Aşırı Sağ ve Türkiyeli seçmen
Almanya, 23 Şubat 2025 tarihinde kritik bir seçime gidiyor. Bu seçim, yalnızca hükümetin geleceğini değil, ülkenin siyasi rotasını da belirleyecek. Artan ekonomik belirsizlik, göç politikaları ve toplumsal kutuplaşma, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AFD) partisinin güç kazanmasına yol açtı. Ancak AFD’nin yükselişi, Almanya’nın demokrasi geleneği ve toplumsal barışı açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Bu tehlikenin farkında olan yüz binlerce insan, son bir ay içinde Berlin, Hamburg ve Köln gibi büyük şehirlerde sokaklara çıktı. Irkçılığa, yabancı düşmanlığına karşı düzenlenen kitlesel gösteriler, Almanya’nın demokratik değerlerine sahip çıkma çağrısıydı. 31 Ocak 2025 tarihinde Hristiyan Demokrat Birliğin (CDU) hazırlayıp sunduğu ve AFD’in desteklediği “Göçmen Yasası” Federal Parlamentosunda ret edilmesine neden oldu. Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, aşırı sağın yükselişini besleyen olaylar ve provokasyonlarda ülke genelinde oldu.
AfD’nin yükselişini hazırlayan zemin uzun süredir şekilleniyordu. Artan yaşam maliyetleri, konut krizinin derinleşmesi ve ekonomik kaygılar, toplumda hoşnutsuzluğu artırıyordu. AfD, bu hoşnutsuzluğu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için göçmenleri günah keçisi haline getirdi.
Yüksek enflasyonun, kira fiyatlarının yada sosyal devletin üzerindeki baskının gerçek nedenleri hakkında konuşmak yerine, göçmen karşıtı söylemlerle kamuoyunu etkileyerek güç kazandı.
Özellikle güvenlik kaygıları, AfD’nin en etkili propaganda araçlarından biri haline geldi. 2015 mülteci krizinden bu yana göç ve suç oranları üzerinden korku siyaseti yürüten parti, seçimlere 10 gün kala WER.di sendikasının düzenlediği uyarı grevinin ırkçı saldırıya (Münih) uğraması AFD’nin işine yaradı.
Münih’te, 13 Şubat günü(2025) Afganistanlı bir fail, aracını anti demokratik uygulamalara ve hayat pahalığına karşı yüyüş yapanların üzerine sürerek 28 kişiyi yaralandı.Irkçı saldırıda yaralanan iki yaşındaki Hafsa bebek ve annesi Amel’in ölümü toplumda büyük bir infial yarattı. Ancak böylesi ırkçı saldırının özellikle seçimlerden önce yapılması aşırı sağı nasıl beslediğini aklı selim olan herkes bilir. Bu tür saldırılar sadece güvenlik endişelerini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda AFD ve benzeri ırkçı partilerin eline güçlü bir propaganda malzemesi veriyor.
AFD’nin Irkçı ve popülist siyaset tarzı yalnızca göçmenleri değil, Almanya’nın temel demokratik değerlerini de tehdit ediyor. Bu nedenle Milyonlarca insan sokağa indi. Meydanları doldurdu.
AFD’nin amacı: basın özgürlüğünü kısıtlamak, bağımsız yargıyı siyasallaştırmak ve demokratik denetim mekanizmalarını zayıflatmak istiyor. Özellikle tarihsel hafıza konusunda yaptığı çarpıtmalar, Nazi Almanya’sının suçlarını küçümseyen açıklamalarla destekleniyor. Toplumu kutuplaştırarak güç kazanan AFD, Almanya’daki çok kültürlü toplumsal yapıyı hedef alıyor. Bu noktada, AFD’nin göçmen seçmenler için ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu hatırlamak ve hatırlatmak önemli.
Irkçı partilere oy verilmemeli
Son yıllarda, Almanya’daki Türkiyeli göçmenlerin bir kısmının AFD’ye oy verdiği görülüyor.
AFD, yalnızca göçmen karşıtı değil, doğrudan İslam karşıtı bir parti. Camilerin kapatılmasını savunan, çifte vatandaşlık hakkını kaldırmak, aile birleşimini engellemek, sosyal yardımları kaldırmak isteyen bir parti.
AFD’in Türkiyeli seçmenler içinde destek bulmasına,
kendi haklarını tehlikeye atmaya sürükleyen neden ne?
Tüm bu tehlikelere karşı yapılması gerekenler ise çok açıktır. Demokrasi ancak siyasete aktif katılımla korunabilir. Seçimlere katılım ne kadar yüksek olursa, aşırı sağın kazanma şansı o kadar azalır. Özellikle genç seçmenlerin bilinçlendirilmesi, AfD’nin ırkçı yüzünün anlatılması ve toplumda dayanışmanın güçlendirilmesi kritik önem taşıyor. Göçmenler ve yerli halk arasındaki bağları kuvvetlendirmek, ortak demokratik değerler etrafında birleştirmek, AfD’nin bölücü politikalarına verilecek en güçlü yanıt olacaktır.
Önümüzdeki seçimler Almanya’nın geleceğini belirleyecek. Aşırı sağın güç kazanması, yalnızca göçmenleri değil, tüm toplumu olumsuz etkileyecek. Ancak son haftalarda düzenlenen kitlesel gösteriler, aşırı sağa karşı demokrasiye sahip çıkanların hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Kitlesel gösterilerde ortaya çıkan güçlü damar tek başına bir çözüm değil ama çok önemli bir araç niteliğinde.
Öyle ise; kitle hareketinin sokakta sağladığı umut ve dayanışma hareketini sandıkta birleştirme zamanı.
16.2. 2020
Asaf Demirhan














