Bir zamanlar deprem enkazında ezilen kasların hastalığıydı rabdomyoliz; şimdi modern hayatın hızında ezilen bedenlerin sessiz yankısı.
Neredeyse kırk yıllık dahiliye hekimiyim. Onca yılın toplamında, son altı ay kadar spora bağlı rabdomyoliz vakasına bu denli hiç rastlamamıştım. Peki değişen ne, ya da ne oluyor bize?
Son dönemde genç ve orta yaşlı bireylerde bu tabloyla daha sık karşılaşır oldum.
Rabdomyoliz, kas hücrelerinin aşırı zorlanma sonucu parçalanmasıdır. Sorun basit algılansa da sonuç vahim olabilir: Ani gelişen böbrek yetmezliği, kalpte ritim bozuklukları ve ağır metabolik dengesizlikler.
Geçmişte bu tabloyu daha çok deprem enkazlarında, göçük altında uzun süre kalanlarda; yani ‘Ezilmiş kasların çaresiz çığlığı’ olarak görürdük. Bugünse bambaşka bir manzara var: Aynı biyolojik tablo, bu kez spor salonlarında, “Yenilenmiş yaşam” sloganları eşliğinde karşımıza çıkıyor.
Bu rastlantı değil; toplumsal bir dönüşümün biyokimyasal yansımasıdır. Bir dönem tamamen hareketsiz bir toplumduk. Uzun pandemi yılları, masa başı işler, ‘etüt–okul–dershane’ üçgeninde geçen çocukluklar, ekran başında donup kalan gençlik…
Sonra birden kolektif bir “uyanış” başladı: spor salonları doldu taştı, adımsayar uygulamaları sosyal medyada paylaşıldı, her köşe başında protein tozu ve enerji içecekleri satılır oldu.
Ancak bu dönüşüm, vücudun değil, zihnin hızına göre yaşandı. Kas, kalp ve kemik yavaş organlardır; uyum ister, sabır ister. Oysa biz yine her şeyi hızla tükettik; sporu da, bedeni de.
Bu yeni dönemin yakıtı yalnızca hareket değil, kimya oldu. Dünyada ve Türkiye’de spora bağlı kas yaralanmaları ve rabdomiyoliz vakaları, enerji içeceklerinin kontrolsüz tüketimiyle birlikte belirgin biçimde artıyor.
Enerji içecekleri, protein tozları, kreatin ve sayısız suplement, modern çağın ibadet araçlarına dönüştü. Kas yapmak artık yalnızca sporla değil, kimya ile hızlandırılan bir proje haline geldi.
Özellikle gençler ve ergenler için bu durum tehlikeli: Metabolik rezervleri yetişkinlere göre daha sınırlı, elektrolit dengesi daha hassas. Enerji içecekleri ve kontrolsüz, hızlı egzersiz bir araya geldiğinde rabdomyoliz riski belirgin şekilde artıyor.
Bu nedenle İngiltere ve Portekiz 16 yaş altına, bazı Avrupa ülkeleri ve Türkiye ise 18 yaş altına enerji içeceği satışını yasakladı. Ancak uygulamada denetim eksiklikleri sürüyor.
Bu yasaklar, koruyucu hekimlik perspektifiyle ele alınmalı; kontrollü spor, beslenme farkındalığı ve doğal enerji kaynaklarıyla gençlerin güvenli fiziksel aktiviteye yönlendirilmesi amaçlanmalıdır.
Enerji içecekleri kısa vadeli güç hissi verse de, kas içi enzim dengesini, böbrek yükünü ve elektrolit düzenini bozar. Hareketsiz yılların ardından bu kimyasal dopingle zorlanan beden, adeta metabolik bir deprem yaşar. Oysa bedenin metabolik hafızası sabırlıdır; onu hızlandırmak çoğu zaman sessiz bir yıkım demektir.
Bir zamanlar göçük altında ezilen kaslar, şimdi reklam kuşatmasının altında eziliyor.
D vitamini düzeylerimiz düşük, güneşle bağımız kopuk. Obezite toplumun sessiz salgını haline geldi. Kronik inflamasyon, insülin direnci ve kas kaybı yeni normalimiz oldu. Böyle bir zemin üzerine ani, kontrolsüz fiziksel yük bindiğinde, rabdomyoliz yalnız kasın değil, çağın da yorgunluğunun adı oluyor.
Bu tablo yalnızca tıbbi değil, kültürel bir fenomen.
Hareketsizliğin ardından gelen bu “Ani hareket patlaması”, ruhsal bir dalgalanmanın dışa vurumu gibi. Uzun süre bastırılmış enerji, suçluluk ve gösteri arzusunun karışımı…
Spor artık bir sağlık pratiği değil; performansın, aidiyetin ve görünürlüğün göstergesi. Kas, dayanıklılığın değil, kimliğin yeni vitrini.
Belki de bedenlerimiz, modern hayatın ritmini artık taşıyamıyor. Hızla duruyor, durur durmaz hızlanıyoruz. Arada hiçbir ritim, hiçbir denge kalmadı.
Hasılı, “enerji içeceği + kontrolsüz spor = gençlerde rabdomyoliz riski”, yani böbrek yetmezliği olasılığı demektir. Sorun tahminlerimizden de büyük olabilir.
Rabdomyoliz, yalnız kasın değil, zamanın da yırtılmasıdır artık:
Beden, kendi temposunu unutan bir toplumun sessiz çığlığı gibi çözülüyor.
Sağlıcakla kalın.
TIBBİ DİPNOT:
Enerji içecekleri, yüksek miktarda kafein ile guarana, taurin gibi uyarıcılar içerir. Bu maddeler kalp hızını, kas metabolizmasını ve merkezi sinir sistemi uyarımını artırır.
Elektrolit ve sıvı dengesi bozulması: Kafein ve yüksek şeker yükü idrar söktürücü etki yaparak dehidratasyonu kolaylaştırır. Dehidratasyon ve elektrolit dengesizliği kas hücresinin daha kolay yıkılmasına ve rabdomyolize zemin hazırlar.
Hızlı performans artışı: Genç bireyler, enerji içeceği alıp kendini zorladığında kaslarını metabolik kapasitesinin ötesinde çalıştırır. Bu durum kas hücrelerinin parçalanmasını (rabdomyoliz) kolaylaştırır.
Dünyada ve Türkiye’de spora bağlı gerek kas yaralanmaları gerekse rabdomiyoliz görülme sıklığı ile enerji içeceği tüketiminde artış arasında güçlü bir bağlantı mevcut.
Bir veri olarak başta üniversiteliler olmak üzere Türkiye’de enerji içeceği tüketimi hızla artıyor.
Farkındalığı artırıcı yol ve yöntemler hızla geliştirilmeli.
Hareketsizliğin gölgesinde kasın isyanı: Toplumun ve bedenin rabdomyolizi – Zeki Gül – Evrensel














