Bu görüntüler bugün çekildi.
Datça Belediyesi ’nin sanayi bölgesinde, sokak hayvanlarının toplandığı yer burası.
Gölgede hava 37 derece. Güneşin altında kaç olduğunu siz hayal edin…
Kulübelerin çoğu, kavurucu güneşin tam ortasında. Sıcaktan kaçacak tek yer, birkaç cılız ağacın gölgesi.
Hayvancıkların dilleri dışarıda, nefes nefese… Kimisi gölgelere sığınmış, kimisi kendini sıcağın üstüne bırakmış, yığılıp kalmışlar toprağa.
Ne mutlu ki, önlerinde biraz su var. Tek tesellimiz o…
Bu sahne bana yıllar öncesini hatırlattı.
Muhabirlik yaptığım günlerde, Bulgaristan’da Jivkov döneminde yolum o meşhur Belene Esir Kampı’na düşmüştü.
İnanın arada büyük bir fark yok.
Orada da yaşamdan umudu kesmiş gözler vardı, burada da…
Bu manzaraya göz yuman, bu koşulları “normal” bulan bir veteriner varsa, onun vicdanını sorgulamak artık sadece etik değil, insanlık görevidir.
Biz bu sorguyu sürdüreceğiz.
Unutanlara, görmezden gelenlere inat…
Çünkü unutmayanlar var.

***
DATÇA VETERİNERİ!
ZEYTİN’İN YAVRULARI NEREDE?
Tuna Kızılaslan, Marmaris Beldibi Mahallesi Barışkent Sitesi’nde yaşıyor. Ailenin bir ferdi olarak gördükleri siyah renkli, uysal bir kedileri vardı; Zeytin.
Bir sabah Zeytin halsizleşti. Karnı hafifçe şişmişti. Aile, endişeyle özel bir veterinere götürdü. Muayene sonucunda güzel haber geldi. Zeytin hamileydi. Üstelik veteriner Alev Baltacığil durumu resmî rapora da geçirmişti.
Evde tarifsiz bir heyecan ve hazırlık başladı. Birkaç hafta sonra Zeytin’in yavruları dünyaya gelecekti.
Ama doğuma sadece 10 gün kala her şey karardı.
Zeytin, Marmaris Belediyesi ekiplerince sokakta yakalandı. Aile, “O bizim kedimiz, hamile. Ne olur bırakın,” diye yalvardı. Ama seslerini duyan olmadı. Zeytin göz göre göre kısırlaştırılmaya götürüldü.
Ve o gün, Zeytin’in sessiz çığlıkları duyulmadı.
Kısa süre sonra evine döndüğünde, karnı dikilmişti. Ama yavrular yoktu.
Ne doğum vardı, ne de minik miyavlar…
Kucağında karnı boş, gözleri kederle dolu bir kedi vardı şimdi.
Tuna Kızılaslan’ın sesi titreyerek anlattı.
“Zeytin’in yavruları ya ameliyatta alındı ya da öldü. Psikolojisi bozuldu. Evin içinde yavrularını arayıp duruyor…”
Ameliyatı gerçekleştiren belediye veterineri iddiaları reddetti. Ama kamuoyuna açık ve tatmin edici bir açıklama yapmadı.
O veteriner kimdi biliyor musunuz?
Geçtiğimiz haftalarda Datça’da yaban eşeklerini vahşice toplayan ve hamile bir eşeğe anestezi uygulayan veterinerle aynı kişi. Marmaris Belediyesi’nden gelen yoğun tepkiler sonrası görevine son verilmişti. Ama bu kez, Datça Belediyesi’nde yeniden ortaya çıktı.
O zaman sormak gerekiyor.
Marmaris’te hayvanlara kötü muameleyle anılan bu ismi Datça Belediyesi’ne kim önerdi? Alınmasına kimler aracı oldu?
Göreve alınırken geçmişi araştırıldı mı? Marmaris’te açılan davalar, iddialar biliniyor muydu?
Doğasıyla övünen Datça’da, bu görevlendirme hangi akılla yapıldı? Liyakat mı önemsendi yoksa ahbap çavuş ilişkiler mi?
Zeytin’in başına gelenler Datça’da yaşanmasın diye bu dosya kapanmayacak ve sorular devam edecek.

***
YİTİP GİDEN BİZİM HİKAYEMIZ
Her yıl ağustos ayında, Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Aşağıseyit köyünde bir ses yükselirdi.
Davulun güm güm vuruşları, zurnanın ince inlemeleri…
Boyalı koyunlar, narin adımlarla kıvrıla kıvrıla ilerlerdi.
Ve bütün köy, hatta çevre illerden gelen binlerce kişi, Büyük Menderes’in kıyısına toplanırdı.
Çünkü sıra, “Sudan Koyun Geçirme Yarışması”na gelmişti.
Ama bu, sadece bir yarışma değil, bir efsanenin, bir aşkın, bir halkın kültürel hafızasının yeniden kurulmasıydı.
Rivayet odur ki, Karakoyunlu aşiretinden genç bir çoban, Oğuz beyinin kızına aşık olur.
Ama bey, kızı bir çobana vermek istemez.
Bunun üzerine genç, zekâsına güvenir.
Koyunlarını önce günlerce tuzla besler.
Sonra onları Menderes Nehri’nin karşı kıyısına geçirmek ister.
Çünkü koyunlar tuzlu yemden sonra suya susamıştır.
Eğer sürü, çobanın ardından suya girer ve karşıya geçerse bu onun maharetinin kanıtıdır.
Koyunlar genç çobanın ardından suya atlar.
Nehrin serin sularını yara yara karşıya geçerler.
Köylü şaşkın, bey mahcup ama nafile.
Bey yine razı olmaz, aşk yarım kalır.
Ve her yıl bu aşkın hatırasına koyunlar yeniden geçer Menderes’i.
Çobanlar kıyıya iner, en uslu koyunlarını “el koyun” olarak seçer, başa salar.
Geçerse sürü de geçer.
Geçemezse, sürü bekler.
İşte öyle bir gelenekti bu…
Yörük göçlerinin, hayvancılıkla yoğrulmuş bir hayatın, doğayla kurulan sevginin ifadesi.
UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine bile girdi.
Adı “Çoban Olimpiyatı” oldu, adı “Koyun Olimpiyatı” oldu.
Ama aslı hep aynı kaldı. Aşk ve ustalık.
Denizli’deki meslektaşım, iş arkadaşım TC Kadriye Sözeri söyledi. Bugün o nehrin yatağında su yok.
Büyük Menderes artık eskisi gibi akmıyor.
Kurudu.
Susuz kaldı.
Çobanlar hala koyunlarını süslüyor, davullar hala çalıyor…
ama koyunlar artık sudan değil, tozdan geçiyor.
Kuraklık, iklim değişikliği, bilinçsiz tarım, su politikaları, barajlar ve kuruyan dereler…
Hepsi birden bastı bu geleneğin üstüne.
Menderes’in hatırası gibi, aşk gibi, eskiye dair ne varsa, buharlaştı.
Gelenek devam ediyor ama ruhu eksiliyor.
Çobanlar, artık koyunları su yerine boş yatakta yürütüyor.
Suyun sesi yok, dalgalar yok.
Ve belki bir gün, halkın hafızası da susacak.
Bir zamanlar bir çoban vardı.
Koyunları suya atlayan.
Bir aşk vardı.
Bir nehir vardı.
Ve bir halk, o aşkı ve nehri yaşatmak için her yaz toplanırdı.
İki gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde iklim kanunu AKP ve MHP oylarıyla kabul edildi.
Kaybeden insan ve doğa oldu.
Yitip giden bizim hikayemiz, farkında mısınız?

***
DATÇA’DAN KOSOVA’YA
SON SÖZÜ EŞEKLER SÖYLER
Kosova’da siyaset kilitlenmiş. 15 Nisan’dan bu yana 41 kez toplanmışlar ama hala bir meclis başkanı seçememişler. Uzlaşma meclisin gündeminde değil. Ama halkın gündeminde biri var, Aktivist Arianit Koci.
Koci, meclisin önüne dört eşek getirmiş. Evet, bildiğimiz eşek. Ama lütfen hafife almayın, mevzu bahis olan bildiğimiz anlamda bir eşek değil. Bu dört ayaklı, inatçı, vakur, sevimli canlılar, Kosova siyasetinin önüne ayna tutmuş. “Madem ki siz uzlaşamıyorsunuz, o zaman bu görevi doğanın en sabırlı varlıklarına bırakalım” demiş.
Kim bilir, belki o eşekler meclis başkanlığı için sıraya girse, daha kısa sürede anlaşılırdı.
Bu fotoğrafları görünce aklıma Datça geldi. O özgürce dolaşan, taş patikaları hafızasıyla bilen yaban eşeklerine…
Bir zamanlar “eşek” deyince dudak bükenlerin bugün utanması gereken bir çağdayız. Kosova’da halk, demokrasiyi eşeğe emanet ediyor. Bizdeyse doğasına ait olan eşek, vahşice toplatılıyor. Hem de görevi yaşatmak olan bir hekimin eliyle.
Kosova’daki eşekler sistemin açığını gösteriyor, bizdeki eşekler sistemin kurbanı oluyor.
İkisini de seviyoruz. Çünkü biliyoruz.
Eşek dediğin, ne insan gibi koltuk sevdasına düşer, ne de doğduğu toprağa ihanet eder.
Onlar susar ama ne zaman ve nerede anıracaklarını çok iyi bilir.
Belki de son sözü yine onlar söyleyecek.
Anlamayana eşek gibi sabır gerek!

***
BAK VETERİNER BEYEFENDİ
Datça Belediyesi sayın veterineri(!)
Bu fotoğrafa iyi bak.
Bugün Hatay’da bir itfaiyeci ateşlerin arasına dalıp bir eşeği kurtardı.
Onun işi söndürmek, senin işin yaşatmak.
O yaşamdan yana tavır aldı.
Ya sen?
Kimsenin ekmeğiyle oynamak gibi bir derdimiz yok.
Ama hayvanlara zulm edenlerle var.
O yüzden çok sık anacağız adını.
Hemen hemen her gün.
Çünkü İbibikler uçmaya başladı.

***
CANHIRAŞ BİR GECE
Bu videoya iyi bakın.
Burası Marmaris.
Saat gece 23.30.
Mahalle içinde, evlerin arasında, çocukların uykudan önceki son bakışla pencereden izlediği yerde, iki yaban domuzu silahla vuruluyor.
Hayvanlar can çekişirken, mahalledeki köpekler yardımlarına koşuyor.
Korku, çaresizlik ve acı aynı kadrajda.
Oysa sadece 20 metre ileride orman başlıyor.Kovsan gideceklerdi.
Korkutsan kaçacaklardı.
Ama öldürüldüler. Çünkü doğaya aitlerdi.
Bu gezegene, bu ormana, bu toprağa daha çok zararı kim veriyor?
Doğayla uyum içinde yaşayan, ekosisteme katkı sağlayan yaban domuzu mu?
Yoksa asfaltı, betonu, çöplüğü, parseli, rantı getiren insan mı?
Düşünmek gerek.
İnsanoğlunun doğaya kattığı ne kaldı?
Kıyım dışında.














