İmran Adsay’ın Şeyy Kitap’tan çıkan “Tarihin İçine Yolculuk” kitabı farklı disiplinlerden yazıların bir araya geldiği ve esasında politik yazılardan oluşan bir kitap. Adsay, yazıların politik yönünün ağırlığıyla ilgili olarak, “Keşke daha az politikaya ihtiyaç duyabilseydik ama maalesef bu ülkede bunu hayal etmek oldukça zor” diyor. Sözü Adsay’a bırakıyoruz.
-Sayın Adsay, “Tarihin İçine Yolculuk” adlı kitabınızın öncelikle bölümleri dikkatimi çekti. “Hataya Dair Yazılar”, “Kültür ve Sanat Yazıları”, “Bilim ve Felsefe Yazıları” ve “Politik Yazılar”dan oluşan bir kitap. Siz bu bölümler içinden kendinizi en çok hangi alana yakın hissediyorsunuz?
Sorunun içinde olan ve kitabımda yer alan bütün yazılarıma konu olan alanlara ilgi alanım, hemen hemen hepsi aynıdır. Bilim ve Felsefe, Kültür ve sanat, Politika ve hayatta dair yazılar. Bu alanlar, hem bir insanın birey, olabilmesi hem de bir toplumun “Hayat damarlarıdır”. Bunlardan biri eksik oldum mu, oturduğunuz masanın bir ayağı eksik demektir. Kültür ve sanat, estetik kalite ve güzelliğe giden yoldur. Bilim ve felsefe akla gerçeğe ve ahlaka erdeme giden yoldur. Politika toplumsal gelişim ve adalette erişme bilimidir. Hayatta dair yazılar ise tarihsel ve kültürel birikimlerin günümüzün ruhuyla bütünleştirmektir.
Bugün yaşadığımız politik kaos, sistemin temel sorunları politikanın bilim ve sanat ayağından kopuk ele almasının sonuçlarıdır özet olarak.
–Aslında bütün yazılarınız politik. Sol, sosyalist çizgiyi öne çıkaran, toplumsal muhalefet ve mücadeleyi içeren yazılar. Hangi alanda olursa olsun bu denli politik bir dil oluşturmuş olmanızı neyle açıklarsınız?
Politik arayış kaçınılmaz eylemsel kılavuzudur. Sol ve sosyalistlik yönümse mutlaka yenilemeyi yeni fikirler geliştirmenin 19’uncu asırda ortaya çıkan Marksist fikirlerin tekrar güncellenmesi gerektiği yönünde bir arayış desem daha doğru olur. Politik dil yönelik sorunuza gelince “keşke daha az politikaya ihtiyaç duyabilseydik” ama maalesef bu ülkede bunu hayal etmek oldukça zor.
–Yazıların çeşitli tarihlerde yazıldığını okuyoruz. Ama hemen hepsi 2015 sonrasında yazılmış. Türkiye’nin siyasal gidişatı açısından da sancılı yıllar. Bu dönemde söz söylemenin ve yazmanın karşılığını yani etkisini tespit etmeniz mümkün oldu mu? En azından sizin yazdıklarınıza ki sosyal medyayı etkin kullanıyorsunuz, karşılık alabildiniz mi?
Evet çok yerinde bir soru. 2015’te politika bir gelecek vaat ediyordu. Örneğin 2012 yılının sonunda başlayan çözüm süreci büyük umutlar yaratmıştı. Ve bu umut sağanağı bir çoğumuzu politikanın umut haline gelmesi sonuncunda politik mücadeleye kilitlemişti.
7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra hem devlet hem Kürt siyaseti bir panik yarattı. Barış sürecin bozulmasıyla politikaya karşı güvenimi kaybedip daha çok çözüm yazılarına ve okumaya ağırlık verdim. Çünkü toplumsal akıl firara çıkmıştı.
-Hemen her yazınız Kürt kültürü, tarihi ve siyasetiyle ilgili. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin geleceğine dair neyi görmek istersiniz?
Kürtler en çok ilgiye muhtaç bir toplum aynı zamanda kendimde bu halkın kültürüyle yetiştim. Dünyanın en sorunlu halkı bunların derdiyle hem hal olmazsanız, bence hiçbir yazar veya entelektüel çevreler görevlerini laikliğiyle yapmamış olur.
Bu toplumun dağ gibi sorunlarına sırtını dönemezsiniz.
Kürtlerin geleceği acil siyasallaşmada ve sürekli kendi politik duruşlarını geliştirmede görüyorum. 10 milyonluk aktif siyasallaşan Kürtler eğer siyaseti bir bilim gibi kullanırsa çok şeyler başara bilir.
-Dediğim gibi kitabınız o kadar çok yönlü ki farklı alanlardan isimlere de rastlıyoruz. Jack London da var Firdevsi de. Buna dayanarak sormak isteriz. Edebiyat tutkunuzun baş isimleri kimlerdir?
Evet, kitabımda edebiyat, felsefe ve yaşama dair bir çok yazılar var. Geniş bir skalada yazılmış yazılar bütünüdür. İlk yazılarımda aklımda kitap fikri yoktu. O nedenle birkaç yerde tekrara düştüm.
Kitap çıkarma fikri bir vesileyle kafamda taslak olarak son zamanlarda şekillenmişti. Ama asıl karar vermem Haruki Murakami’nin “Yazarlık üstüne” okuduğum kitabıyla oluştu.
Gelecek hayalim doğu ve batı değerleri bir arada harmanlamak gibi bir hedefim var.
-Selahattin Demirtaş’ın edebi yönüne dair de bir şeyler okuyoruz. Sizce Demirtaş, politik kimliğini aşan bir edebiyat insanı olabildi mi?
S. Demirtaş tek kelimeyle tanımlayacak olursam Politik bir dahidir. Demirtaş, geleceği ön gören biri olmanın yanı sıra içinde yaşadığımız süreci en iyi analiz yapan siyasetidir.
Edebiyatçı yönüne gelecek olursak ki eleştirmen değilim, değerlendirmede hata yapabilirim. Bir kere güçlü bir kalem yaratıcı bir yazar. Bir Yaşar Kemal midir, Murathan Mungan mı, Yoksa James Joyse veya F. Kafka mıdır? Böyle bir kıyaslamayla bir “değer” tanımlayacak olsam haddimi fazlaca aşarım.
Ancak Demirtaş, edebiyat alanından gelmiyor, politik alanda şekillenmiş bir insan ve ilerleyen yaşından sonra edebiyata yönelmiş olması ve asıl yoğunlaşma alanı politika olduğunu düşünürsek. Edebiyatta çok çok başarılı, ve çok yönlü sanatsal yetenekleri bir arada toplamış bir dahi olduğunu söyleyebilirim.
İmran Adsay, Tarihin İçine Yolculuk, Şeykitap, 2023, İzmir














