Bu pişmiş kelle kadar, bu karakterde siyasetçi bolluğunu ve bunları aday yapanları da dikkate almak lazım, iyi dilekleri bildirirken.

***
Aile boyu… Belediye yöneticileri ve meclis üyeleri delege olmayacak diye genelge yayınlamış CHP. Alın o genelgeyi çerçeveletin. Önce aşağıdaki listeyi inceleyin ama.

***
Delege seçimleri, uzunca bir süredir, profesyonel siyasetçilerin kendi seçmenini seçme olayına dönüşmüştür. Bunun önüne geçmek pek mümkün değil.
***
Beş delege çıkaran aileler de var, üç dört tane çıkaranlar da. Aile, toplumun temelidir.
***
Bütün bunlardan CHP Genel Merkezi’nin ve Genel Başkanının habersiz olduğu düşünülebilir mi? Çok saf olmak lazım. Hem Özgür Özel hem de Bülent Tezcan’ı bu konu hakkında yaptıkları açıklamalar çok vahim bir tabloyu ortaya koyuyor. Hem Çerçioğlu açısından hem de CHP açısından.
https://www.egedesonsoz.com/siyasetin-ikiyuzlulugu
***
Sat sat bitiremediler…

***
Diyanet Başkanı, kadınların mirastan eşit hak alması, Allah’ın emrine aykırı diye fetva vermiş. 90 bin imam cuma günü bunu camilerde tekrar etmiş. Suç işlemiş ama suç serbest eğer şeriat ve ümmet savunacaksan, Cumhuiyet düşmanlığı yapacaksan. Diyanet Başkanı, Avusturya ve Almanya’da cemaat paraları ile kerhane turları yapan din adamları hakkında da fetva verecek mi acaba? Bu Allah’ın emirlerine uygun sanırım.
***
Leonard Cohen’in o müthiş şarkısını bilmeyen yoktur değil mi? “Herkes biliyor teknenin su aldığını ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu…”

***
HEM ARI SOKTU BENİ, HEM AKREP…
Çocukluğu sokakta ve tarlada geçen şanslılardandım. Onun için her türlü mahlûkatı bilirdim. Hayvan, haşarat hayatımızın bir parçasıydı.
Arı sokmasını ilk babaannemin sokağında yaşamıştım. (Babaanneme biz ‘nine’ derdik. Adı Ayşe idi ama herkes ‘Şerif hanım’ derdi.) Bir meyvenin içindeymiş arı sanırım. Bir an avucum yandı. Köze dokunmuş gibi. Tabi ağlamaya başladım. Babaannem duydu sesimi. Hemen yanımda bitti adeta. Bir domatesi ikiye bölüp yanan yerime bastırdı. İnanılmaz bir şekilde acımı aldı domates.
Yine aynı yıllardı. Aydinlik’teydik. Babam ile annem belki de tütün tarlasında çalışıyorlardı. Ben dedemin eski bağında kuyu başına gittim. Kuyunun yakınında çeşitli ağaçlar vardı. Ayva, sarı elma, kayısı vb. Ayvada bir şişe asılı dururdu. Yetmişlik Yeni Rakı şişesi bir ipe bağlıydı. Su içmek isterseniz onu kuyuya sallayıp, çeşitli manevralarla (çünkü şişe öyle kolay batmaz suya) doldurur ve çekip suyu içebilirdiniz. Kuyu başında bir de travaka vardı. Bağ beklemek için üzerinde yatılan tahtadan yapılmış yüksek bir yatak.
Kayısı ağacının dibine gittim. Küçüğüm üstüne çıkamam. Dallarına erişemem. Dibine dökülenlerden yiyeceğim çaresiz. Diz çöküyorum. O da ne yine aynı acı. Dizim adeta bir köze değdi. Yine çığlık ve ağlama. Annem koşuyor bu kez. Akrebi (yöresel adıyla kuyruklu) öldürüyor hemen. Ardından zeytinyağı alıyor ağzına ve acımı emiyordu. Ağzındaki yere tükürüyor. Tekrar deniyor aynı şeyi. Benim acımı alıyor ve yere tükürüyordu.
Nineniz ya da anneniz acınızı alır. Onlar yoksa acılara tutunarak, bazen de acılara katlanarak yaşamaya mahkumsunuz…














