Cüneyt Tişkaya bir emekçiydi.Gaziantep’in sanayi mahallesinde, kentin gürültüsünden uzakta bir fabrika vardı. İçinde hayatlar gece vardiyasına sıkıştırılmıştı. Orası Ecoplast’tı. Sahibi, AKP’nin eski il başkanı Ökkeş Eruslu’ydu. Tişkaya işte burada, alnındaki ter, ellerindeki nasır, uykusuz gözleriyle devri daim eden bir çarkın dişlisiydi. Sabah, vardiyası bitmişti. Gün henüz doğmamış, o eve varmıştı. Başını yastığa bile koyamadan telefon çaldı. Apar topar fabrikaya geri çağrıldı. “Hayırdır inşallah” dedi içinden. “Belki bir arıza, belki de acil bir iş.”Ama hayır. İnsan kaynaklarının kapısında bekleyen, hayatını ondan habersiz değiştirmiş bir karar vardı.“Kovuldun. Tazminatsız.” Cüneyt’in dili tutuldu. Nedenini bile sormadan anlamıştı cevabı. “2 Nisan’daki ekonomik boykotu destekleyen bir paylaşım yapmak.” Yani sermayenin kahve fincanına dokunmuştu, gölge yapmıştı onun kârına. Sınıfını belli etmişti, suç buydu.Facebook profilinde sadece şunları yazdı. “Bir papatya kurusu kadar dilsizim işte.” O esnada İstanbul’un başka bir köşesinde, başka bir sahne kuruluyordu. Mermer masalar, cilalı ahşap raflar, kahve çekirdeklerinin aromasıyla değil, prestijle kavrulan bir mekan. Espressolab’ın Merter şubesi. Fahiş fiyatlarla öğrencilerin boğazını sıkan, zenginliğin cam vitrinli sureti.Bir ziyaretçileri vardı. Türkiye burjuvazisinin tanınmış simalarından biri. Çiğdem Simavi. Koç ailesinin geleneğini sürdüren bir figür. Yanında Espressolab markasının kurucusu Esat Kocadağ. Kameralara gülümsüyorlardı. O gülüşlerde işten atılan Cüneyt’in yorgun yüzü yoktu. Tazminatsız kovulan işçilerin sesi yankılanmıyordu. Orada sadece kâr vardı, lüks, statü, kameraya dönük maskeler ve boykotu kırmaya çalışmanın mutluluğu. Biri paylaştı, bedelini işsiz kalarak ödedi. Diğeri poz verdi, ödülünü medyada aldı. Bu bir tesadüf değildi. Bu, sermayenin neye değer verdiğini, neyi cezalandırdığını gösteren çıplak bir gerçekti. Çünkü bu düzen, itaat eden emekçiye üç kuruşluk maaş, başkaldırana kapı gösterir. Patronların lüksü, işçilerin suskunluğunda büyür. Birinin hayali kahve fincanı kadar pahalıdır, diğerininki sendika hayali kadar yasak.Ve bu çelişki, yalnızca anlık bir adaletsizlik değil, tarihsel bir yapının ürünüdür. Marx’ın dediği gibi. “Tarih tüm sınıf mücadelelerinin tarihidir.”…

PİYANOYA GÖZALTI
Bir rejim bir piyanoyu neden susturmak ister?Bu sorunun cevabı, sadece müzikte değil, müziğin taşıdığı anlamda gizli. Çünkü bazı melodiler, yalnızca notalardan oluşmaz. Tarih taşır, direniş taşır, umut taşır

***
ÖZÜR DİLERİM
Dün boykot başarılı oldu demiştim. Meğer olmamış. Gerçek şu ki, marketler ana baba günüymüş. İnsanlar sabah ezanıyla sıraya girmiş, özellikle bebek bezine ulaşabilmek için strateji geliştirmiş. Raflarda ürün kalmamış ama halk dimdik ayakta. İnsanlar kitapçılarda izdiham çıkarmış, Dostoyevski kapış kapış gitmiş. Herkesin elinde bir kitap, gözlerinde kültürün ateşi, yüzlerinde boykotu kırmanın gururu. Bir vatandaş, bebek bezi kuyruğunda beklerken “Ben bu kitabı sırf boykotu kırmak için okuyorum” demiş. Ağlamamak elde değil. Bense ne yaptım? Bu kültür devrimini göremeyip, sizi yanlış yönlendirdim. Sansasyon peşinde koştum. Algı yaptım. Halkı kandırdım. Şimdi karşınızda, ironiyle yıkanmış bu satırlarla özeleştiri veriyorum. Dünkü bir boykot değilmiş, epik bir bilinç uyanışıymış. Hepinizden özür dilerim.

***
GÖZALTILAR VE YÜZ YILLIK ESARET
Yıl 1925.Kalemini denizle yıkayan, düşüncesini maviye yontan bir adam vardı: Cevat Şakir Kabaağaçlı. Halikarnas Balıkçısı diye anıldı, çünkü hayatı boyunca sürgünde bile özgürlüğü yazdı.13 Nisan 1925 sabahı, dört kader mahkumunun içli hikayesini gazetedeki köşesine döktü. “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler?” İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Kalemiydi silahı. Cümleleriyle “askeri isyana teşvik” etmekle suçlandı. Cezası: Bodrum’a sürgün. Kaderin ironisi, sürgün, onu sonsuz maviliklerle buluşturdu. O mavi, bir halka edebiyat olarak geri döndü. Aradan geçti bir asır. Yıl 2025. Bugün. Bu kez Halikarnas Balıkçısı değil, onu canlandıran bir oyuncu: Cem Yiğit Üzümoğlu. Rol aldığı “Şakir Paşa Ailesi” dizisiyle gündemdeydi. Ama gözaltına alınmasına neden olan, sanatı değil fikri oldu. Milyonlarca insanın destek verdiği “satın almama boykotu”nu sosyal medyada duyurduğu için bu sabah gözaltına alındı. Gerekçe tanıdık: “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik.” Tam yüz yıl. Bir ülkenin fikir özgürlüğünde tek olumlu bir adım dahi atmadan dolandığı asırlık daire. Kalem hala suç aleti, düşünce hala delil. Tarih tekerrür etmiyor sadece, sanki hiç bitmeyen bir cümle gibi uzayıp gidiyor. Ne bir roman bu, ne de hayal ürünü. Gabriel Garcia Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ı değil bu. Bu, bir halkın Yüz Yıllık Esareti. Halikarnas Balıkçısı’nın şöyle bir sözü vardı. “Bak şimdi, sanki geçmişle gelecek karşı karşıya oturuyoruz.”
https://halktv.com.tr/gundem/cem-yigit-uzumoglunun-sakir-pasa-ailesindeki-rolu-gercek-oldu-926609h

***
Evrensel’den Sefer Selvi çizmiş. Boykota karşı çıkmalarının asıl nedeni budur. Sermayenin 2 Nisan’dan zorunlu ders çıkaracağını sanıyorum.















