İkinci döneminde CHP’den başkan seçilen Ahmet Piriştina seçimin ardından üç ay bile geçmeden (15 haziran 2004) kalp krizinden ölmüştü. Son görüşmemiz bir önceki bölümde anlattığım gibi seçim akşamı olmuştu. Tekrar bir araya gelecektik ama olmadı.
Belediye Meclisi, yeni başkan seçecekti. Üç aday vardı. Biri İl Başkanı Alaattin Yüksel’in desteklediği Aziz Kocaoğlu (Bornova), diğeri Abdül Batur (Narlıdere) ve Cevat Durak (Karşıyaka). Aziz Bey ile Alaattin Yüksel üniversiteden arkadaşlardı. Ben öyle öyle hatırlıyorum.
İl Başkanının gayretleri ile Aziz Kocaoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı olmuştu. Bornova’da Behçet Yavuz adaylığı kabul etmeyince de Alaattin Beyin katkısı ile aday olduğunu düşünüyorum. Piriştina aday bulamayınca Bornova’ya taraf olmamıştı. Bazen siyasette rastlantılar çok önemlidir. Behçet Yavuz, Bornova adaylığını kabul etse durum başka olacaktı. Piriştina ölmese yine başka. İki rastlantı da Aziz beyin kaderini değiştirmişti.
Bu dönemde parti faaliyetinden uzaklaşmış, daha çok sivil toplum düzeyinde etkinliklere katılmayı yeğliyordum. SODEV ve Sosyal Demokrasi Derneği bunlar arasındaydı. Üniversitede de rektörlük seçimleri gündeme geldiğinde bazı hocalarımızın önerisi ile bir ekibin içinde buldum kendimi. Prof. Dr. Candeğer Yılmaz hocamızın ekibine dahil olmuştum. Daha önce Ege Üniversitesi Hastanesinde başhekimlik de yapmış olan Candeğer hoca ve eşi Genel Cerrah Prof. Dr. Rasih Yılmaz hocalarımızın belli bir çevresi ve ilişki ağı vardı. Bizler de katılarak bu sürece katkı vermeye karar vermiştik.
Siyasetteki işleyişe benzeyen ve benzemeyen yönleri vardı üniversitedeki rektörlük seçim sürecinin. Öğretim üyeleri seçimde tercihini yapıyor ve ilk altı aday önce YÖK’e bildiriliyor ve YÖK de bu sayıyı üçe indirerek Cumhurbaşkanının onayına sunuyordu.
Ben hem bildiri ve broşür işleri ile ilgileniyordum hem de bazı fakültelerdeki ziyaretlere Rektör adayımız ile birlikte katılıyordum fırsat buldukça. Bu da uzun hikaye ama burada da seçim artık eskisinden farklı olarak bazı beklentiler ile şekilleniyordu. Kimler rektör yardımcısı olacak, kimler dekan ve müdür olacak vb.
2008’in sanırım Haziran ayında yapılan seçimi az farkla da olsa kazanmıştık. YÖK ve Cumhurbaşkanlığı düzeyinde diğer adayların çabaları işe yaramamış ve Candeğer Yılmaz atanmıştı. Çünkü sıralamaya rağmen YÖK veya Cumhurbaşkanı seçimi dikkate almayabiliyor, ilk altıda yer alan herhangi bir adayı atayabiliyordu. O zaman öyleydi artık seçime de gerek kalmadı.
Hocamızın YÖK’e gönderdiği dosyadaki sunumlara kadar katkı yapıyordum. En yakınındaki ve en güvendiği kişi olmuştum bu süreçte. Dolayısıyla göreve başlayınca bana çeşitli görevler önerdi ama hiçbirini istemedim. Hem böyle bir beklenti ile çalışmamıştım hem de bürükrasi bana göre değildi.
Bir süre sonra İzmir Araştırmalar Merkezi Müdürü Eren Akçicek hoca emekli olunca, kısa süreliğine ve geçici olarak bu görevi kabul ettim. Bergama Belediyesi ile Uluslararası Sempozyum ve Midilli Ege Üniversitesi ile karşılıklı çalıştay etkinlikleri düzenlemede ön ayak oldum bu sayede. Sonra da tarih bölümünden bir arkadaşıma bu görevi devrettim.
Ancak aktif danışmanlık yapıyordum. Rektörlük binasında odam vardı. Sıkça rektör hocamızla bir araya geliyor, hemen her toplantıya katılıyordum. Sosyal bilimler alanındaki kurumlarda dekan ve müdür atamalarında önerilerim oluyordu. Bunu yanı sıra yedi sekiz yıl boyunca Rektörlük yayını olan EGEDEN Dergisinin yayın yönetmenliğini de yaptım. Bu görevi kabul ederken, “eğer bu dergiden rektörlük bülteni gibi beklentiniz varsa, ben bunu yapamam ama üniversitenin popüler bilim ve kültür faaliyetleri yayını olursa ben varım” dedim. Tamam, nasıl istersen öyle yap dedi.
Aziz Bey, Büyükşehir Belediye Başkanı olunca, Bornova’da yerini Dr. Sırrı Aydoğan’a bırakmıştı. Ancak Sırrı Bey, çizdiği profille partililerin ve seçmenin beklediği bir kişi değildi. Mizacı bakımından büyük bir hoşnutsuzluğa neden oluyordu. Dolayısıyla 2009 yerel seçimleri yaklaşınca değişmesi yönünde büyük bir beklenti oluşmuştu. CHP’den ard arda aday adayları çıkmaya başlamıştı.
O süreçte bazı hocalarımızdan, Engin sen de çıksana telkinleri gelmeye başladı. Düşünmeye başladım. Siyasetin hem mekteplisi hem alaylısıydım. Bornova öğrenciliğimin ve meslek yaşamımın kenti idi. Görüşlerine değer verdiğim bazı hocalarımla bu konuda görüş almaya çalıştım. Çok olumlu buldular. Bir gün Rektör Candeğer Hocamız ve eşi Rasih hocamızın birlikte olduklarında bu konu açıldı. Dr. Sırrı Bey arkadaşları idi ama benim aday olma fikrime çok sıcak baktılar.
Üniversiteden başka bir arkadaşımız Ziraat Fakültesi hocalarından Kamil Okyay Sındır da adaylık beyanında bulunmuştu. Benim niyetimi de öğrenmiş ve telefonla arayarak bir centilmenlik anlaşması önermişti. Özellikle adaylık konusunda kesin bilgi elde edersek birbirimizle paylaşacaktık.
Bir süre daha düşünmeye karar verdim herhangi bir girişimde bulunmadan önce. Eşim kesin karşı idi. Gerekçeleri belli, bu pis çarka girersen, huzurumuz bozulacak. Temiz yaparız diyordum ama pek arzı değildi.
AKP, 2007 seçimlerinden sonra sol, liberal ve Alevi milletvekilleri de çıkararak ve AB vizyonu ile farklı bir mesaj vermeye çalışıyordu hem iç kamuoyuna hem de Batı’ya. Eski CHP’li Ertuğrul Günay da önce AKP’den milletvekili olmuş ve ardından da Kültür ve Turizm Bakanı görevine getirilmişti.
Bir akşam evdeyken telefonum çaldı. Baktım Ertuğrul Günay. Hal hatır sorup, asıl konuya girdik. Beni İzmir Kültür ve Turizm Müdürlüğüne atamak istediğini söyledi. Bergama’dan Selçuk’a geniş bir alanı var İzmir’in, bunu sen yaparsın, bana milletvekilleri olur olmaz bazı kişileri getiriyorlar diye açıklamalarda bulundu. Teşekkür ettim ama pek istekli olmadığımı söyledim. Eşim Hülya, sakın kabul etme diye işaretler yapmaya başladı.
Bakan, ya ben sana güveniyorum sen neden beni ret ediyorsun dedi. “Sayın Bakanım sizi ret etmek olarak bakmayın, AKP teşkilatları ve vekilleri ile muhatap olunacak bir görev” dedim. Israrla sen düşün biraz daha ben bekletiyorum dedi.
Kısa bir süre sonra Kültürpark’ta, şu anda hatırlamadığım bir ekinlik vardı. Kültür Bakanı katılmıştı ve biz de Rektörlük ekibi olarak oradaydık. VİP salonunda otururken, Ertuğrul Bey, Rektöre hitaben, “hocam, Engin bana lazım, siz de destek olun” dedi. Rektör hocamızın bu konudan haberi olduğu için, “Engin bana lazım veremem” diye karşılık verince, Günay ısrarla, “hocam üniversiteden ayrılsın demiyorum ki” diye devam etti sohbet.
Sevgili Aybar Uygur, biraz sonra yanıma geldi “abi kabul etsene, önemli bir görev” diye tavsiyede bulundu. Ben yine yukarıda belirttiğim gerekçeler ile düşünmediğimi ifade ettim.
Daha sonra bir vesile ile tekrar karşılaştığımızda Ertuğrul Bey’e, ben bu dönem Bornova Belediye Başkanlık adaylığını deneyeceğim diye bir gerekçe sundum. “Seni CHP aday yapmaz ki” dedi, açıklama yapmadan. Olabilir ama denemek istiyorum dedim. O da ısrardan vaz geçti, belediye başkanı olursan, Kültür merkezini birlikte yaparız o zaman diye tatlıya bağladı sohbeti
Aday adaylığı serüvenini tek başına bir bölüm olarak yazmak daha doğru olacak. Çok ilginç tecrübe ve gözlemler eşliğinde.














