Ve doğdun işte, ey yolcu!
Aklın taneleri filiz verdi bedeninde,
Aşkla var oldun gün sehere düşerken…
Ömrün aşkın kadardır, bitmesin sevdaların,
Gün bitsin diye acele ederken…
.
Hiç sönmeyecek bir alevle yanar
Umurunda sevgi olan kalpler.
Hangi denizin suyu yeter
Bu ateşi söndürmeye?
.
Gücü yetmez tek gözüyle bakan hainin;
Gücü yetmez siyah bayrak altında eğlenen
Eli kanlı düşmanın
Gönül deryasında süzülen gemileri
Geriye döndürmeye…
.
Lâkin gözlerinin beyazı sapmış kadını
Zindanına hapseden Liliit;
Ağzı kan içinde duruyor,
Bir erkeği sahiplenmiş Lilîtu.
Kimsesiz dünyaların işkenceci katilleri
Ürkünç görüntüleriyle hasta karyolasında
Sahte cinsel arzularıyla, gökyüzünü kirletiyorlar
Başkasının duymadığı sofistike kahkahalarıyla.
.
Günahlarından nasıl arınsın
Kendini kaybetmiş erkek ya da kadın
Nasıl küsmesin geleceğine bir minik beden?
Üstüne çullanmış kötü ruhlar bütün ağırlığıyla…
.
Ey, şifacı sen söyle!
Kendileri kurbanıyken iblisin
Nasıl kurban kesecekler,
Tanrıları nasıl memnun edecekler.
.
Acınızı sonsuz kılacak utancınız
Siz görevini unutmuş zavallı kadınlar…
Koruyamadınız canınızdan doğan bebelerinizi
Bak, ejderin pençelerinde alev ateşi soluyan adam
Acılarından ilaç yapıp içti!
Bakmadı çocuklarının açlığına;
Kurbanlar kesti kurtulduğuna
Unuttu babalık görevini!
Bağrına taş basmış diyorlar, peh!
***

Zamanın çocuğudur gökkuşağı kuşanmış efsaneler.
Bilemezsin onların kaç samanyolu gördüğünü…
.
Bir halkın gizemli ışığı parlar o öykülerde.
Gözlerin dalar, düğünlerini yaşarsın geçmişin
Karanlık erirken söylenen türkülerde…
.
O öykülerde Mezopotamya’dan Yunanistan’a miras
Gökyüzü haritalarının burçlar kuşağında
Koca ayılar, isimsiz devler koşturur,
Toprağı eşeler azgın boğalar
Yılanlar sürünür, kuzgunlar, kartallar uçar,
Balıklar yüzer…
.
O öykülerde yaşamın bitmezliği büyür
Dünyanın kucağında… Evren tarlalarında…
.
Nasıl söz etmezsin
Bülbülü mahrum eden dalından
Bir gül ki dikenini narin bir şaire batırır, o gülden…
.
Yazacaksın şiirini…
Bütün hücrelerinin suyu gözyaşı olup aksa
O şairin ardından…
.
Bir bakarsın
Babil kâğıtları kapılır çöl rüzgârına
Silinir insanın hafızası.
Tanıyamazsın zamanın doğurduğu çocukları…
.
Bir bakarsın bir şafak vakti
Göklerden yedi kızı çıkar Atlas’ın
Avuç avuç yıldızlar toplar eteklerine…
.
Muhteşem bir tablodur
Ufukları aşan mavi sonsuzluk.
Hayallerinle doldurursun içini
Görmek istediğin kadar görürsün daldığında;
Onunla aynı ömrü yaşar, onunla birlik ölürsün
Kendini onda bulduğunda…
.
Duyumların dönerken düşünceye
Beyin hücrelerinde ruhun şekillenir bu karanlık doğada…
Her şey orada yaşar, orada büyür denizler,
Denizlerde mercanlar;
O doğada yükselir gökler, göklerde sayısız dünyalar.
.
Ehil olmaya meylet, sırların da olsun;
Derin bilgilerle taşsın iç dünyan;
İçrek donanımınla varsın kapanık bilsinler seni.
.
Saliki ol uzun yolların dinleme geceyi gündüzü
Seyru sülukunda bulursun vazgeçilmez hakikati.
Bilgeliğinle aç bütün kapıları hiçbir kilit oyalamasın seni.
.
Bir güzele bağlan, bağlanacaksan;
Durma seni beklemeyenin cennet bahçelerinde;
Yanmak daha güzeldir sevgilinin seni sonsuz yaşatan cehenneminde…
.
Lâkin unutma insansın, beş duyunun beşi terk etmemiş seni…
.
Lâkin unutma ölümlü bir cansın
Davran dünyanda ışıklar yansın
Çık duldaların gölgelerinden…
Bir seven mutlaka bulunur seni….
Unutma ey gözlerimin nuru!
Toprağımın bereketi, humusu, yağmuru…
Sen insansın, hep insan kal!
.
Melankolinin tortusunda
Kierkegaard kadar masum;
Oyunda yaramaz bir kedi kadar çocuk ol…
.
Göreceksin bu karmaşık evrenin sadeliğini,
Tanrı’nın göğsünde yittiğinde bedenin
Bütün perdeler kalkacak gözlerinden, göreceksin…
.
Sağduyunla güç kazanacak hafızana kazınan düşünceler.
Ayaklanacak uykudaki nefretin, sevgin
Kederin, sevincin…
.
Aklında olmasa, zihnin tanımasa da
Karanlıkta da kokar Güneş altında da kokar taze güller…
.
Bak! Tekil heyecanlar doldurur meydanları
Varlığın yaratır halkını, seninle çoğalır dünya…
.
Bak! Sen yokken
Kan kokuyor ölüm doğuran
Sessiz bahçelerin çiçeği…
.
Ah sevgili!
Birlikte çıktık evvel zaman masallarının
Uz gidilen yollarından…
Koynunda bulduk kendimizi
Bir durgun ve derin denizin.
Sularına bıraktık yorgun kollarımızdan
Bütün kulaçlarımızı.
Birlikte öldük bir seher vakti…
.
Zaten birbirine benzerdi bütün öyküler
Yedi iklim dört bucak aynı zehri içerdi bir kadehten
Aynı kadere sürgün âşıklar…
.
Mutluluğa çevrilmişken bütün kâinat,
Unutulmuş rüyalarda kalmışken bütün kâbuslar,
Ağlayacaksan bir gün Selenga nehrinin gözelerine ağla;
Yetimlerine ağla Bozokların, Üçokların…
.
Sessiz gecelere doluyor sonsuzluğun rüzgârı;
Bak! Sarışın bir baharda titriyor yapraklar dallarında…
.
Sus ve dinle! Öykümüz anlatılıyor…
Ah sevgili ihtiyacın ben olayım…
Bileyim korkularını, cesaretini…
Nefesinin ikliminde tut beni
Ürpermek istiyorum…
.
Osman Aktaş/Milat Öncesi İlk Çağ Filozofları: Bereketli Düşün Çağı, 2021














