
Rahip ile subay diyaloğunu muhtemelen siz de biliyorsunuz. Latin Amerika’da gerilla savaşı veren örgütlerin arka bahçesi genel olarak kiliselerdir. Örgütler içlerine çoğunlukla rahipler sayesinde eleman devşirir. Bir yerde, böyle bir rahibin ifşasıyla oluşan diyaloğu okumuştum. Rahip’e işkence yapan subay ona “Merak ediyorum, sen inançlı birisin ama neden bize değil dinsiz komünistlere yardım ettin?” Diye sorar. Rahip den aldığı cevap ” Ben insanları inançlı inançsız diye değil, iyi ve kötü insan olarak ayırıyorum” Olur..
Seksen öncesi kendi örgütüm dışında yakından yalnızca bir süre eylem birliği yaptığımız Tkep li devrimcileri tanımıştım. Diğer bütün örgütlerin elemanlarını yakından içeride tanıma şansım oldu. Bu süreçte farklı fraksiyonlardan “Keşke yoldaşım olsaydı” Diye düşündüğüm devrimciler olduğu gibi “Keşke düşmanım olsaydı da birbirimize girseydik” Diye düşündüğüm -Yoldaş diyemeyeceğim- örgüt arkadaşlarım da oldu. İnsanlar bence de iyi ve kötü olarak ayırt edilebilmeli!.. Kendine takındığı sol politik etiketle farklı yapıdaki insanları, verdikleri mücadele ve ödedikleri bedele bakmaksızın; bazen küçümseyen, bazen aşağılamaya çalışanlar, keşke doğrudan karşı tarafta olsaydı da “allaa yarattı!” Demeden birbirimize kafa göz dalaydık!.. Öf yahu!..
Selahattin Demirtaş’ın yıllardır içerde kalmasına, Sırrı Süreyya Önder’in ölüm döşeğinde yatmasına, faşistlerin hatırı kalacak kadar sevinenler olduğunu izliyorum. Ve onlarla yoldaş olmadığım için nasıl mutluyum anlatamam. İçinizdeki nefret ile yaşayın!..














