Mısır’ın ilk kadın firavunlarından biriydi Hatşepsut.
21 yıllık iktidarında reformlarıyla Mısır altın dönemlerinden birini yaşamıştı.
Onun hikayesi, güçlü bir kadının tarihten silinmeye çalışılmasına rağmen unutulmadığının bir kanıtıydı. O, geleneklere meydan okudu, krallığını başarıyla yönetti ve kendisinden sonra gelenlere ilham verdi.
Bir kadının başarısı erkek saltanatı için kötü bir örnekti.
Sessizlik, tapınağın taş sütunları arasına sinmişti. Hatşepsut’un inşa ettirdiği muhteşem Deir el-Bahari, gün doğarken altın gibi parlıyordu. Ancak, yıllar sonra ellerindeki keskilerle gelen adamlar, kraliçenin adını ve yüzünü taş duvarlardan kazımak için buradaydı.
III. Thutmose’un emriyle işçiler, bir zamanlar Mısır’ı yöneten güçlü kadının izlerini silmeye çalışıyordu. Heykelleri devriliyor, yazıtlar oyuluyor, tarihi bir miras, yavaş yavaş toz olup rüzgara karışıyordu. Ama Hatşepsut, sadece taşlarda var olan biri değildi. O, halkının zihninde, zamanın hafızasında yaşıyordu.
Tapınakta bir kadın işçi, gizlice oyulmuş hiyerogliflere dokundu. “Bizi yöneten annemiz” diyordu bir metin. Kadın, kazıma işlemi bittikten sonra gece olduğunda silinen yerleri yeniden işlemek için karar aldı. Kendi küçük çömlek parçasını alıp, bir hiyeroglifin içine ince bir işaret kazıdı: Maatkare, sonsuzdur.
Hatşepsut’un adı silinmek istense de, birileri onu hatırlamaya devam edecekti. Binlerce yıl sonra tarihçiler duvarlardaki boşlukları araştıracak, yıkılan heykellerin kalıntılarını inceleyecek ve onun hikayesini yeniden yazacaktı.
8 Mart’ta, tarihi unutulmaya çalışılan her kadın gibi Hatşepsut da hatırlanıyordu. Adı, yalnızca taşlara değil, kadınların direnişine kazınmıştı.















