sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa GÜNCEL

ŞÜKRAN DEĞİL UTANÇ GÜNÜ

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Kasım 30, 2024
in GÜNCEL, POLİTİKA, YAZARLAR, YEREL YÖNETİMLER
0
ŞÜKRAN DEĞİL UTANÇ GÜNÜ
0
Paylaş
2
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Amerika dün “Şükran Günü”nü kutladı.

Törenler yapıldı, siyasiler demeç verdi, mağazalar indirime gitti.

Peki nedir bu Şükran Günü?

Kime şükrediyorlar?

Yıl 1620. Britanya’nın ağır çalkantıları, karanlık bir girdap gibi insanlarını içine çekiyor, umutları boğuyordu.

Dini, siyasi ve ekonomik baskılar, ayrımcılığın ağır zincirleriyle insanların omuzlarına çöküyordu. İskoçyalı Protestanlar, bu zincirlerin en ağırını taşıyanlardandı. Ada onlar için artık bir yuva değil, katlanılmaz bir hapishaneye dönüşmüştü.

Çıkış yolu arayan 102 kişi, önce Hollanda’ya sığındı, sonra bir gemiyle bilinmeze doğru yola çıktı. Mayflower adını verdikleri bu gemi, umutların ve korkuların harmanlandığı bir tahta yığınıydı.

Aylar süren dalgalı, kasvetli yolculuğun ardından, bugünkü Boston’un yakınlarına ayak bastılar. Göz alabildiğine uzanan bu topraklara “New England” adını verdiler ve “Plymouth Kolonisi”ni kurdular.

Fakat bu yer, onların hayal ettiği gibi boş bir diyar değil, Kızılderili Wampanoag yerlilerinin kutsal topraklarıydı.

Wampanoag halkı, toprağına bağlı, barışçıl ve misafirperver bir halktı. Şefleri Massasoit, kalbindeki iyi niyeti her daim rehber edinen bir liderdi. Açlıktan ve soğuktan tükenmiş haldeki İskoçyalı göçmenleri dostça karşıladılar. Ellerindeki mısır, hindi ve maple şerbetini paylaştılar. Geleneklerine göre büyük ruha şükretmek için düzenledikleri kış festivalini bu yabancılarla birlikte kutladılar. Göçmenler, yerli halkın geleneklerinden ve sofralarından çok şey öğrendi; onların misafirperverliği sayesinde hayatta kaldılar.

Ancak, beyaz adamın doyumsuzluğu bu dostluğu sonsuza dek kirletti. İngiltere’den akın akın gelen yeni göçmenler, Wampanoag halkının topraklarına göz dikti. Barışla paylaşılan topraklar, açgözlülüğün ve vahşetin arenası oldu. Yerli halk esir alındı, köleleştirildi ve hayvan pazarlarında satıldı. 1637 yılında, 700’den fazla Wampanoag yerlisi diri diri yakıldı. Şef Massasoit’in kalbi bu zulme dayanamadı; üzüntüden hayata veda etti.

Yerine geçen oğlu Metacomet, halkını korumak için tek bir yol olduğuna inanıyordu: savaş. Wampanoag’lar, beyaz adama karşı tarihe “Kral Philip Savaşı” olarak geçecek bir direniş başlattı. Ancak bu mücadele, onların yenilgisiyle ve kanlı bir sona evrildi. Metacomet’in başı kesilip kazığa geçirilerek yerlilerin kutsal topraklarında sergilendi. Bu vahşetin izleri, sadece toprakları değil, ruhları da kararttı.

Amerika ve Kanada her Kasım ayının son perşembe gününü “Şükran Günü”nü olarak kutluyor. İnsanlar hindi yerken, Tanrı’ya şükürlerini sunuyorlar. Ama bu gelenek, Wampanoag yerlilerinin paylaştığı o masum festivallerden çalındı. Beyaz adam, yalnızca yerli halkın topraklarını değil, geleneklerini de gasp etti. Amerika’nın karanlık tarihine “Utanç Günü” denmesi gerekirken, bu gün Şükran Günü olarak kutlanıyor.

Nez Perce ulusunun lideri Şef Joseph’in sözleri, bu karanlık tarihin yankısı gibi zihinlerde çınlıyor:

“Güzel sözler uzun sürmedikçe bir anlam ifade etmez. Sözler ölülerimi geri getiremez. Konuşmaktan yoruldum ve kalbim yaralı. Bunca güzel söz, hâlâ gerçekleşmemiş sözlerdi.”

Bu toprakların gerçek hikâyesi, unutturulmaya çalışılan bir utanç ve direniş destanı olarak sonsuza dek yankılanıyor.

***

MASUMİYETİN SON ÇIĞLIĞI

Yıl 1994… Bir ikindi vakti Çanakkale Gümüşçay Jandarma Karakolu’nun telefonu acı acı çaldı.

Bu bir kaçak kazı ihbarıydı.

Jandarma olay yerini bastığında hırsızlar kaçmıştı ama onların gün yüzüne çıkardığı mermer bir lahit vardı.

Hemen bakanlık ve müze yetkililerine haber verdiler.

2500 yıllık bir lahitti bu.

Bir yüzündeki kabartmada genç bir kadının kurban edilme sahnesi betimlenmişti.

Halk başına toplanmış, kadınlar üzgün bir ifadeyle lahite bakıyor, bazıları da içten içe ağlıyordu.

Neden?

Kimdi bu genç kadın?

Niçin kurban edilmişti?

Tarih MÖ. 13’ncü yüzyıl… Troya’nın kadim surları, Ege’nin acı rüzgarlarıyla inlerken, kral Priamos ve eşi Hekabe’nin kızı Polyxena, sarayın mermer sütunları arasında bir zambak gibi süzülürdü.

Güzelliği, Troya’nın altın ışıklarıyla boy ölçüşür; sesi, tanrıçaların lirinden dökülen ezgiler gibiydi. Fakat kader, genç kızın alnına gölgelerle yazılmıştı.

Polyxena, Troya Savaşı’nın karanlık bulutlarının arasında bir masumiyet ışığıydı. Bir söylenceye göre, onun kaderi Achilles ile kesişmişti. Achilles, savaş meydanlarının yenilmez kahramanı, Polyxena’yı bir göl kenarında görmüş ve gözlerinde saklı olan hüznü fark etmişti. Troya’nın masum kızıyla Akha ordusunun cesur komutanı arasında, savaşın katı gerçeklerine meydan okuyan bir bağ kurulmuştu. Ancak bu bağ, ne tanrılar ne de insanlar tarafından hoş görüldü.

Hain bir plan, aşkın dallarını kökünden sökecekti. Polyxena, barış bahanesiyle Achilles’i ailesinin yanına çağırdığında, bu davetin bir tuzak olduğunu bilmiyordu. Paris’in oku, Achilles’in topuğuna saplanıp onu hayattan kopardığında, Polyxena’nın yüreğine de bir hançer saplanmış gibi oldu. Ama bu trajedinin başlangıcıydı yalnızca.

Troya düştüğünde, Polyxena düşman ellerinde bir ganimet gibi görüldü. Yunan ordusunun içinde, öfkeli ve huzursuz bir ruh beliriverdi: Achilles’in hayaleti. Kahramanın gölgesi, ölümden sonra bile huzura erememişti. Yunanlara, ruhunun ancak Polyxena’nın kanıyla yatışacağını söyledi. Böylece masum genç kız, tanrıların ve ölülerin hırslarına kurban edilmek üzere seçildi.

Polyxena, Achilles’in mezarı başında beyaz bir kuzu gibi diz çökerken, yüzünde korkunun gölgesi bile yoktu. “Ölüme gidiyorum, ama onurumu kaybetmeden!” dedi, sesi rüzgarın fısıltısıyla birleşerek. Ellerini göğe kaldırdı, tanrılara değil, yalnızca kendi onuruna dua etti. Kalbinde korkudan ziyade bir dirayet taşıyor, gençliğinin en güzel anlarını çalan savaşa meydan okuyordu.

Keskin bir hançer, göğsünü delip geçtiğinde, Polyxena’nın kanı toprağa damladı. Achilles’in hayaleti sonunda huzur bulurken, Troya’nın gökyüzü genç bir hayatın yasını tutarcasına karardı. Polyxena, bir kurban olarak ölmüş, ama bir kahraman gibi sonsuzluğa karışmıştı. Ölümüyle savaşın acımasızlığını gözler önüne sererken, masumiyetin saf ışığını gökyüzüne kazımıştı.

Polyxena’nın adı, tarih boyunca asla unutulmadı. Savaşların en kanlı gölgeleri arasında bile, onun masumiyetinin yankıları duyulmaya devam etti.

Çanakkale’de 1994 yılında bulunan lahitteki kabartma Polyxena’nın kurban edilme törenini anlatıyordu.

İşin ilginç yanı, yöre halkı bu efsaneyi bilmemesine rağmen yüzlerce yıl lahitin bulunduğu tümülüsü “Kız Öldün Tepesi” diye isimlendirmişti.

Belli ki Polyxena, yalnızca bir kurban değil, insanlığın savaşın anlamsızlığına karşı yükselen sessiz çığlığıydı.

O çığlık yüzyıllarca nesilden nesile aktarılmıştı.

Post Views: 123
Önceki yazı

Şemikler, Alaybey…

Sonraki Gönderi

Face yazıları… LEVREKLER VE ERKEKLER ……..

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Face yazıları… LEVREKLER VE ERKEKLER ……..

Face yazıları… LEVREKLER VE ERKEKLER ........

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.