sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa GÜNCEL

NE TESADÜF AMA…

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Nisan 26, 2025
in GÜNCEL, POLİTİKA, YAZARLAR, YEREL YÖNETİMLER
0
NE TESADÜF AMA…
0
Paylaş
4
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Sabaha karşı yine operasyon sesiyle uyandık.

Bu kez hedefte İBB Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay, İSKİ Genel Müdürü Şafak Başa, İSKİ Genel Müdür Yardımcısı Begüm Çelikdelen ve toplamda 53 kişi vardı.

Suçlama listesi mi?

Klasikler… “Suç örgütü kurmak, yönetmek, üye olmak, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık…”

Adeta kopyala yapıştır gibi bir iddianame şablonu.

Ama bu sabahı “özel” kılan başka bir detay var.

Gözaltına alınanların ortak noktası İSKİ.

Ve İSKİ, kısa süre önce iktidar yandaşlarını çok “rahatsız edici” bir şey yaptı.

Kanal İstanbul güzergahındaki, mahkeme kararına rağmen dikilen TOKİ şantiyesine, Su Havzalarını Koruma Yönetmeliği’ni hatırlatıp yıkım tebligatı gönderdi.

Üstelik bu tebligatta açık açık şunları yazdı.

“25 Mayıs 2025’e kadar yapıyı kaldırmazsanız, biz yıkarız. Ücreti de siz ödersiniz.”

Ve ne hikmetse, tam bu hamleden sonra, sabaha karşı operasyon düğmesine basıldı.

Ne tesadüf ama!

“Bu kadar da olmaz” denilecek cinsten.

Diyelim ki, tesadüf. Yine de bazı soruların cevap bulması gerekiyor.

Kamu kaynaklarını korumaya çalışan kurumlar mı örgüt sayılıyor?

Su havzalarını korumak mı yoksa kaçak yapılaşmaya göz yummak mı suç oldu?

Mahkeme kararları mı yoksa siyasi projeler mi öncelikli?

Cevapları bilmiyoruz.

Ama şu endişemiz var.

Bu sabah sadece 53 kişinin değil, hukukun, vicdanın ve suyun sesi de mi susturulmaya çalışıldı?

***

BU HESAP SORULUR!

Bir ülkenin basını, yalnızca özgürlüklerle değil, ekmekle de sınanır. Bugünlerde muhalif medyanın elindeki kalem kuruyor. Çünkü birileri muslukları yalnızca “yandaş bahçelere” açıyor.

Mesela Vakıfbank…

Bu ülkenin kamu bankası.

Adı üstünde: “Kamu”… Yani hepimizin…

Ancak üç yılda 1.5 milyar lirayı bulan reklam ve tanıtım harcamalarını yalnızca iktidara yakın gazetelere, televizyonlara ve medya gruplarına dağıtmış. Peki Halk TV?

Yok.

TELE1?

Yok.

Now Haber?

Yok.

KRT?

Yok.

Sözcü, Cumhuriyet, Evrensel?

Yok, Yok, Yok…

Onlara bu pastadan bir kırıntı bile yok.

İnsan ister istemez soruyor.

Siz yalnızca iktidara oy verenlerin bankası mısınız?

Yoksa bu ülkenin her yurttaşının mı?

Kamu bankası demek, partilerüstü olmak demektir. Reklam bütçesi, bir hükümetin propaganda fonu değil, kamuya ait bir kaynak olarak tüm yurttaşlara eşit mesafede kullanılmalıdır. Ama gelin görün ki, bugünün Türkiye’sinde reklam bile taraf seçiyor. Kredi faizi kadar reyting ölçülüyor. Tirajdan çok saraydan gelen telefon dikkate alınıyor.

Ve biz bir şey daha öğreniyoruz bu tabloda, iktidar için muhalif medya, yalnızca susturulacak değil, aynı zamanda aç bırakılacak olandır.

Sesini kısmadığın gazeteyi, reklamını keserek susturursun.

Kamerayı kapatamazsan, ekranı karartmak için cüzdanı kapatırsın.

Ama unutulmamalı.

Gerçek gazetecilik, bazen yoksullukla, bazen tehditlerle, bazen de ilan ambargolarıyla sınanır.

Ve yine de susmaz.

Çünkü o kalem, banka reklamlarıyla değil, vicdanla yazar.

Devletin gücünü reklam ajansına çevirmeye çalışanlara ise bir hatırlatma.

Demokrasi, yalnızca oyla değil, bilgiyle yaşar.

Ve eğer siz bilginin kaynaklarını kurutursanız, o ülkede yalnızca propaganda yeşerir.

Ama unutmayın…

Propaganda, bir halkı ancak kandırabilir.

İkna edemez.

Seçimde hesap sorulur.

***

KAYIP ZAMANLAR KENTİNDE VEDAT TÜRKALİ’YE AĞIT

22 yılım geçti bu kentte. Dile kolay değil, tam 22 yıl…

Ortalama bir insan ömrünün üçte biri.

Birlikte yaşadık, birlikte yaşlandık.

Aynı havayı soluduk. Üzüntüleri, sevinçleri birlikte paylaştık.

Zaman içinde benim saçlarım döküldü, onun ağaçları söküldü.

Ben olgunlaştım, o betonlaştı.

Benim dostlarım çoğaldı, o kalabalıklaştı.

Ve kalabalıklaştıkça yozlaştı.

Her gün talan ettiler gözümün önünde…

Soydular, yağmaladılar.

Her gün tecavüz ettiler, milyonların gözü önünde.

Üstelik milyonların oylarıyla.

Bir zamanlar tanrıların gözettiği bir yarımadada doğmuştu İstanbul.

Adı önce Byzantion’du, sonra Konstantinopolis oldu.

Bir gül kadar narin, bir kılıç kadar keskin, zamanın ve kaderin tam ortasında, yedi tepeli bir rüya gibiydi.

Ayasofya’nın kubbesinde Tanrı’nın soluğu, Sultanahmet’in minaresinde Allah’ın hükmü, Haliç’in suyunda mitlerin yankısı vardı.

Her sokak bir efsane anlatır, her taş bir destanı fısıldardı.

Ama artık gökyüzü tanrılara değil, vinçlere ait.

İnsanoğlu, Prometheus’un çaldığı ateşi harca kattı,

Sisyphos’un kayasını beton bloklara dönüştürdü.

Her sabah yeniden inşa edilen, her akşam yeniden çürüyen bu kuleler, Zeus’un gazabını değil, Nemesis’in adaletini çağırır oldu.

Her yükselen bina, doğanın terazisinden bir tuğla daha eksiltti.

Bu, doğaya karşı bir kibir değilse, nedir?

Fotoğraflardaki bu yeni şehir, tufandan sonra yeniden doğan bir medeniyet değil, tufanı getirenlerin kendi elleriyle ördüğü cehennemdir.

İkarus’un kanatlarını eritmiş güneşe benzer bu manzara.

Yükselirken yanıyor, yandıkça yükseliyor.

Platon’un mağarasından çıkıp gölgeye âşık olmuş bir uygarlık gibi ışığı unutan, sadece yansımasını seven bir topluluk…

Bu kent, artık bir masal anlatmıyor.

Bu kent, bir ağıt mırıldanıyor.

“Ey Lale Devri’nin incelikli şehirleri,

Nereye gitti sizdeki zarafet?

Ey divan şiirinin metaforlarına sığınan minare gölgeleri,

Kim sürdü sizi bu beton zindanına?”

Artık Galata’da Hestia’nın ocağı sönmüş, yerine dijital asansör düğmeleri konmuş.

Artemis ormanı terk etmiş, Afrodit ise vitrinlere hapsedilmiş.

Kentin ruhu, Dionysos’un ayinlerinden değil, AVM müziklerinden ibaret.

Hermes bile yolları şaşırır bu karmaşada.

Çünkü yollar, artık yürümek için değil, satmak, almak ve daha çok tüketmek için çizilmiş.

Kuşlar artık Galata’da değil, kule vinçlerinde konaklıyor.

Rüzgâr Boğaz’dan değil, klimaların arkasından esiyor.

Ve İstanbul, artık bir imparatorluğun kalbi değil;

bir rant haritasının koordinatlarıdır.

Ama hâlâ, sorumluluğun ağır sessizliğinde yanar bir çift göz.

Ve hâlâ birileri kalemini, mahzenlerde gömülü yoldaşlar adına oynatır.

O zaman yükselir bir ses, geçmişin ve geleceğin ortak hafızasından…

Vedat Türkali’nin dizelerinde yankılanır vicdan.

“Almış dizginleri eline

Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası

Onların kemik yalayan dostları

Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi

Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entelektüel

Ve sen

Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi

Seni öldürürler

Seni sürerler

Buhranlar senin sırtından geçiştirilir

İpek şiltelerin istakozların

ve ahmak selameti için

Hakkında idam hükümleri verilir

Haktan bahseden namuslu insanları

Yağmurlu bir mart akşamı topladılar

Karanlık mahzenlerinde şehrin

Cellatlara gün doğdu

Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır

Bir kalem yazın vardır

Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır

Söylenmez

Haramiler kesmiş sokak başlarını

Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi

Haramilerin elinde

Ve mahzenlerinde insanlar bekler

Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer

Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü

Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde”

Post Views: 92
Önceki yazı

Engin görüş…

Sonraki Gönderi

Face yazıları…

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Face yazıları…

Face yazıları…

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.