Sevgili Karikatürist dostum Mustafa Yıldız bilgilendirdi…
Yoldaşım, dostum, gazetem SÖZ BİZDE’NİN imtiyaz sahibi Engin Şirin annesini kaybetmiş…
Sevim anne ile hiç tanışmadım…
Ama…
Oğlu Engin…
78’li bir DEVRİMCİ…
12 Eylül Faşizminde…
Bir Devrimci neler yaşamışsa…
Engin yoldaşta aynı şeyleri yaşamış…
İşkence…
Hapis vs.
Sevim anne de…
Bir Devrimci annesi olarak payına düşeni almış fazlasıyla…
Her ölüm…
Tarifsiz bir keder…
Her ölüm…
Kayboluşa atılan bir çentiktir…
Ama anne?
O başka bir hüzün…
Göz pınarlarını…
Kumla dolu su kuyularına çeviren…
Kanaması bir türlü dinmeyen bir kalp yarasıdır…
Pusulası arızalı bir gemi gibi…
Engin denizlerde sürüklenir durursun…
Gözlerin ufukta karayı…
Alışık olduğun deniz fenerini arar…
Nafile fenerin ışıkları çoktan sönmüştür…
Anne…
Mesela ben kaybettiğimde…
Bir son yaz günüydü…
Radyo programı yapıyordum Ankara’da…
Programın adı…
Yaşamın içinden…
Radyo ise Ekin…
Çok şey söylemek istiyorum…
Ama…
Depreme uğramış bir haldeyim sanki:
“Sesimi duyan var mı?”
Yayına dakikalar var…
Lakin tek cümle yok zihnimde…
Yayına girerken…
Kumanda masasındaki yönetmenime işaret ediyorum…
Anlıyor…
Zeki Müren’in ANNEM eserini giriyor…
Sonrasında artık cümleler benim değil, her içi kavrulan öksüzlerin çığlığı sanki…
Her ölüm zordur…
Bir annenin ölümü ölümden de zordur…
Bir anne öldüğünde…
Sözcükler de ölür…
Dünün anıları bugünün keşkeleri olur!…













