” Kaos’a hoşgeldin ” demiyor anne sana.
Kulağına fısıldadığı şarkılar, ninniler , sevgi sözleri , kaç bin yıllık söylenceler… hep seni bu dünyanın keşmekeşine dayanıklı hale getirmek
içindir..
Dünyanın tüm hoyratlıklarına rağmen , senin kırılıp dökülmemen, hayat Ağacından erken kopan bir yaprak olmaman için … hep nöbette ve tadattadır anne…
İçine doğduğun coğrafyanın hafızasıdır anne… Nice zulümlerden, kaç-göçlerden , katliamlardan kurtararak ; ölüme inat , en nadide çiçek olarak seni doğurmuştur.. Annelik , teslim olmamaktır !
Sende artık sonsuz bir aşkı ve ölümsüz bir vatanı yeniden anlamlandırmıştır Anne !
Sevgi , merhamet , iyilik , hoşgörü , empati bayraklarının senin saçlarında uçuştuğunu yalnızca anneler görür ve hisseder…
ERK’ in , ( erkeğin !) kendisine biçtiği rol’ün çok ötesindedir annelik. Her çağda böyledir.
O’nun hafızası , yüzbinlerce bilgisayardan daha kayıt edici , daha kavrayıcı ; hatta – daha önemlisi – acıların imbiğinden süzerek getirmiş olduğu o her koşulda hayatta kalma refleksi… tüm varoluşların ötesindedir.
Anne , bilinç öncesi ilk ontolojik varlıktır . Bilinç öncesi öznel bir hafızadır.
Anne , senin ilk vatanındır. İlk ilişkin, ilk güven’in , ilk korkun , ilk aidiyet duygun , ilk Ben’in, ilk dil’indir.
O’nun hafızası ve yüreği senin hep ANAYURD’UNDUR..
Anne , biyolojik bir özne değildir sadece.. Varoluş’un , Ben’in temel kayıt merkezidir.
Bu kayıtlar , hiç bir kitaptan veya dijital araç- gereçten değil , ancak anneden anneye ve evladına geçen bir bilgilenme sistemidir.
Annenin sıcaklığından, sesinden , kokusundan ritminden.. Sen hiç hissetmeden geçer sana.
Ama işte !..
Annesi erken ölenlere ne yazık …
10 Mayıs Pazar. 2026.
NECDET GÖKÇE














