(12 Eylül)
Yıl 1988, aylardan yaz.
Nihayet ailesiyle tatile çıkıyordu Giregöz.
Asıl adı Gregos’tu ama nüfus kağıdına Giregöz diye geçirmişlerdi.
Giregöz Merkezoğlu.
Eşi ve iki kızıyla Marmara Denizi’ndeki Avşa Adası’nda yapacaklardı tatillerini.
Yola çıkmadan bir gün önce İstanbul’da Topkapı’ya gitti.
Bit pazarından çakma bir tişört ve eşofman altı aldı.
Çakmaydı ama üstüne yakışmıştı.
Dönemin parasıyla 20.000 lira ödedi, tatilde giyecekti.
Ertesi gün Avşa adasında Zülfi Kanarya pansiyonuna yerleştiler.
İlk günler her şey güzeldi.
Hava, deniz, balık, rakı, ne trafik gürültüsü, ne işin stresi.
Oh mis.
Ancak bir gariplik vardı.
Bizim Giregöz sahilde, pazarda yürürken çoğunluk ona pis pis bakıyordu.
Bir anlam veremedi Giregöz.
İçinden “hayırdır” dedi, “ada insanları genelde güler yüzlü, neşeli olur ama…”
Bir gün balık pazarında anladı gerçeği.
O bit pazarından aldığı çakma t-shirtün üzerinde kocaman “Emporio Armani” yazıyordu.
Tepki onaydı.
Etrafını sardılar.
“Sen Ermeni propagandası mı yapıyorsun, hain” diye bağırdılar.
Dayak yemekten son anda kurtuldu, kendini otele zor attı.
Kısa bir süre sonra jandarma bastı oteli, Giregöz’ü gözaltına aldılar.
Yaka paça nezarete attılar.
İçerde onun durumda iki tatilci daha vardı.
Hasan Bahar ve Ülgen Çağdaş.
Hasan’ın t-shirtünde, Ülgen’in de şortunda “Emporio Armani” logoları vardı.
Ortak noktaları buydu.
Suçları çok ağırdı!
Ermeni propagandası yapmak!
Suç aleti iki t-shirt, bir şort.
Deliller sağlam.
Üç vatan haini bir arada.
Ellerine kelepçe vuruldu, t-shirt ve şortlara el konuldu.
Üç tatilci hayli hırpalandıktan sonra Marmara Adası Sulh Hakimliğine sevk edildi.
Hakimlik yeminli tercüman istedi.
Belediye hoparlöründen tercüman arandı.
Üç kişi başvurdu.
Bilirkişi konumundaki tercümanlara soruldu.
“Tişört ve şortta yazan Emporio Armani ne demektir?”
Üç bilirkişi de aynı yanıtı verdi.
“Ermeni İmparatorluğu demektir.”
Tekrar soruldu.
“Bu Ermeni propagandası yapmak, vatanı bölmeye çalışmak değil midir?”
Bilirkişiler önce şaşırdılar, sonra aynı şeyi söylediler.
“Değildir efendim… Emporio Armani dünyaca ünlü bir ticari markadır.. Topkapı’da, Mertel’de milyonlarca çakması satılır.”
Bu kez hakimler şaşırdı.
Çünkü deliller çürümüştü.
Savcılık bir iki saat ifadelerini aldı.
Giregöz, “ben suçsuzum, devletime ve milletime bağlı bir vatandaşım” dedi.
Hasan, “t-shirtte ne yazdığını bilmiyordum, bilsem almazdım” diye kendini savundu.
16 yaşındaki Ülgen ise, “şortu annem bana almıştı. O da, ben de İngilizce bilmiyoruz” şeklinde ifade verdi.
Bir süre sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı kararıyla, üç tatilci serbest bırakıldı.
“Suç unsuru” olarak el konulan t-shirt ve şortlar sahiplerine geri verildi.
Giregöz Merkezoğlu, Hasan Bahar ve Ülgen Çağdaş ilk gemiyle İstanbul’a geri döndüler.
O gün, bugün tatile çıkıyorlar mı, bilinmiyor.
Bugün 12 Eylül.
Faşist darbenin 43. yıldönümü.
O günleri unutmamak gerek.
Kaynak: Zakarya Mildanoğlu/Agos Gazetesi

ULAN RANDY, YIKTIN FACEBOOK’U EYLEDİN VİRAN.
Facebook’ta çekilen çekilene.
Efendim, Kanal 4 Haber duyurmuş.
Facebook 1 Eylül Pazartesi gününden itibaren tüm kullanıcılardan ücret alacakmış.
Hem de ayda 4.99 dolar.
5 değil 4.99
Eğer “ben de çekiliyorum” yazmazsan, tüm fotoğrafların da kullanım hakkına sahip olacakmış.
Olay bomba gibi patladı.
Facebook’tan çekilen çekilene.
Kopyala, yapıştır yaparak herkes paylaşıyor.
“Ben de çekiliyorum.”
“Ben de çekiliyorum.”
İnanılacak gibi değil.
Bu paylaşımlar bir anda viral oldu.
Daha önce de yazdım.
Öncelikle “Kanal 4 Haber” isminde bir yayın organı yok.
Ayrıca, siz vermedikten sonra Facebook 4.99 doları nereden, nasıl alacak?
Tam bir trol işi.
İyi tuttu ama.
Sazan mevsimi bereketli başladı.
Teyit org bu asparagasın kaynağını araştırmış.
Yurtdışında başlamış trolleme.
Atalanta’da Randy Broch isimli bir muzip 6 ay önce böyle bir paylaşım yapmış.
Çığ gibi yayılmış dünyaya.
En çok da bizim ülkede.
Ne zaman Facebook’u açsam, çekilen çekilene.
Ardı arkası kesilmiyor paylaşımların.
“Ben de çekiliyorum”
“Ben de çekiliyorum”
Ne diyelim.
Çekilin arkadaşlar, ne olur ne olmaz.
Ulan Randy!
Yıktın Facebook’u eyledin viran.
Aşk olsun!

12 Eylül sürüyor.
Akbelen’de jandarma nöbet alanına girdi.
Son ağaçlar da kesiliyor.


Datça’nın e-dergisi Garaville’de bu ay.
Kaçak inşaatlar, işgal edilen sahiller, yüksek sesli müzik terörü; N’olcak Bu Datça’nın Hali?
Murat Hiçyılmaz yazdı; Afrodit Kapatacak Elleriyle Yüzünü
Datçalılar isyan etti; Belediye Göreve
Burak Eldem yazdı; Datça: Son Sığınak Tehlikede
Bu ne vurdumduymazlık; Knidos’un Tuvaletleri Bir Açılıyor, Bir Kapanıyor.
Gülkadın Taş yazdı; Kumdam Kalelerimi Yok Ettiler Anne
Sedat Kaya yazdı; Vatandaş Feryatta, Belediye Sağır Sultan
Hasan Doğan yazdı; Bir Çift Öküz Yeter mi Aha Memet Emmi
Datça’da muhteşem bir sergi; Burgaz, Denizle Kara Arasında Bir Ada
Cevriye Ana Ve Basma Fistan Başörtüsü
Yöresel Maniler; Datça Semalarında İlk Teyyare
Datça Şivesi; Billama Vadıydım, Hasta Yatıkduru
Çok daha fazlası Garaville’nin Eylül sayısında.

13 Eylül
1000 YILLIK UZAYLILAR
Dünya medyası bu haberle meşgul.
Meksika meclisinde düzenlenen oturumda Peru’da bulunan ve uzaylılara ait olduğu iddia edilen iki ceset kamuoyuna gösterildi.
DNA testleriyle insan olmadıkları kanıtlanan yaratıklar, bir madende fosilleşmiş halde bulundu.
Bilim insanları yemin ederek yaptıkları açıklamada “DNA testi yaptık ve bu canlıların bizim gezegenimize ait olmadığını tespit ettik” dedi.

SİZ HİÇ FOSEPTİK KOKUSUNDA UYUDUNUZ MU?
Tam bir yıl oldu.
Bir yıldır Datça’nın Çomarlık Mahallesi’ni bok götürüyor.
Sık sık foseptik taşıyor,
pislik yollara, sokaklara bulaşıyor.
Havada leş gibi bir koku.
Su boruları patlıyor.
Foseptik suya karışıyor.
Hasta olan olana.
Hijyen de neymiş efendim.
Ne acı ki, bir yıldır burayla ilgilenen tek yetkili yok.
Yüzlerce insan yaşıyor orada.
Mahalle sakinleri çalmadık kapı bırakmadı.
İmza topladılar.
Dilekçeler verdiler.
Basın açıklaması yaptılar.
Nafile.
Sorumlular sağır oldu.
Bazıları da üç maymun.
Tek yaptıkları gelip tamir etmek.
Ama ne çare.
Sık sık taşıyor foseptik.
Her yer koku, her yer pislik.
Üstelik önümüz kış.
Yetkililer halka “vidanjör çağırın” diyormuş.
Yuh.
Halk her ay hem atık su parası ödeyecek sana, hem de vidanjör parası.
Oh, ne ala!
Menteşe Beyliği’nin cici çocuklarından biri de “MUSKİ’nin bütçesi yeterli değil bu projeye. Siz aranızda para toplayıp, üstünü tamamlarsanız, ben işi çözerim” demiş kasıla kasıla.
Aklını sevsinler.
Halk cebinde olmayan parayı toplayıp, altyapı getirecek, sen hava atacaksın.
Yemezler.
Muğla Büyükşehir Belediyesi, Datça Belediyesi, MUSKİ bu rezilliğin sorumluları sizlersiniz.
İmara açılan arsaya altyapı götürmeyen kim?
Siz.
Çomarlık’ta bu sorun her geçen gün büyürken, bölgeye hala inşaat izni veren kim?
Siz.
Müteahhit belediye meclis üyelerinizin satmak için yaptığı villalara yıldırım hızı ile altyapı götürürken, Çomarlık’ta halkın “acil altyapı” feryatlarını duymayan kim?
Sizlersiniz.
Boş yapmayın, iş yapın.
Çomarlık altyapı bekliyor.
İşinizi yapın.
Unutmadan.
Mart’ta seçim var.
Oy istemek için insanların kapısına gideceksiniz.
Hangi yüzle?

14 Eylül
HAYAL KIRIKLIĞI
En beğendiğim aktörlerden biriydi.
Sadece aktörlüğü değil, kişiliğiyle duruşu olan bir sanatçıydı.
Gezi direnişinde Erdoğan’a mektup yazıp, “zulmü durdurun” diyenlerdendi.
San Francisco Belediye Meclisi’ne seçilen homoseksüel Harvey Milk’in hayatını canlandırdığı filmiyle Oscar ödülü almıştı.
Hollywood işçilerinin sendikal mücadelelerinde ön saflardaydı.
Irk ayrımına karşıydı. Amerika’nın savaş politikalarına büyük tepki gösteriyordu.
Sinema sektöründe haksızlığa uğrayanların, ezilenlerin, eşcinsellerin sesiydi.
İki Oscarı, onlarca ödülü vardı.
Bugün bir açıklamasını okudum.
“Oscar heykelciklerini Ukrayna’ya vereceğim. Kurşun yapmak için eritebilirler ve Rusları vurabilirler.”
Benim için tam bir hayal kırıklığı.
Ya bunadın ya da
savaş karşıtlığın dekormuş Sean Penn.

Dostum, meslektaşım Esat Erçetingöz konuşturmuş yine deklanşörü.
Harika kareler.
İzmirli dostlar, bu sergiyi kaçırmayın.

14 Eylül
HEP BİRLİKTE YAKTILAR
HEP BİRLİKTE AKLADILAR
Bu karar hükümsüzdür.
Bu ateşin koru sönmez.
Bu acılar dinmez.
İnsanlık suçları affedilemez.
Bu hesap bir gün mutlaka sorulur.
Bu hesabı soracaklar mutlaka bulunur.

15 Eylül
Türk Hava Kurumu Üniversitesi Uzay Mühendisliği, Uçak Mühendisliği, Mekatronik Mühendisliği, Havacılık ve Uzay Bilimleri gibi alanlarda eğitim veren bir kurum.
Rektörlüğüne Arap Dili ve Edebiyatı profesörü Rahmi Er atandı.
Vatana, millete hayırlı olsun.

KOALİSYON
Milli voleybolcumuz Ebrar Karakurt’un isminin doğum yeri Balıkesir’in Susurluk ilçesinde bir caddeye verilmesi ile ilgili öneri CHP, AKP, MHP ve İYİ Partili meclis üyelerinin oylarıyla reddedildi.

15 Eylül
VERBA VOLANT,
SCRİPTA MANENT
Daha önce birkaç kez dile getirmiştim.
Benim hiçbir siyasi parti ile organik bağım yok.
Olmadı, olmayacak.
Mesleğim gereği.
Peki apolitik miyim?
Haşa!
Elbette bir dünya görüşüm var.
Mesela son seçimlerde cumhurbaşkanlığı için Kılıçdaroğlu’na, meclis için Emek ve Özgürlük İttifakı’na oy verdim.
Mantık ve vicdan öyle gerektiriyordu çünkü.
“Pişman mısın?” diye sorarsanız, değilim.
Aynı şartlar yine oluşsa, yine aynı oyları veririm.
Neyse.
Gelelim sadede.
Dün, “Balıkesir’in Susurluk ilçesinde milli voleybolcumuz Ebrar Karakurt’un adının bir caddeye verilmesi ile ilgili öneri CHP, AKP, MHP ve İYİ Partili meclis üyelerinin oylarıyla reddedildi” diye yazdım.
CHP’li dostlar sitem etti.
“Bu tür yazılar partiye zarar veriyor!”
Geçmişte, “Türkiye İşçi Partisi İstanbul Büyükçekmece’de bir yoldaşını polise ihbar etti” diye yazmıştım.
TİP’li dostlar sitem etmişti.
“Bu tür yazılar partiye zarar veriyor!”
Daha önceleri “Yeşil Sol Parti’nin örgüte sormadan, yukarıdan inme milletvekili adaylarını belirlemesi demokratik değil” diye yazmıştım.
YSP’li dostlar sitem etmişti.
“Bu tür yazılar partiye zarar veriyor!”
Örnek çok.
Aslında yazılanlar değil,
yazılmayanlar partilere zarar veriyor.
Antidemokratik yanlışlar, hatalar yapıldıkça bunlar yazılır, yazılacaktır.
Partinin başkanı babam olsa ben yazarım mesela.
Herhangi bir partinin zarar görüp görmemesi de pek umrum değil.
Çünkü bu yanlışlar nedeniyle halk zarar görüyor.
Ötesi var mı?
Herkes kendi mahallesindeki çöpün üstünü örtmek yerine, o çöpü temizlese sorun kalmayacak.
Volteir’in sözüdür.
“Size kimin hükmettiğini öğrenmek istiyorsanız, sadece kimi eleştirmeye izniniz olmadığını bulun.”
Kimsenin hükmetmesine izin vermemek gerek.
Romalılar’ın ünlü sözüyle yazıyı noktalayalım.
“Verba volant, scripta manent!”
Söz uçar, yazı kalır!
İyi hafta sonları.















