Dün İzmir’in Karşıyaka çayırında, “Bir yiğit çıktı meydane, her sözü birbirinden merdane”.
“Gelin, ama muhakkak gelin…
23 Mart’ta tek vücut olalım. Gücümüze güç katalım.
Zalimlere birliğimizi, bütünlüğümüzü gösterelim.
Sonrasında işimiz çok, birlikte başaracağız…Ancak birlikte başarabiliriz.” Dedi.
” Yolumuz zor ama, Ben korkmuyorum, Niye korkayım ki; ben yalnız değilim.” Dedi.
Dinleyenlerle öyle bütünleşti ki;
bayrak sallayan her yaşlı,
çılgınca slogan atan her genç,
alkışlayan her kadın,
salona girememenin üzüntüsünü yaşayan herkes,
Ancak tramvaylardaki yoğunluğu gördüğünde haberi olup da gidemediğine hayıflananlar vücudunun zerreleri, kasları olmuştu…
Sonra zaman makinesiyle 24 Mart’a hareket.
Elenseler, tırpanlar, budamalar, tek ve çift dalmalar, kazkanatları, iç paça dış kazıklar, ayak kündeleri, çift dirsek kapmalar, ayak kemaneleri art arda geliyordu.
Göğsünü yumrukluyordu.
“Gücünüz yetiyorsa bana gelin, çalışma arkadaşlarımdan ne istiyorsunuz? Ben burada, karşınızdayım. Sizden korkar mıyım sanıyorsunuz?” Diye haykırırken Rocky Balbao’ya dönüşmüştü sanki.
Şimdiye kadar bin iki yüzün üzerinde incelemeye tabi tutulmuştu. Ahmak davasından, diploma davasına kadar çeşitli uyduruk davalarla da yirmi beş yıl hapsi isteniyordu.
Her birisi de Rocky’e vurulan darbeler gibiydi.
Bu korku ringinde bir tanesi bile adamı yere sermeye yeterdi ama o direniyordu. Küsüde, aldığı her darbenin, O’nu nasıl güçlendirdiği açıkça görülüyordu.
Rocky rakibi ne kadar vurursa vursun son yumruğu kendisinin atacağını biliyordu. Çünkü içinde Adrian’ın sessiz gücü vardı
Evet O da Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanacaktı. Buna kesinlikle inanıyordu ve damarlarında Cumhuriyet Halk Partililerin , tüm halkın gücü akıyordu.
Daha da önemlisi duyan, dinleyen herkes de o kanın bir zerresi oluyor, hep birlikte karanlığı yıkacak bir balyoza dönüşüyorlardı.
Toplantı öncesi, sadece Parti kararı olduğu için destekleyeceklerini ürkek bir biçimde ifade edenler bile salonda tüm samimiyetleriyle coşmuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde uzun yıllardan beri görülemeyen lider rüzgarı buymuş demek ki.
Güreşle girdik, boksla devam ettik, zeybekle sürdürelim.
Bakmayın siz Karadenizli olduğuna. Kürsüde bir zeybek vardı sanki.
“Cavırın, hayının, kalleşin kurşunundan nasıl kaçtığını, halkı ezip sömüren zalımların başına nasıl bela olduğunu anlatır.” oyunlarında Zeybekler.
O nedenle bu oyunlar ancak ve ancak canlı müzik eşliğinde oynanabilir. Müzik, zeybek, müzisyen üçlüsü sürekli etkileşerek; coşkuya coşku katar, bir ağıta can verir. Kahramanlara can, zalimlere korku verir.
Salon bu haldeydi.
İmamoğlu coşuyor, dinleyenleri coşturuyor; dinleyenler coşuyor, İmamoğlu’nu coşturuyordu. Tabii bu arada konuşma; bir kürsü konuşması havasından çıkıp, bir dost sohbetine dönüşüyordu bile..
Konuşmasının bir yerinde; bazıları arkadaşı olan, bazıları sadece merhabalaştığı, bazılarını ise hiç tanımadığı birçok kişinin mal varlıklarına ve banka hesaplarına el konulduğu bilgisini verdi.
Demek ki Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmış.
Nedenini siyaset bilimin kurucularından Niccolò Machiavelli, daha on beşinci yüzyılda prensine anlatmıştı,
“Hükümdar ne olursa olsun asla insanların malına göz dikmemelidir. Çünkü insanlar babalarından ayrılabileceklerini içlerine sindirebilirler, ama mal sahipliklerinden yoksun kalmalarını asla.”
Sözü Fikri Sağlar’ın sözüyle tamamlayalım,
“Seçimin galibi kesinlikle Ekrem İmamoğlu olacak. Ama ismiyle, ama cismiyle zafer İmamoğlu’nun olacak.”
Not:
Bir sonraki yazı.
Biiir; beş yüz kişilik protokol.
İkiii; salonun coşkusuna katılamayanlar.
Üüüüç; Sayıları çok az da olsa, gelecek başarıyı görüp de nasıl nemalanırım diyen azmak çakalları.
İkinci Not:
İçinde yer aldığım Ekim Dayanışma Hareketi, İzmir’de bir süredir faaliyet gösteriyor. Şimdiye kadar iki kollektif bildiri yayınladı. Bu bildirilerde yer alan ana başlıkların Ekren İmamoğlu’nun konuşmasıyla birebir çakışması beni çok mutlu etti.
Bu bildirileri aralarında bakanlıktan, belediye başkanlığına; ilçe başkanlığından, milletvekilliğine kadar CHP’nin her kademesinde yer alanların demokratik bir biçimde hazırladı.
Bu durum bile, Ekrem İmamoğlu’nun yapacaklarına ne kadar da özlem duyulduğunun açık bir kanıtı oldu.














