Anadilini konuşmayan çocuklar mı yoksa konuşan çocuklar mı uluslar arası aranede başarılı oluyor?
Bu soru sorulmamalı bile. Bir dilin ne içerdiğini düşünün. Her kelimenin etimolojisine dayanan kelime dağarcığı, kişinin kendi ülkesinin kökenleri hakkında bize bir şeyler söyler. Her dil, bir halkın tarihini anlatır ve böylece kültürünü geliştirerek dünya halklarına da sunar. Bu nedenle dil, geçmişi bugünle birleştirir ve kişinin kendi ülkesinin kanıtını sunar. Bugün Kürtçenin ve ülkede var olan diğer dil ve kültürlerin eğitim dilleri arasına alınarak geliştirilmesinden ve konuşulmasından neden korkulduğunu anlamıyorum.
Cumhuriyeti kuran kadro ABD, Fransa, Büyük Britanya ve Almanya‘da Yahudi, Ermeni ve Yunan kökenlilerden çok sayıda bilim ve ticaret insanın olduğunu ve onların oluşturdukları siyasi Lobi örgütlerinin önemini görmüş ve kavramış olmalılar ki Lozan Antlaşması tartışmalarında yeni Türkiye Cumhuriyetini temsil eden İsmet İnönü „Ben Türk ve Kürt halklarının temsilcisiyim“ demiştir. Böylece Kürt ve Türk milliyetin ana dillinin ve yaşamın her alanında eş olarak gördüklerini kayıt altına almış oldular. 24 Temmuz 1923‘ de imzalanan Lozan Antlaşması sadece Kürtçeyi değil Ermenice, Rumca, Modern İbranice, Lazca, Bulgarca ve Süryanice Lozan’da azınlıklar için tanınan haklardan istifade edebileceği kayıt altına alınmıştır.
Ermeniler zaten Osmanlı İmparatorluğu’n da 16 yy’den itibaren eğitim haklarını kullandılar. Süryanice‘de 2014 yılından bu yana eğitim veren okullar açtı. Ancak Türkiye topraklarında yaşayan diller sadece bunlar değildir. Kurmanca, Zazaca, Dılmıkıce, Lazca, Arapça, Çerkezce, Farsça, Yunanca, Bulgarca, Boşnakça, Pomakça, Gürcüce, Ermenice, Rumca, Süryanice, Romanca ve Ladino, Arnavutça, Adigece, Kırım’ca Tatarca, Kazakça ve Avşarca’nın dışında daha onlarca dil ve lehçe konuşulmaktadır. Bu dillerin hepsiyle halklar üretimde bulunmuş, hastalıklar tedavi etmiş, ağıtlar, türküler söylenmiş, masallar anlatmıştır. Bugün halen doğru dürüst bilmediğimiz bitkilere, canlılara ad verilmiş, onlardan nasıl yararlanacağını veya onlardan korunması gerektiğini dillendirmişlerdir. Bunların hepsinden insanlığın yararlanması gerekir. Eğer bunlar yaşatılsaydı günümüzde Anadolu insanları edebiyatta Rus edebiyatından daha iyi bir yerde olurdu, görsel sanatlarda İtalya, Hollanda, Fransa’dan çok daha başarılı olunurdu. Bilim insanlarımızın sayısı bugün sanayi olarak gelişmiş ülkelerin toplamında daha ileride olabilirdi. Ne yazık ki ülke halkımızın bu önemli büyük miraslarını bir ormanı yakarak kül eder gibi yasaklanarak, küçümsenerek yok ediliyor.
Ben birçok yazımda „Türkiye’de resmi dil Türkçe’dir. Ancak, Türkiye dünya dillerinin merkezidir” dedim. Çünkü insanlığın ilk yerleşim alanı Mezopotamya’dır. Malatya- Aslanlı Tepe kazıları MÖ 8000 yıllarına ait bulunan belgeler ilk insanlığın yerleşim merkezi olduğunu kanıtlamıştır. Ardından Urfa Göbekli Tepe kazıları da ilk kez insanlığın yerleşim alanlarını kasabalaşma platformunu yarattığını yanı kentleşmeye ve sanata önem vermeye de başladığını kanıtladı. Batı ülke halklarının büyük çoğunluğunun, başta Kızıl Deniz (Hindistan- İran) ve Kafkasya bölgesinden Anadolu üzerinden Avrupa’ya göçtüğünü oradan da Avusturalya ve Amerika’ya geçtiğini bilim insanların araştırmaları kanıtladılar. Anadolu halen Uzak Asya ve Afrika ülkelerinden gelip batıya geçen farklı etnik kökenlerden ve göçlerle gelen topluluklar nedeniyle birçok dil ve kültürün konakladığı bir alandır. Yaşadığımız bu yıllarda Türkiye’de üç milyondan fazla Avrupa’ya geçmek isteyen göçmenin bulunması en iyi kanıttır. Bu nedenle sürekli dil ve kültürü gelişmektedir. Bu gelişmeyi içine sindiremeyen batılı emperyalistleşen ülkeleri 1940 yılların ortasından sonra engellemek için her türlü politik oyunu sergilediler. Anadolu topraklarında doğup büyüyen insanların batı ülkelerine göçme hevesi körüklendi. 1960’ta ilk kez Almanya’ya iş gücü verme antlaşmasıyla bu kapının açılımı resmileştirildi. Teknikte, tarımda ve eğitimde kısacası yaşamın her alanındaki birikimli, meslekleri olan ve eğitimli insanların Avrupa ve ABD ülkelerine gitmeleri teşvik edildi. Böylece ülkede sanayin ve tarımında gelişmesinin önüne bir duvar örülmüş oldu.
Bu göçlerin sonucu olarak yurt dışında büyüyen çocuklara sahip çıkılmadığı için büyük çoğunluğu kendi anadilleri ve kültürleriyle bağlarını kaybetmeye başladılar. Oysa göç veren ülkenin yetkili kurumları ile her ebeveynin çocuğuna dili ve beraberinde getirdiği kültürü bilinçli bir şekilde öğretmesi görevidir. Bu şekilde her çocuk biraz daha güçlü olur. Bir ağaç, ancak kökleri güçlü olduğunda çiçek açar. Her bireyin atalarının konuştukları dil ve yaşadıkları kültür kökenidir. Bu bireye nereden geldiğini, kim olduğunu ve yeni bir ülkede nasıl anadilini yeni öğrendiği dil ile birlikte kültürünü, kişiliğini geliştireceğine yardım eder ve yoluna ışık tutar. Boşuna denilmiyor “Bir dil bir dünyadır.“
Çağımızda hızla gelişen ülkeleri incelediğimizde bunlar iş ve beyin gücü dışarıdan alan ülkeler olduğunu görmüş oluyoruz. Türkiye, Yunanistan, Kosova veya Tunus’tan veya başka bir ülkeden gelip bu gelişmiş ülkelere yerleşen bir ailenin çocuğunun beyinsel gelişimi çok daha hızlı gelişerek öne çıkıyor. Bunun anlamı anadili, ikinci ve üçüncü bir dille birlikte konuşan çocukları daha da ileriye götürüyor ve başarılı olmasını sağlıyor. İnsan olarak bizi geliştiren şey eğilmek ve yasakları desteklemek değil, bilgidir. Bu, kendi dilimizi konuşmanın kendimiz hakkında daha fazla şey öğrenmemize yardımcı olduğu anlamına gelir. Kendimizi bilmek ise her insanın daha fazla gelişmesine yardımcı olur. Biz Avrupa ülkelerinde çocuklarımıza anadilleriyle eğitim hakkı için çaba gösteriyoruz. Ancak ülkemiz sahip olduğu onlarca anadili yasaklıyor ve yok ediliyor. Oysa dünyanı diller ve kültürleri eğitimle geliştirerek dünya dillerinin ve kültürlerinin merkezi haline getirilebilinir. Ülkeye en büyük yararın çok dillilik ve çok kültürlülük olduğunu nedense görmek ve kabul etmek istenmiyoruz. Türkiye’den göçüp başka ülkelerde başarılı olan insanlarımızla gurur duyuyoruz.
“Hayal etmek” en sevdiğim deyimdir. Annesi Çinli ve babası İspanyol olan bir çocuğun Münster’de nasıl büyüdüğünü kısaca hayal edelim. Üç dili aynı seviyede konuşmasının o çocuğa getirilerini ve yaşamında elde edebilecek başarıların neler olabileceğini bir düşünelim. Bu görüntünün günümüz Almanya’sının gerçekliğiyle örtüştüğünü söylemeliyim.
İki dilli, hatta bu durumda üç dilli büyüyen çocuk, diğer çocuklara göre daha erken kendisini ifade etmeye başlar. Bunu başardığında, iki veya üç dilde mükemmel bir şekilde iletişim kurabilir, başarılı olmanın yolu açılır. Bu küreselleşme çağında, birkaç dil konuşan bireylere ihtiyaç duyulmaktadır. Her dil, geleceğin iş piyasası için önemlidir. Günümüzde Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD’de onlarca insanımız bilim alanında ve ticarette çok başarılıysa asıl nedeni çok dilli ve çok kültürlü oluşlarıdır. Çok dilli ve çok kültürlü iş ve beyin gücü sürekli almalarının rolü büyüktür.
Ana dilimiz, sadece iş piyasası için değil, kendimiz için ve her birimiz için önemlidir. Bildiğimiz her şey iyidir ve kendimiz, dilimiz, kökenlerimiz ve tarihimiz hakkında bildiğimiz her şey sadece tekleşmekten daha iyidir. Çünkü insanlık sürekli birbirleriyle diyalog içinde olmuştur. Kürtçe, Arapça, Lazca veya başka bir dil üzerinde tartışma yaratanlar ve bir dilin özgürlüğüne karşı çıkanlar Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmiyorlar, zarar veriyorlar. Bilmeden Türkiye’nin gelişmesini dünya dil ve kültürlerin merkezi olmasını istemeyen emperyalist devletlerin işini kolaylaştırıyorlar. Sonuç olarak ülkeye, dil ve kültürlere zarar veriyorlar. Kürtçe benim ana dilim, Türkçe benim ülkemin ve benim okul dilimdir. Almanca çocuklarımın, Türkçe ile birlikte ikinci Anadili ve okul dilidir. Benim yaşadığım ülkenin dili olarak öğrenmiş olmam bana zarar vermedi. Kürtçe, Türkçe ve Almancayı çok seviyorum. Bu diller ve kültürlerin zenginliği beni uluslararası bir yazar ve kültür insanı olmamı sağladı. Çocuklarım ve torunlarım Almanca dilini doğdukları günden itibaren öğrenerek büyüdüler ve yaşamda başarılı olmalarına kapı açtı. Bu üç dili çok seviyorum. Elbette her dil bir dünya olduğuna göre bütün dilleri ve kültürleri seviyorum. Bir dili iki kişi konuşuyorsa bile desteklenmeli ve geliştirilmelidir. Hiçbir dil ve hiçbir ırk yasaklanmamalıdır ve onların kimliğiyle oynanmamalıdır. Her dil, her kültür zenginliğimizdir.
18.07.2025
Molla Demirel














