Ocak, kışı mevsiminin tam ortası olması yanında iki büyük şairi; Cemal Süreya ve Nâzım’ı hatırlayıp anmamızın da ayıdır.
Süreya, bilindiği gibi, 9 Ocak 1990’da aramızdan ayrılmıştı, Nâzım’ın ise doğum tarihi 15 Ocak 1902.
Ölümle dirimin iç içe geçtiği karşıtlıklar toplamı demek ki hayat!
Bu iki şairin de çok sevildiğini biliyoruz. Süreya sanki estetize edilmiş aşkların, dil tadıyla söylenmiş yeni sevdaların şairi gibi.
Nâzım ise hayatın bütün dokularına işlemiş, nereye el atsanız oradan ses veren bir damar.
Onda sevda da var, ayrılıkların en âlâsı da. Üstüne de başka sevdalar da eklenmiş; insanların mutlu olması, özgürlüğün her yerde dal vermesi, Anadolu’daki bağımsızlık savaşı da…
O yüzden Kuvayı Milliye’yi de o yazmış, sevda yüzünden ölmenin ayıp olmadığı dizelerini de.
Bizim kuşak onunla büyüdü dersek yeridir. Aşklarımızda da kavgalarımızda da onun dizeleri, duruşu, çizgisi hep yanımızda oldu.
Yanımızda taşıdığımız bir mendil gibiydi o, mitingde söylenen bir dize, sevdalarımızda bizi teselli eden dost…
Ama en çok da onun korkusuz, ödün vermez kişiliği hepimizi derinden etkiledi.
Onunla siyasi baskıya direnmeyi, kavgayı ve isyanı öğrendik.

Bugün, doğumunun 123. yılında ülkenin pek çok noktasında anılmasının nedeni de herhalde yukarıda sayılanlar olmalı.
Bu anmalardan birinin yapıldığı yer onun Kültürpark’taki heykelinin önüydü.
Oraya gidenler heykelin arkasında bir çınar ağacını görecektir.
Heykeli tasarlayanlar, “Anadolu’ya bir köy mezarlığına gömün beni/ ve de uyarına gelirse/ tepemde bir de çınar olursa…” dizelerinde dile gelen vasiyetini dikkate almışlar demek ki. Nâzım’ın anıtı ve arkasındaki çınar hepimize muzipçe bakıyordu sanki…
68’liler Platformu, Sosyal Demokrasi Derneği ile Konak ve Büyükşehir Belediye temsilcileri, çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi vardı anmada.
Tabii böyle anmalarda şairin sanatsal yanından çok toplumsal konulardaki duruşu, çizgisi öne çıkıyor.
Kurumlar adına konuşmalar yapıldı, sonra anıta karanfiller konuldu.
Sırasıyla dernek başkanı Cengiz Onur, Nâzım’ın dünyadan ve insandan umut kesmediğini, “yaşamak ümitli bir iştir” dizesinde bunu bize hatırlattığını; insanlık bir gün barışa, özgürlüğe ve eşitliğe ulaşabilirse bu gerçek aydınların sayesinde olacaktır, diyerek Nâzım’ın öneminden ve bugüne de ışık tutan tavrından söz etti.
68’liler Platformu Başkanı Ertuğrul Gezenoğlu, Nâzım’ın mücadeleci yanının ama en çok da barışı elden bırakmayan tavrının altını çizdi.
Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Nâzım şiirlerinin okunduğu bir ailede yetiştiğini, babasının kanser hastalığında bile kendilerine Nâzım’ın, “Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı/ yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin” dizesini hatırlattığını belirtti.
Büyükşehir’den başkan vekili Altan İnanç ise çok güzel bir tarifle Nâzım’ın hem topluma hem de insana dönük bir yürek taşıdığını onun için onu anlamak için “ağacın dalını, karıncanın yuvasını, serçenin kanadını” da anlamanın gerekli olduğunun altını çizdi.
Tören bitince, “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?/ İşin kolayına kaçmadan ama” dizeleri zihnimde dönüp duruyordu.
Hem toplumun hem de insanın mutluluğunu kendine dert etmekten geri durmayan şairi bir kez daha saygıyla selamladım…

KARŞIYAKA’DA NÂZIM…
Aynı günün akşamı Karşıyaka Kent Konseyi’nde de başka bir Nâzım anması vardı.
Anma için Horizon Oda Orkestrası seçilmişti.
Orkestra sahnede yerini alınca gözlerime inanamadım; grup dördü kız yedi gençten oluşuyordu.
Hepsi Buca Güzel Sanatlar öğrencisi, yaşları on yedi, on sekiz olmalı…
İlayda Fındıkçı, Aheng Yağız, Öykü Karaahmetoğlu, Elis Dramalı, Onat İlke Yıldız, Can Tecer, Çınar Ekmekçi…
Kimi keman, kimi kontrbas, kimi flüt, kimi çello çalıyor; biri de şef…
Şef Çınar Ekmekçi sahneye çıkınca aklımdan Gürer Aykal ya da İbrahim Yazıcı gibi duayen isimler geçti. Yaşlı başlı insanlar…
Oysa Çınar gencecik bir sanatçı, daha on yedi yaşında.
Sahnede orkestra elemanlarını ve Çınar’ı görünce ne yalan söyleyeyim önce inanamadım, bu zor işi başarabilecekleri konusunda tereddüt ettim.
Konser başladı, öyle başarılı sürdü ki hem şefe hem gençlere güvenim bir kat daha arttı. Tereddüdün gereksizliğini bir kez daha anlamış oldum.
Çünkü orkestra harika çaldı, şef mükemmel yönetti ve biz katılanlar ayakta alkışladık onları.
Peki repertuvarda ne vardı?
Paravane op.50, carl of the bells, la vie en rose, oguvay ascend, six quartet, adagio g minör, bach cella, suite prelude …
Bu gençlerin yolu açık…
Konser bittiğinde, aklımda sabah anmasından kalan, “Bu gençler nerede?” yakınması da cevaplanmış oluyordu böylece.
Gençler kendilerince çizdiği yolda yürüyordu.
Biz ise alışılmış davranışlar peşindeydik belki de.
Bu gençleri kutlarken bu olanağı onlara sağlayan Karşıyaka Belediyesi Kent Konseyi’ni de unutmamak gerek.
Çünkü kurumlar ve orada çalışanlar bu güzellikleri fark etmese yetenekler kolay kolay ortaya çıkmıyor!

Konseri izlerken bir başka güzelliği size anlatmam gerek:
Salonda yanıma ilkokul dördüncü sınıftan bir kız çocuğu annesiyle oturunca aramızda sohbet başladı.
Kızımızın adı Feraye Şahin. Yaşı on bir olmalı…
Kent konseyi çocuk meclisi başkan yardımcı imiş.
Yakın zamanda çocuk meclisi başkanlığı için seçim yapılmış ve kendisi
“başkan yardımcısı” olmuş.
Çocuk meclisinin amacını sordum:
Çevre, temizlik, çocuklara kentte daha fazla olanak sağlanması gibi konuları saydı.
Sen ne yapıyorsun, dediğimde, sıraladıkları şunlardı:
Operanın çocuk korosuna devam ettiğini, satranç oynadığını, piyano çaldığını, Yeşilay’ın şiir yarışmasında birinci olduğunu söyledi. Daha fazla üstelemedim, yeter bu kadar dedim!
Hani sabah anmasında Nâzım Usta’nın mutluluğun resmini Abidin’den yapmasını istemesi vardı ya…
Galiba bu yaşadıklarım, ustanın sözünü ettiği o mutluluğu az da olsa yakalayabileceğimiz duygusunu bana verdi.
Teşekkürler gençler, çocuklar…
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/23467577/salim-cetin/123-yil-gecti-nazim-aramizda














