Bir kuş sürüsü havalansa ve tutunsak her birimiz onların kanadına. Nasılsa bir türlü ‘gelemeyen’ kış, bekletmişti onları. Ya da, onlar biliyordu ‘gelecek olan Şubat’ı’…
Şehirlerin ortadan yarılacağını, ruhu yerle yeksan olan insanların, bu Şubat’ı hiç unutmayacağını.
Ortalık, mahşere dönmüş…Ortalık, ölmüş hayatların feryadına bürünmüş. Ortalık, azgınca kaynayan koca bir kazan… Ortalık; ortası kaybolmuş iki ruhun cebelleşmesine dönmüş.
İyiliğinde kötülüğünde en uç noktalarında gördüklerimize, duyduklarımıza bakakalıyoruz.
Ortalık; İyinin sonsuz iyiliğini, kötünün sonsuz kötülüğünü, insan olan yerlerimize zehirli iğneler batırarak hatırlatıyor.
Şimdi ortalık, çok karışık!… Bu bataklıktan, bu kara günlerden, içimizdeki, köklerimizdeki merhametli vicdanlı yanlarımıza sığınarak ve de sorup sorgulayarak düze çıkacağız elbet.
…
Şimdi sen bana,
Yaprağın dökük dalların kopuk de. Sırtında, omzunda ‘her renk’ el var de…
Can kardeşliği de kan kardeşliği de.
Şimdi sen bana,
Kader de, elim kolum bağlı de. Fırsatçılık puştluk hainlik yobazlık kalleşlik de.
Koynunda düşmanlık de.
Merhamet de, vicdan de… Açlık susuzluk de, çığlık çıplaklık yalın ayaklık de. Kupkuru boğaz ve artık akamayan gözyaşı de…
Şimdi sen bana,
Ağırdan alma, olmamış gibi davranma de… ihmalkarlık, vurdumduymazlık, ben yaptım oldu de…olur de.
Kahırlı bekleyişler, bu karanlıkta ortadan kaybolan çocuklar de.
Şimdi sen bana,
Enkazların arasında, o çukurlarda, o asil insanların, o zarif insanların sonsuz fedakarlığı de…
Bir tutam anne saçı, bir sıcak baba eli de…
Şimdi sen bana,
Çamura betona bulanmış, ayıcıklı perdeler de, sönmüş balonlar, içi toprak dolu kırık şekerlikler de.
Solmuş çiçekler devrilmiş saksılar, ezik kafeslerde susmuş kanaryalar de
…
Bu kederli hal ile, diyeceklerimiz sonsuz. İnsan olmanın en bıçak sırtı olduğu yerdeyiz.
Şimdi sen bana,
On binlerce gidenin, öyküsü vardı de. Kimi yazılmış, kimi yarım, kimi hiç yazılamamıştı de.
İnsan yanlarımızı harmanlaya harmanlaya çıkaracağız ortaya.
Bildiklerimiz bilmediklerimiz, inandıklarımız inanmadıklarımız. Yanımızdakiler uzağımızdakiler.
Şimdi ortalık çok karışık… Toz duman.
Süzülene dek, dibe çökene dek…Diyeceklerimiz azalana dek…
Şimdi her şeyi de bana.
Kar ve soğuk yüklü, ölüm ve keder yüklü, ağıt yüklü, ani, karanlık ve arsızlık yüklü ve alnının ta ortasında yüce bir sefalet nişanı ile gezecek olan bu zamanı hiç unutamayacağımızı da de…
…
Ama!..
Bana bir daha Şubat’ın en kısa ay olduğunu deme.
O artık asırlık upuzun bir ay.
O kader denilenin toprağa karıştığı, basiretsizliğin arş’a çıktığı bir ay.
O artık, en acı, en çığlık ay.
O artık, en annesiz, en babasız, en çocuksuz, en yakınsız ay.
O en aç, en soğuk
O en …………
beyhan duran














