“ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYİN HAKKI “
Yakın geçmişimiz ve bu günkü konjonktür;
Ulus tarihsel olarak oluşmuş, kararlı bir dil, toprak, iktisadi yaşam ve kendini kültür ortaklığında dile getiren ruhsal biçimlenme birliğidir.
Emperyalist işgalcilerin Sevr Antlaşmalarıyla bölüp parçalamaya çalıştıkları Trakya ve Anadolu topraklarında yaşayan nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Türklerin ve diğer azınlıklara göre nüfus bakımından daha fazla olan, doğuda ve güney doğuda yaşayan Kürt halkının emperyalizme karşı Mustafa Kemal Paşanın önderliğinde birlik ve beraberlik içinde kazanılan, ve adı Türkiye Cumhuriyeti olarak kurulan yeni ülkede beraberlik içinde yaşamak tarihsel olarak ortaya çıkmış bir gerçekliktir.
Bin yıldan fazla Anadolu’yu kendisine vatan yapan Selçuklu ve Osmanlı’nın ardından Türkiye Cumhuriyeti olarak devam eden bu topraklarda Türkler, Kürtler ve diğer azınlık milliyetler bir arada ekonomik yaşantı, toprak birliği içinde, ancak dil ve kültür birliği farklı olarak yaşayan halklar olarak bu günlere kadar gelmişlerdir.
Ana dilini kullanmak, kendi kültürünü yaşatmak aynı topraklarda yaşamak aynı ekonomi içinde yaşamını sürdürmek en doğal hakkı olduğu gibi evrensel bir gerçekliktir.
Tarihsel olarak birinci Dünya Savaşı ve ardından bizim kurtuluş savaşımız dan sonra, Kürt halkının bölünüp parçalanıp, İran, Irak, Suriye ve Türkiye topraklarında yaşamak zorunda kalması, Kürt halkının toprak birliğini, ekonomik yaşantı birliğini, kültürel ve ruhsal birliğini bozan, dil konusunda da asimilasyona tabi tutulan Kürt halkı farklı coğrafyalarda başka başka milletlerle kader birliği yapmak zorunda kalmışlardır.
Geride kalan yüzyıl içinde, aynı topraklarda, aynı ekonomik yaşantı birliği içinde, ayrı dilleri kullanmalarına rağmen dini bakımdan ruhsal birliği, Alevi’siyle ,Sünni’siyle uyumlu olan Kürt halkı ve Türk halkı birbirlerinden kız alıp kız vermişler, akrabalık bağları kuvvetlenmiş, yeni doğan çocukları hangi halkın kimliğiyle tanımlamak gerekir. Geride kalan yüzyıl içinde Kürt kardeşlerimiz ülkenin her tarafına dağılmış, ekonomik olarak yeni iş, işletme ve fabrikalar kurarak birlikte aynı ekonomi içerisinde yer almıştır. Konjonktürün bizleri getirdiği bu ortamda emperyalistlerin bölgemiz üzerinde uygulamaya koydukları BOP projesi mazlum bölge halklarının baş düşmanı olarak, terörist devlet İsrail eliyle ve yerli işbirlikçilerinin desteğiyle, taşeron örgütleri de kullanarak bölgemizi savaş alanına çeviren yeni bir paylaşım savaşının ayak izlerini hep birlikte yaşıyoruz.
Irkçılık ulusların düşmanıdır. Dünyanın mazlum halklarının çıkarları bu emperyalist işgal ve paylaşım savaşına karşı uluslararası dayanışmayı güçlendirmek ve bu emperyalist oyunu bozmak olmalıdır.
Çıkarlarını emperyalist efendileriyle birleştirmiş işbirlikçi tekelci burjuvazi ve onların iktidarını oluşturan Cumhur ittifakı, sonlarının geldiğini gördükçe sözde yeni çözüm süreci diyerek kardeş Kürt halkına ve onun temsilcisi siyasi aktörelere sıcak mesajlarla yaklaşmaktadır.
İktidarlarının devamını sağlamak için yeni anayasa çalışmalarına, Kürt halkının temsilcilerini alet etmek istiyorlar. Isıtılıp yeniden gündeme taşınan bu sözde çözüm sürecini doğru şekilde değerlendiren Dem parti bu yeni oyunun tuzağına düşmeyecektir.
Türk ve Kürt halkının emekçilerinin, emeklilerinin ve yoksul halkının çıkarları ortaktır. Sorunların çözümü bu iktidardan kurtulmak, birlik ve beraberlik içinde “Demokratik halk iktidarı” ile başlayacak 2. Yüzyıl Türkiye sinde özgürlük ve barış içinde olacaktır.
Yaşasın halkların kardeşliği,
Yaşasın örgütlü mücadelemiz.
Kurtuluş yok tek başına,
Ya hep beraber, ya hiç birimiz.
Ercan Çınarlı/ Disk Emekli Sen MYK üyesi ve Dış ilişkiler Sekreteri














