Öğrencilik yıllarında başlayan arkadaşlığımız emekli oluncaya kadar üniversitede sürdü. Tabi ki de ölünceye kadar.
Birlikte asistanlık yaptık, birlikte İngilizce kurslarına gittik. Ben bıraktım, o ısrar etti.
Sonra öğretim üyesi olduk
O daha çok sosyal teori ve bilgi sosyolojine yöneldi. Ölünceye kadar da bu konularda dersler verdi ve çeviriler yaptı.
Birlikte alan araştırması seyahatlerine çıkardık. Öğrencilerimizle hem eğitime çevirirdik bunu hem de keyifli hale getirirdik. Birbirimize takılmalarımız ve anlattığımız anılar öğrenciler için de büyük keyif olurdu.
Birgün, hadi Yeşil Köşke gidelim birer duble içeriz dedi. Birer yudum aldık ki, bana baba olacağını söyledi. Çok sevindim. Kutladık bunu.

Yıllar geçti, yine beni Yeşil Köşke davet etti. Arada bir giderdik zaten, ders sonrası falan. Bu defa da başka bir konu açtı. Sadece sana söylüyorum bir de Mehmet biliyor dedi. Aortta genişleme tespit edilmiş. Anevrizma. Baya da ileri düzeyde. Belli aralıklarla ölçüm yapılıyormuş ama ameliyat şartmış.
Bekir bu konuda çok pimpirikli biriydi. Ameliyat da riskli ama dedi. Yüzde beş.
Bekir saçmalıyorsun dedim. Yüzde beş risk sokakta yürürken de var. Sen cebinde fitili çekilmiş bomba ile geziyorsun. Belli bir süre daha bekleyip sonra başarılı bir ameliyat oldu.
Son yıllarda bölümdeki yönetim anlayışı ikimiz için de sevimsiz hale gelmeye başladı.
İkimiz de doktora sonrası kariyer yapmadık. Ben ona kızardım o da bana. Biz profesör olsaydık, bölüm yönetimi böyle olmazdı deyip dururdu.
Saçma sapan yönetim, kompleks ve kaprisler eşliğinde soruşturmalar, mobbingler yaşanıyordu.
Üniversite yönetim anlayışı da değişmiş ve birçok arkadaşımız KHK ile üniversiteden uzaklaştırılmıştı. Bunu kınayan bir bildiri yazdığımızda ise, bölümü yöneten ve çevresindekiler karşı bildiri yazarak bizim bu metinle ilgimiz yoktur dedi. Oysa biz adlarımızı koymuştuk zaten.
Daha önce aklımın ucundan geçmeyen bir düşünce, aklıma iyice yerleşti. İlk Bekir’e söyledim tabi. Bekir ben ayrılıyorum deyince, küplere bindi. Nereden çıkarıyorsun bunu. Daha on yıldan fazla süremiz var vs.
Mesleğimi çok seviyordum ama üniversite için hevesim kaybolmuştu.
Sakın benden habersiz dilekçe verme, birlikte ayrılırız, ben ne yapacağım burada yalnız diye tembih etti.
Bir süre geçince, bu defa Yeşil köşke davet etmeden bana bilgi verdi, “Engin ben de ayrılıyorum”.
Oturduk bunun üzerine sohbet ettik. Hayat değerli, burada bu kadar saçma bir ortamda çalışacağımıza bağımsız olarak da sosyoloji ile ilgileniriz.. Ve bana bu konuda öfkelenen Bekir, benden iki üç ay önce ayrıldı. Benim kullanmam gereken izinleri tamamlamam gerekiyormuş.
Emekli olmak tuhaftı. Ama ayrıldığımız ortamı da özlemiyorduk. Benim rüyalarıma giriyordu sık sık. Daha şunu yapmadın, dersleri tamamlaman lazım vs
Haftada bir telefon ile uzun sohbet yapıyor birkaç ayda bir de Kemeraltı veya Alsancakta buluşuyorduk.
O yoğun bir şekilde okumaya ve kitap çevirisi yapmaya devam ediyordu. Ben de ona yazdıklarımı gönderiyordum ve üzerine tartışıyorduk.
En son 1 Mayıs’ta Alsancakta buluştuk. Öğrencimiz Şebnem Varol Kaya da tesadüf aynı kafedeymiş. Fotoğraf çekilelim dedim.

Sonra telefon ile görüşmelerimiz düzenli olarak sürdü. İtalya turu aldık dedi. Yıllardır yakındığı bir konuydu bu. Dünyayı gezmek. Önce bir Orta Avrupa turu yaptı. Mutlu olmuştu. Şimdi de İtalya’ya gideceğiz dedi heyecanla. Biz Mısır turu düşünüyoruz önce dedim. O da çok önemli dedi.
Sen ne güzel Hindistan ve Rusya yaptın, şimdi giderek zorlaşıyor bunlar diye devam etti.
Aydın’da yaşıyordu ama İzmir’i çok özlüyordu. Sen şanslısın diyordu Kızlarağası Hanındaki çay sohbetlerinde.
Ağustos’ta İzmir’e gelince buluşalım, Kemal’in yerinde kafaları çekeriz dedik ama ya gelmedi ya da uygun olmadı.
Bekir aramamıştı bir süredir. Ama kötüsü Mehmet aradı. Bekir hakkında. Konuya girme şekli hiç hoşuma gitmedi. İtalya’da küçük bir kaza. Ayağını bir yere çarpmış. Bunun için arar mıydı Mehmet. Sözleri Bekir entübe edilmişe geldi. Çok can sıkıcı bir süreç. Yine Mehmet’ten haber geldi. “Engin Özlem ile birlikte Milano’ya geldik ama maalesef yetişemedik.”
Siverek’te başlayan hayat Milano’da son bulmuştu. Milano’dan gelince de çok sevdiği İzmir’de toprak ile buluşacak.















