Butlan kararıyla zaten tartışmalı olan demokratik yaşamın, bir adım daha dibe vurduğu görülüyor.
Butlana kadar iyi-kötü işleyen bir sistem vardı ve bunlar milli iradenin oluşmasını sağlayan; oy verme, sayım ve seçim sonucunun kabulü gibi kavramlardı.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bütün bunlarda yetki ve sorumluluk sahibiydi.
İtirazlar, kararlar bu kuruma aitti.
Şimdi iş tersine döndü, mahkemeler devreye girip İstanbul’a YSK’ye rağmen il başkanı atayabiliyor. CHP gibi bir partinin 2023’te yapılmış kongresi iptal ediliyor.
Literatürde buna jüristokrasi deniyor.
Siyasi ağırlığın parlamentolardan ve seçimlerden mahkemelere kayması, yargının hukuki durumları çözen merci olmasının yanına siyasi yaşamın merkezine oturması anlamına gelmesi demek bu.
Artık partilerin yaptığı kongrelerin bir hükmü kalmıyor, bir mahkeme onu değiştirebiliyor.
Böylece siyasi rekabetin bir sonraki seçim döneminde sandıkta olabileceği düşüncesi rafa kalkmış oluyor.
Elbette tartışmalı seçimler, kongreler olabilir. Bu durumda seçim kanunu devreye girer, belli süreler içinde YSK’ye itiraz edilerek iş çözümlenir. YSK’nin verdiği kararla tartışma biter ve siyasi rekabet bir dahaki seçim zamanında sandıkta görülmeye bırakılır. Ortak kabul budur.
Buna demokratik istikrar da denilebilir.
Bu kural şimdi yara almış durumda ve demokrasi giderek tartışmalı hâle geliyor böylece.
***
GELELİM BUTLANA
Bilindiği gibi tartışmaların kaynağı olan kurultay, 2023’te, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası yapılmıştı.
O kurultayda iki aday vardı; biri Cumhurbaşkanlığı seçimindeki yenilginin baş mimarı kabul edilen Kemal Kılıçdaroğlu, diğeri de değişimi savunan Özgür Özel.

Kurultaya katılan bin 300’e yakın delege; birinci turda Özel’e %49,93, Kemal Bey’e %48,61 oy verdi. İkinci turda ise Özel %59, 44, Kemal Bey %39,24 oranında oy aldı.
Bu durumda seçimden galip ayrılan Özgür Özel’di.
İşte, o saatten sonra Kemal Bey’in serzenişlerini duymaya başladık.
“Efendim seçimde şaibe var…” diye.
Peki, Kemal Bey hemen seçim akabinde YSK’ye başvurmuş mu? Hayır!
Bunun yerine hemen her fırsatta kurultayda şaibe olduğunu söyleyerek kriminal bir hava yaratmanın yolları âdeta döşenmiş ve sonuç butlana kadar gelmiştir.
***
ŞİMDİ GELİN, MUTLANA BAKALIM
Evet, baştan söyledik, jüristokrasi demokrasinin yeni hastalığı diye.
Demokratik yarış yerine mahkemeler rol kapıyor.
Koca partinin başına paraşütle genel başkan ataması bir mahkeme kararıyla olabiliyor.
Bu kararın bir de diğer yanı var.
O da butlanı kabul edip ‘gönül rahatlığı’yla oraya atanmayı kabul eden kişi.
Kim o?
Partinin eski genel başkanı Kemal Bey…
Bunda bir gariplik yok mu, kurultayda kaybettiğiniz bir yere nasıl paraşütle gelmeyi kabul ediyorsunuz?
Demek ki 2023’ten beri ‘ofis’teki çalışmalar, kulisler bunun içinmiş!
Şimdi olanlar da ayrı bir gariplik.
Haydi, diyelim atandınız, bari partiyi toparlama girişiminde bulunsanız!
Bunun yerine parti küçültülüyor. İl başkanları görevden alınıyor, milletvekilleri ihraç ediliyor.
Böylece kendi genel başkanlığının yolu döşeniyor.
Tepeden tırnağa hırs buna denir herhalde!
***
Benim anlayamadığım başka bir şey de Kemal Bey’in 2023 kurultayına daha üstten bakmak yerine, salonunun içinden bakmayı tercih etmiş olduğudur.
Bunu başarıp daha sosyolojik bakabilseydi herhalde şunları görebilirdi:
O günlerde cumhurbaşkanlığı seçimi olmuş, Kılıçdaroğlu seçimi kaybetmiş, halk bezgin ve bıkkın.
Yeni bir nefes arıyor, değişim istiyor.
Tam da o günlerde 38.Kurultay yapılıp Özgür Özel başkan seçiliyor.
Kılıçdaroğlu buna itiraz ediyor, neden ben seçilmedim diye suçu delegelere atmaya çalışıyor.
Anladığım Kılıçdaroğlu bu sosyolojik zemini kabule yanaşmıyor.
O feodal bir saikle partinin sahibi olduğunu sanıyor.

Ve doğal olarak kendisine neden oy verilmediğine isyan ediyor.
Bin 300 delegenin oy vermemesini de sosyolojik gerçeklikte arayacağına onların ev, telefon, devasa paralar verilerek kandırılmasına indirgiyor.
***
Görülmeyen bir başka gerçeklik de2026’ya gelene kadar Özel liderliğindeki CHP’ninbirinci parti konumuna yükselmiş olması.
Bu da Kılıçdaroğlu için önem arz etmiyor.
Tabii sonrasında olanlar da bu yanlış bakışın artçıları.
Örneğin belediyelere yapılanlar, haksız tutuklamalar Kılıçdaroğlu için partinin yoktan yere adliyelere düşürülmesi olarak görülüyor.
Bunların, iktidar uygulamalarından kaynaklı değil, aksine Özel grubunun tutumuyla ilintili olduğu vurgulanıyor.
Bu durumda insan sormadan edemiyor: Mahkemelerin adil olmadığını savunarak Ankara’dan İstanbul’a kadar yürümek neydi?
***
Kılıçdaroğlu diyoruz ama bir de etrafındaki “yol arkadaşları” meselesi var.
İzmir’den benim de tanıdığım eski milletvekili, çok da sevdiğim Atilla Sertel bunlardan biri örneğin.
Geçenlerde Sertel, bir TV kanalında, geçmişte Kılıçdaroğlu’nun yanında olanların bugün neden Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiklerine hayıflanıyordu.
Ancak Sertel’in üzerinde durmadığı butlanla atanan bir genel başkanın yaptıklarıyla 2023 kurultayının kendi koşulları içinde değerlendirilmesi kısmıydı.
Yazının başında bu iki gerçeği dile getirmeye çalıştık.
Gene de soralım, 2023’te şaibe arayan Kılıçdaroğlu YSK’ye zaman itiraz etmiş midir?
Eğer etmiş olsaydı YSK’nin vereceği karara kimse itiraz etmez, demokratik yarış bir sonraki sandığa kalmış olurdu.
Öbür türlü, her yerde ‘delege beni sattı’ diyerek sızlanma bambaşka bir durum doğrusu!
Üstelik o delegelerin yarısı ona oy vermiş CHP’li.
Sanırım kurultaydaki kaybetme dinamiklerinden biri de insanların değişim istemesi. Kılıçdaroğlu gibi “dürüst” ama siyasal analiz konularında yetmişlerin kodlarını kullanan, halkla ilişkileri zayıf ve tipik bir Ankara bürokratı havasındaki lider artık istenmiyor.
Galiba Sertel ve arkadaşlarının görmediği noktalardan biri de bu.

***
Bir de neden yanında durulmadığı sorulan liderin seçimle gelmemiş olmak gibi bir ayıbı daha var.
Sertel, 2006’da Yenigün gazetesinde buna benzer bir durumu yazmış, sonra o yazıyı Yenigün Yazıları kitabına da koymuş.
O yazıda tartışılan, Ekrem Bulgun’un atanarak il başkanlığına gelme meselesi.
Sertel; Bulgun’un tecrübesi nedeniyle il başkanı olması gerektiğini ancak atanmayla gelmiş olması nedeniyle ona oy vermeyeceği belirtiyor.
O cümleler şöyle:
“Birincisi, ‘Atama il başkanıdır. Seçimle gelen seçimle gider.’ kuralını ilke edinmiş biri olarak, atamayı kabul etmiş bir il başkanının parti içi demokrasi hakkını çiğneyeceğine inanırım.”1
Demek ki 2006’da geçerli olan bu ilke, konu Kılıçdaroğlu olunca birden değersizleşiyor!
Kemal Bey’in butlanla gelmesi atanmışlık olmuyor!
Biz dostlarımızdan demokrasinin yanında olmalarını bekliyoruz.
Kılıçdaroğlu da bu kritere dahil. Tutarlı bir demokrat oluversin, hemen yanında yer alalım!
…………………
1Yenigün Yazıları, Atilla Sertel, yazılar, Soyer Yayıncılık, 320s., 2006, s.196
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/28432766/salim-cetin/chpde-kalmak-ve-gitmek














