Daldığımda…
Anadolu’da
Kasvetli, gizemli bir geceyi yaşayan
Küçük bir kasabada
Cadde üstü, kerpiç duvarlı bir evdeydim.
Şaşkındım ve…
Baştan ayağa kendimleyim…
Hayallerimde
Başlarını dikmiş servi ağaçları
Dua ediyor
Hiç görmedikleri tanrılarına…
Mezarlık kapılarında kara kilit…
Uzaktaki dağlar yıkılıyor kendi gölgelerine;
Kanat çırpışları durmuş kargaların
Ötüşlerini gömmüşler kursaklarına…
Alışılmaz bir sessizlik / Kâbus olup çökmüş
Tünedikleri mezar taşlarına…
Ne çok eksilmişim…
Hayali bir yokluk âleminin
Meyvesiz ağacında,
Kuru dalında ağacın,
Sonsuz zamanın ufkunda,
Yanında karakuşların…
Yaralı bir serçe gibiyim…
Son yudumunu almadan
Tadına yenik düşülmüş zehrin
Sihrin son kalesiyle birlikte
Bir beden düşüyor dünyanın doğurgan koynuna…
Gece hikâyelerimiz de bitti…
Yaratıcı dünyalarını terk edip gitti…
Ne zemheri kaldı
Ne cehennem sıcağı bu yanda…
Tanrı’ya emanet hayal gücümüz
Kimsesizler sokağında…
Hayaletler rüzgârında…
Ölüm merhametsizmiş…
Varsın olsun!
Osman Aktaş














