Gazeteciliğin ve fotoğrafın usta isimlerinden Lütfü Dağtaş, 12 Haziran tarihli Dokuzeylül gazetesindeki köşesinde İzmir’e bir Körfez Müzesi yapılması önerisini yazmıştı.
Okuduğumda şaşırmadığımı söylemeliyim çünkü Dağtaş, zaten bütün çalışmalarında İzmir’i odağına alıp kente nasıl yararlı olurum düşüncesini işleyen bir İzmir sevdalısı.
Bunlardan bir bölümünü sıralamak isterim:
2015 yılı olmalıydı. Dağtaş, Basmane-Anafartalar Caddesi üstünde eskiden aile evi olarak kullanılmış bir mekânda sergi açmak istiyordu.
Pek çok insanın karşı çıktığı, “Burada sergi mi olur?” dediği bir kortejo (aile evi) idi orası.
Sonra sergi gerçekleşti, çok sayıda izleyici sergiye gelerek bu semtteki tarihsel geçmişin izini bir aile evi bağlamında görme fırsatını yakalamış oldu.

Sergi, aynı zamanda eski semtlerin beklediği ilgiyi kamuoyuna aktaracak örnek bir çalışma olarak da kayda geçmiş olmalı.
***
Hoca’nın bu çabaları bitmedi.
Bir başka sergi açılışı için Barselona’ya gittiğinde orada Gaudí’nin1 mimarı olduğu Güel Parkı dikkatini çekti.
Bu parkın aynısı Damlacık için neden model olmasındı ki!
Dönünce bunu gazetedeki köşesinde ayrıntılarıyla yazdı.
Çünkü Damlacık semti, altından Konak Tüneli’nin geçmesiyle harabeye dönmüş, pek çok ev hasar almıştı.
Burası Güel Parkı gibi yapılırsa semte binlerce turistin gelmesi sağlanır ve semt “kurtulur”du.
Ne yazık ki duyan olmadı.
***
Tabii Hoca projesiz duramıyor.
Şimdi başka bir çalışmanın içinde olduğunu biliyorum.
O da alanında ünlü kişilerin vapur iskelelerinde fotoğrafını çekme ve onu sergiye dönüştürme işi.
Böylece binlerce yolcunun içinden geçtiği sembol yapılara dikkat çekilmiş olunacak.
Yakın geçmişte Hoca’yla birlikte bir çalışmamız daha olmuştu:
“Böyle de Bir İzmir Var” başlığı ile onun fotoğraflarını çektiği, benim de metinlerini yazdığım; Karşıyaka, İkiçeşmelik, Tarık Dursun’un çok sevdiği Mumcu’nun Kahvesi’nin olduğu Yangın Yokuşu, Damlacık, Gültepe ve Karabağlar gibi semt ve ilçeleri anlatan bir çalışmaydı bu.
Sonra bu yazı dizisi Dokuzeylül gazetesinde yayımlanmıştı.
***
Şimdi Hoca, yeni bir proje ile çıkageldi. İzmir Körfez Müzesi projesi. Bu, tamamen Körfez’in önemine vurgu yapan bir çalışma.
Bilindiği gibi Körfez, İzmir için altından bir kolye; Körfez’siz bir İzmir yarım demektir.
Kente pek çok değeri katan bir güzellik burası.
Ben de bu vesileyle Körfez’le ilgili bilgilere bir göz attım. Ulaştığım bilgiler özetle şöyle:
Körfez, 11,5 milyar metreküp su kapasitesiyle Akdeniz’in büyük doğal körfezlerinden biri.
İzmir, bu Körfez’in etrafında yarım ay biçiminde yer almış bir kent.
Uzmanlar Körfez’i, kendi içinde; Dış Körfez, Orta ve İç Körfez olmak üzere üçe ayırıyor.
Dış Körfez; Mordoğan, Çeşme, Urla kısmına denk geliyor.
Orta Körfez; Güzelbahçe, Çiğli ve Balçova; İç Körfez ise Konak, Karşıyaka ve Bayraklı arasındaki kısımdan oluşuyor.
Tabii bu ayrım, uzmanların geliştirdiği topografik ölçütlere göre yapılıyor. Biz yurttaşlar ise Körfez’i, bu teknik bölümlerinden öte, bir bütün olarak görüyoruz.
Bizim için Körfez imbatını akşam saatlerinde hissettiğimiz, arada şarkılara konu ettiğimiz ve tepeden seyrine doyamadığımız harika bir deniz.
Tabii aynı zamanda ulaşım için de yararlanılan bir değer.
***
Bir kere baştan belirtelim felsefe, mitoloji ve dinlerde suyun ve denizin yeri her zaman önemli olmuştur.
Bu nedenledir ki pek çok yaratılış miti, suyu ve denizi temel alır, bunlara hava, toprak ve ateş elementlerini de katar.
Suyu ve denizi temel aldığımızda efsaneleşmiş nehirler ve kentler akla geliyor:
Mesela içinden geçtikleri şehirlere değer katan Tuna, Ren, Nil ve Ganj Nehirleri…
Deniz de öyle… Bizde İstanbul ve İzmir böyledir.
İstanbul’u gerdanlık gibi Boğaz’ından; İzmir’i ise onu yarım ay biçiminde çevreleyen Körfez’inden ayrı düşünemeyiz.
Keza aynı biçimde; Paris, Londra, Viyana, Köln, Varşova, Lizbon, Kahire, Budapeşte, Petersburg ve daha onlarca kent nehir ya da deniz kıyısına kurulmuş, bu da onlara büyülü bir güzellik katmıştır.
Bu nedenle içinden nehir geçen ve kıyısında deniz olan kentler üzerine zengin bir edebi literatür ve sayısız araştırma, kütüphaneleri doldurur.
***

Peki, İzmir Körfez’ini konu alan edebi yapıt var mı derseniz?
Ben anımsamıyorum ya da varsa bile yok denecek kadar az olmalı.
Örneğin Abdülhak Şinasi Hisar, Boğaziçi Mehtapları2 yapıtı ile İstanbul’un boğazla ilişkisini, kıyıdaki yalıları anlatır. Salâh Birsel, Boğaziçi Şıngır Mıngır3 yapıtında “günün her saatinde değişen renkleriyle” Boğaziçi’ni taşır dünyamıza.

Peki bizde, Güzelyalı’da yıkılan o güzelim köşkler üzerine edebiyat tadı veren çalışma duydunuz mu?
“Anıları” biçiminde bir iki eser dışında ben okumadım.
Bunun yerine Körfez’in iyileştirilmesine dönük teknik çalışmalara ağırlık verildiğini görüyoruz.
Büyükşehir Belediyesi burası için 2009’da değişik planlar geliştirmiş.
Başında İlhan Tekeli Hoca’nın olduğu bir grup akademisyen Körfez ve kent ilişkisini geliştirmek için İzmir-Deniz Projesi adıyla Bostanlı’dan başlayıp Narlıdere’ye uzanan hat içinde kıyı düzenlemesi planını yaşama geçirmiştir.
İnsanların boş zamanlarını değerlendirebileceği kafeler, seyir terasları, Karataş’ta altgeçit ve iskelelerin çoğaltılması gibi çalışmalar bu İzmir-Deniz Projesi’nin sonucudur.
Tekeli Hoca; İzmir’de evlerin Körfez’e bir amfitiyatro gibi konumlandığını, bu nedenle Körfez’in bu gösteri mekânı işlevine uygun tasarlanması düşüncesini dillendiren hocalardan biridir.
Ancak insanların denizle ilişkisinin daha derinleştirilmesi gerektiği uyarısını da Hoca bir yandan söylüyor.
***
Bu tartışmalar yapıladursun İzmir’de denizle kent insanı arasındaki olumlu ilişkinin tam sağlandığı ne yazık ki söylenemez.
İşte, Dağtaş’ın müze önerisi belki de bu noktada önemli, İzmirlinin denizle buluşmasını hızlandıracak bir adım olabilir.
Çünkü müze, İzmirliyi Körfez’de olan bitenlere duyarlı kılacak, bilgi sahibi olmasını sağlayacak bir yapı da aynı zamanda.
Ancak biz gene de temkinli davranıp edebiyatımızın usta ismi Enis Batur’un çekincesini dile getirelim.
Ne diyor Batur?
“Deniz kıyısına, akarsu etrafına kurulmuş kentlerin pek çoğu suyu anlayamamıştır. (…) Hareketinden, sesinden ürkmüş; tadından, kokusundan keyif üretememiş olabilirler mi? Selanik’in, İzmir’in denizi; Bordeaux’nun nehri nerdeyse dışladıklarına tanık oldum. O şehrin insanları sular çekilse, deniz kurusa sanki hayıflanmayacaklardı.”4
Biz gene de Konak Meydanı’nda yıkılan belediye binası yerine yapılacak Körfez Müzesi’nin deniz sevgisini geliştirebileceğine inanalım.
Lütfü Dağtaş, bunu umuyor; biz de!
…………………
1 Antoni Gaudí ya da tam adıyla Antoni Plàcid Guillem Gaudí i Cornet (25 Haziran 1852, Reus/ İspanya-10 Haziran 1926 Barselona/ İspanya), İspanya’da Art Nouveau akımının İspanyol öncüsü olan Katalan mimar. Barselona’nın en ünlü mimari eserlerinin yaratıcısıdır.
2 Boğaziçi Mehtapları, Abdülhak Şinasi Hisar, anı, Everest Yayınları, 2022, 288s.
3 Boğaziçi Şıngır Mıngır-Salâh Bey Tarihi-3, Salâh Birsel, anı-anlatı, Sel Yayınları, 16. Basım: 2024, 452s.
4 İzmir Modeli Çalışmaları Üçüncü Kitap ( İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Yerel Kalkınma, Çevre ve Altyapı Sağlamadaki Performansları), İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayını, 2018, 417s., s.297
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/28192113/salim-cetin/24-saat-izmiri-dusunmek














