Bundan birkaç ay önce bir sergiye gitmiştim. Köşemde de “Sanatın Tokadı” başlığını taşımıştım. Çünkü gerçekten orada sanatın tokadını yemiştim. Öyle böyle değil; gözümden kalbime, kalbimden beynime kadar çarpan, içimi titreten bir tokattı bu. O kemikleri konuşturan, cansız maddeye ruh üfleyen eserlerin sahibi sevgili Halil Çiçek’ti.
Halil abimle yolumuz sık sık kesişir. Ve eminim daha çok kesişecek; çünkü ikimiz de Teos Sanatçılar Derneği üyesiyiz. Sanata bakışımız, sanatçının emeğine duyduğumuz saygı, bu dostluğun temeli. Yollarımızın kesiştiği o akşamlardan birinde, sohbet arasında onu evine bırakma şansına nail oldum. Tam kapısının önünde vedalaşacakken, bana gülümseyerek “Bir kahve iç, atölyemi de gör” dedi.
Bahçesinde içilen kahve keyifliydi; o akşamın yorgunluğunu, sohbetin sıcaklığı aldı götürdü. Sonra sıra atölyeye geldi. Ben, “Şöyle bir bakarım, teşekkür eder çıkarım” diye düşünüyordum. Ama içeri adım attığım an, düşüncem darmadağın oldu.
Atölyenin kapısından içeri girer girmez, o eserler adeta üzerime yürüdü. Boğazıma sarıldılar, nefesimi kestiler. Sanki görünmez bir yumruk mideme indi. Renkler, formlar, dokular… Hepsi, yılların emeğini, göz nurunu, sessiz çığlıklarını haykırıyordu. Ve hepsi üst üste yığılmış, köşelere itilmiş bir şekilde bekliyordu.
İşte o anda, ülkem, yaşadığım şehir ve ilçem adına içimden lanetler okudum. Sanata, sanatçıya verilen değerin bu kadar düşük olmasından utandım. Sadece Halil abimden değil, kendi adıma, hepimiz adına özür dilemek istedim. Ama o an kelimeler boğazıma düğümlendi.
Şimdi buradan Seferihisar’ın mülki amirine ve Belediye Başkanı’na sesleniyorum:
Lütfen bir gün gidin, Halil Hoca’nın atölyesini görün. Oradaki sanat eserlerinin önünde bir dakika durun. Hadi, sergileyecek bir sanat galeriniz yok diyelim… Ve ilçenin tüm sokakların da sanat eserleri ile süslemişsiniz diyelim…
O zaman kullandığınız makam odalarının, toplantı salonlarının, belediye binalarının boş duvarlarına bakın. Orada gereksizce asılı duran reklam afişleri yerine bu eserleri yerleştirin.
Emin olun, hem duvarlarınız, hem şehriniz, hem de vicdanınız daha güzel görünecek.
Çünkü bazen sanatın tokadı, uyandırmak içindir. Ve biz uyanmaya mecburuz.














