zafer Göktürk )














