Bu Millet Bakılmaktan Yoruldu
Allah, Allah’tan razı olsun…
Bizlere öyle “bakanlar” vermiş ki, memleketi gözleriyle yönetiyorlar.
O kadar bakıyorlar ki artık görmüyorlar.
Bizim halimize bakıyorlar.
Faturalara bakıyorlar.
Etiketlere bakıyorlar.
Ama nedense gerçeklere gözleri kapalı.
Tesadüf mü?
Hayır.
Bu artık bir uzmanlık alanı.
Bu millete bu kadar yukarıdan bakarsan, aşağıyı seçemezsin.
Bu memlekete bu kadar uzaktan bakarsan, yakını anlayamazsın.
Bakanlarımızın gözleri bozulmadı.
Bakış açıları bozuldu.
Kriz var diyoruz…
“Yok” diyorlar.
Enflasyon diyoruz…
“Algı” diyorlar.
Pahalılık diyoruz…
“Abartı” diyorlar.
Demek ki biz yanlış bakıyoruz.
Onlar doğru bakıyor (!)
Marketle saray arasındaki mesafe yüzünden gözler şaşı oluyor herhâlde.
Bir gün kuraklık…
Ertesi gün sel…
Sonra don, fırtına, yangın…
Her felaket tam zamanında imdada yetişiyor.
Çünkü her felaket, bir bahanedir.
Ekonomi konuşulmasın diye yağmur yağar.
Zam sorulmasın diye deprem olur.
İşsizlik sorulmasın diye “dış güçler” belirir.
Kaf Dağı’nda yaprak kımıldasa görürler.
Ama mutfakta tencere boşsa duymazlar.
Çünkü tencerenin sesi yukarı çıkmaz.
Oraya ancak alkış gider.
Bir bakana bakıyorsun…
Dünyayı geziyor.
Biz mahalleyi geçemiyoruz.
O zirveden zirveye gidiyor…
Biz marketten kasaya gidemiyoruz.
Onlar “küresel vizyon” diyor.
Biz “evde ne var?” diyoruz.
Ama suç bizde.
Çünkü biz hâlâ soruyoruz.
Hâlâ konuşuyoruz.
Hâlâ “neden?” diyoruz.
Oysa bizden beklenen çok basit:
Susmak.
Şükretmek.
Minnet duymak.
Alkışlamak.
Bakılmak yetmezmiş gibi, bir de seyirci olmamız isteniyor.
Ama kusura bakmayın…
Bu millet sadece bakılan değil, bakan bir millettir.
Ve artık gördüğünü söylüyor.
Allah onlara çalışıyor,
Onlar kendilerine çalışıyor.
Biz de çalışıyoruz ama kime?
Ortaya çıkan tabloya bakınca…
Kimin kimin için çalıştığı hâlâ muamma.














