Kayaların gerçek değerini bir Kızılderililer, bir göçebeler bir de “Rock”çılar bildi (O. Aktaş).
KAYALAR
Kaya deyip de üzerinden geçeriz buldozerlerimizle, her türden “iş” makinelerimizle, tonlarca dinamitlerimizle…
Kaya, üzerine çok şeylerin yazılıp çizildiği toprağın -yani canımızın- ham maddesidir. Magmada, derinlerde erimiş kayaların kristalleridir mermer, granit, kömür; o “paha biçilemez” elmas, zümrüt, yakut ve nicesi.
İnsanoğlu ortaya çıktığı devirden bu yana -yani iki milyonu aşkın bir süredir- onu hep kullandı. Onun toprağından buğdayı üretip ekmek yaptı; çanak yaptı, çömlek yaptı yemeğini yedi yine ondan yaptığı kaşık ve çatallarla. Onun kömürünü yakıp ısındı kış günlerinde, yine ondan yaptığı tek göz ya da göklere uzanan evlerinin, işyerlerinin içinde. Onun zenginliklerini boynuna astı, kulağına astı; taktı parmağına süs diye, zenginlikleri ölçüsünde azdan çoğa…
Hiç dağlar tükenir mi dedik… Yel kayadan ne alır dedik. Demeye de devam ederek hep üzerinden geçtik kayaların.
Şehirlerin göz kamaştırıcı asfaltlarında, tekerler üzerinde bir çağlayan gibi akan demir yığınlarına döndürdük kayaları. Suların yolunu kesmek, onları hapsetmek için derin çukurlarda milyonlarca ton kayanın canına okuduk sayısız bitki ve hayvan türüyle birlikte. Bunun ne anlama geldiğini düşünmeden “medeni” canavarlar olarak yürümeye devam ettik kayaların üzerinden.
İnsanın bencilliğinden mi, insanın günü rahat yaşama arzusundan mı, gereksiz olduğundan mı, akla gelmediğinden mi, ya da kayaların dili olmadığı sanıldığından mı anlamak zor ama kayalar ne kadar ve nasıl tüketilmeli henüz böyle bir bilimsel ve teknik bir yazıya rastlamadım!
Oysa doğal sürecin ötesinde tüketilen ve yeri değiştirilen her kaya dünyanın ömründen çalınan bir zamandır.
İnsanın ilk dönemlere dönüşü kayalara ulaşamayacağı ve kendilerini kaldıramayacak başka bir yıldızın olmadığını gördüğü zamanla örtüşecektir.
Aslında üzerinden silindir gibi geçilen kayalar değil gelecek kuşaklardır!
Osman Aktaş/4 Aralık 2012
NE OLUR?
Gönüller birlik olsa düğün olur, toy olur,
Ben de adam olayım, sen de olsan “ey” olur!
Göklerde uçan kuşa ulaşsa bedduamız,
İnce bir telek tüyden yükçe hafif tüy olur.
Yaraya merhem çalan türkün var ise söyle;
Hangi zaman geçmedi bin bir pare ah ile.
Gel sözün şerbete çal yüreğini bol eyle;
Az demli gönül aşı yeterince çiy olur!
Azap şırası düştü kadehteki meyime;
Ellere yeşillenen çimen benim neyime.
Bir selam göndereyim uzak duran beyime;
Engin gezen bey olmaz yakın kalan bey olur.
Bakan gözlerim sarhoş, sözlerim boş, içim boş;
Bir dünya kaçkınıyım, dolanırım başıboş;
Kalsam aynı yerimde ne olacak sanki hoş;
Kalıcı canda, dostlar, civanmert bir huy olur.
Osman Aktaş/4 Aralık 2012














