Böylece Azmakbaşı’nda tek kahve kaldı, Çolak Mustafa’nın kahvesi. İsmi de Azmakbaşı Kahvesi oldu. Mekânı genişledi. Derenin denize kavuştuğu dere yatağı üzerine, budanmış harnup ve palmiye dallarından çardak yaptılar. Hem bizlerin hem de turistlerin çok severek kullandığı bir mekâna dönüştü. Çok uzun yıllar yaşadı. Kahvehane olarak kullanılan bina kiraya verilip restorana dönüştüğü için kapanınca devreye Denizciler Derneği girdi. Dere yatağını devletten kiraladı, derenin üzerindeki köprünün deniz tarafına, kış aylarında derenin akışına engel olmayacak bir platform yaparak üzerine portatif kahve binası kondurdu. Denizciler KAFE olarak yaşatmaya ve çalıştırmaya başlamıştı. Kış aylarının haşin yağmurlarında taşan dere suları, civar işletmelere zarar verince, kabahati Denizciler Derneğinin yaptığı platformda bularak şikâyet ettiler. Devlet böyle huysuzluklarla uğraşmayı sevmediğinden o alanı bir daha kiraya vermekten vazgeçti. Her akşam mutlaka uğrayıp birkaç dost ile de karşılaştığımız, cebimizi sarsmayan bir-iki çay içerek denizin hemen kenarında oturup mehtaba bakıp muhabbet ettiğimiz mekân da kapandı gitti.



Ömer amcanın Şalvarağa Fırınını, Ömer amca vefat ettikten sonra oğulları işletmeye başladı. Ancak turizmin albenisine kapılan oğullar Salvarağa Fırınını, fırından elde ettikleri gelirden daha az zahmetle daha çoğunu elde edebileceklerine inandıkları mekâna yani Şalvarağa KAFE’ye çevirdiler. Hoşumuza da gitmişti. Gündüzleri denize girerken en çok oyalandığımız ve akşamlarımızın mekânı haline gelmişti. Kiralamak çalıştırmaktan daha karlı olmaya başladığında, ya da zannedildiğinde başkaca kişilere kiralanan mahal, günümüzün modernize edilmiş şık KAFE’lerine benzeyince uzak durur olduk. Bizim için kapandı olarak algılandı.


Yukarıda gördüğünüz Şalvarağa Fırınının Kafe’ye dönüşmüş hali 2013 yılına aittir. Günümüzdeki fotoğrafını okuyucuyu kusturmamak için çekip koymadım. 2013 yılındaki bu dönüşüm günümüzdeki halinden fersah fersah şık durmaktadır.
70’li yıllarda turizmin talebi olarak algılanan ya da turizme daha iyi hizmet etmek için ve turizmden daha çok gelir elde etmenin bir yolu olarak görülen, Şalvarağa Fırınının Kafe’ye dönüştüğü gibi “KAFE” açma trendi usul edinilmişti. Yaptığı eski tekne maketleri ile Deniz Müzesi’ni yaratan usta olarak da anılan tekne ustası Ali Kemal DENİZASLANI tekne yapımcılığı yıllarında ek gelir olsun diye, Kumbahçe sahil yoluna cephesi olan mekânında, yaptırdığı bir binada işletmeye açtığı SEF’in Kahvesi de turizmin ilk yıllarının en çok kullanılan mekanlarından biri oldu. Zeki MÜREN, Paşatarlası sırtlarında oturduğundan yürüyüş yolu üzerinde olması asabiyle orada mola verir, mekânı ünlendirir ve işletmeye müşteri katkısında bulunurdu. Biz gençler de mekânı çok sevip günün çeşitli vakitlerinde bilhassa gündüz denize girme seanslarımızda orayı çok kullanır olmuştuk. Mahallemizdeki otellerde ve pansiyonlarda konaklayan ünlülerin de kullandığı bir mekân haline gelince, rastlaşma şansını yakalamak isteyenlerin kullandığı epeyce sükseli bir mekân olmuştu. Şef’in Kahvesi de daha büyük gelir getirmesi ihtimali ya da gerçeği ile yerini başka bir işletmeye devredince kapandı.


Sıra ALİKO’nun kahvesine geldi. Üçüncü bölümde de onu anlatayım. Görüşmek üzere
Saygılarımla Ali DİZDAR














