(…)
Ah, neye yarar soysuz gecelerin uykusuna doymak!
Neye yarar Roma’yı yöneten konsülden biri olmak
Tohumları düşmüşse bereketli toprağa kuşkunun!
Gözler yuvalarından fırlar, hızlanır kalp atışları
Ve başlar bitmez bir zulüm,
Sopalar inip kalkar sipersiz başa…
Kanlı urgan olur gerilir alında
Ve gelir bir zamansız ölüm…
.
Kanlar akmalı başından kanlar,
Varsın aksın…
Sen doğanın diliyle konuşacaksın…
Aralık vermeksizin yazacaksın şiirini…
Bak, ne kadar çaresiz göğe çakılı yıldızlar
Ne farkı var ışığı can çekişen fanustan!
Ne farkı var idam gününü bekleye
Genç Boethius’tan!
.
Sonsuz parıldayan ışığı olmalısın evrenin,
Sesi olmalısın kendini yalnız hissedenlerin…
Servet, para, pul değiştirmeyecek yönünü;
Sığınmayacaksın kasıtlı doğrular ardına;
Saygınlaştırmayacaksın nafile kendini
Mutluluğa bedelsiz kavuşmak için…
.
Bak! Mahkûmu olmayacaksın hiçbir arzunun
Yanmaksa, yanacaksın sonsuza dek,
Bir ateş parçası değil mi Cehennem dediğin?
Bak! Doğa sayfasına yazılmış her şey
Aradığın, öğrenmek istediğin,
Kaçtığın, bilmek istemediğin…
.
Bilginin üzerinde
Kirli ayaklarıyla tepinirken cehalet,
Devriye gezerken sokakları ihanet
Yazacaksın şiirini bütün zorbalara inat…
Bak, bu toprakta yatıyor seni var edenler!
Üzerinde dururken onların hakkı
Hangi filozof, hangi felsefe
Teselli eder ağlayan yüreğini.
,
Hangi demir damın gardiyan parmakları,
Hangi cellat keser dilini…
Dünya’nın sancılı doğumunu hissedeceksin ruhunda,
Güneş’in, Ay’ın aynı yalnızlıkta bitmeyen yolculuğunu;
Böceklerin ışıklı yahut karanlık gecelerde feryadını;
Mavileştirsin diye suları meyvelerini derelere attığın
Erik ağaçlarını anlatacaksın…
Yazacaksın şiirini…
(…)
Osman Aktaş (Kendini Arayışın Tohumları) /Erzurum














