sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

ÇÜRÜME: Sermaye Düzeninin Kanser Hali

FUNDA AKBULUT Ekleyen FUNDA AKBULUT
Ocak 28, 2025
in YAZARLAR
0
ÇÜRÜME: Sermaye Düzeninin Kanser Hali
0
Paylaş
7
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Hatice Eroğlu Akdoğan

Şeyler ya da belirli bir şey, nesne neden çürür? Çürür, çünkü enerjisi, hareket kabiliyeti kaybolan, uzam ve zamandan yani gerçekçilikten sıyrılarak bir başına kalır; hücreleriyle bağlantılar zayıflar, sonra ana kolandan kopar, dağılır harekete demez hale gelir. Üzerinden başkaları beslenir geçer, alttaki hepten işlevsiz kalır, kokuşarak kaybolur.

Doğada, doğallığında bir canlının çürümesi nitelik olarak aşağı yukarı böyledir. Aslında doğada özellikle de bitkisel âlemde çürüme kaçınılmaz ve kendiliğinden zorunlu bir hareketin sonucudur. Bir ağacın kuruyup çürümesi başka bitkiler ve bitkiler ortamında yaşam bulan böceklerin beslenmesi, mantarların ortaya çıkması açısından önemli bir olaydır. Çürüme, yenilenme için gerekli bir döngü haline gelmiştir. Elbet söz konusu çürüme döngüsü, insanın var olduğu koşulda onun eliyle bozulacak şekilde iradi bir darbe almadıysa! Her çürüme süreci yeni bir yaşamı içinde barındırır. Bu ve bunun gibi çürüme süreçleri nesnenin vazgeçilmez hallerinden biridir.

Salt doğal çürümenin dışında asıl bizim için tartışma konusu olan çürüme, mecazi bir anlamı taşıyan toplumsal çürüme biçimidir. Toplum ya da topluluk hali, insanın var olduğu zamandan bu yana çeşitli dönemlerdeki üretim biçimine denk düşen kültürü ve buna dahil olan gelenek birikimiyle, örgütlenmiş ilişki vb. durumunu ifade eder. Kapitalist üretim ilişkilerinde de sınıfsal çelişkiler bir yana kurum ve kurallarıyla iyi organize olmuş ve gelişmiş bir toplum düzeni söz konusudur. Devlet düzeneği, genel olarak tepede bu ilişkileri mülk sahibinin çıkarlarına uygun olarak biçimlendiren bir toplum yapısını hakim kılmaya çalışan üst yapı niteliğindedir.

Kapitalizm, bir bakıma toplum halinde yaşayan ve üreten insanın topluluk ilişkisine özde aykırı bir örgütlenme sağlar. Söz konusu örgütlenmede, mülk sahibi ya da onun denetimi altındaki yönetici kadrosu ile üretenlere karşı tutumu birbirine tamamen zıt olacak bir şekildedir ki, bu da bir yandan üreten diğer yandan üretenlerin emeğine el koyma şeklindeki sınıfsal gerçeğin kendisiyle ilgilidir.

Maddi ya da hizmet esaslı üretime dayalı irili, ufaklı bir işyerinde işler; küçük, orta ya da büyük bir küme insan tarafından yetenek, tecrübe, meslek esasına dayalı olarak işbölümüyle yürütülür. Büroda biri temizlik yapar, biri iletişimi sağlar, biri gelir- gideri tutar, biri arşivi yönetir, bir ya da birkaç kişi kurumu organize eder, kararlarını alır. Bir dokuma fabrikasında koca bir makinanın başında yerine göre 20,30, 50… kişi aynı makinenin farklı bir aparatını denetler. Eğer bu bir iplik makinesi ise pamuk ya da yünün girişinden ortaya, dokunmuş kumaşın çıkıp rulo oluşuna kadar olan bir süreci kapsar ve o küçük alandaki üretim bandı çevresinde, 50 işçinin aynı amacı sağlamaya dönük ayrı ayrı işleyişi vardır. İşçiler bir başkasına yani patrona ait olan makinenin ayrı ayrı bir parçası gibi üzerlerine düşen işi yapar. Buradan hareketle kapitalizmde üretim toplumsal iken, mülk edinme özeldir. Çalışanların emeği üzerinden sağlanan kârla, mülkiyet de ayrıca büyümeye devam eder. Birlikte üretirken, birlikte bölüşme yerine, üretilenlere bir kişinin ya da bir şirketin sahip olması toplumdaki büyük, temel çelişkiyi oluşturur.

Üretim toplumsal mülk edinmenin özel olması, öz itibarıyla çürümenin de başlangıç kaynağıdır. Kapitalizm, 19.yüzyılın sonuna doğru artık sürekli kriz üreten ve krizin toplumsal süreçlerini baskılayarak yapısına uygun olarak “suç ve suçlu” üreten bir toplum biçimidir. Bir dilim baklavaya parasız ya da izinsiz el atanın eli yanar, hapsi boylar! Bir dilim baklava, kutsallaştırılmış mülkü yansıtır.

Mülk edinme ya da gelir adaletsizliği neo-liberal politikalarla birlikte dünyanın her yerinde devasa boyutlara ulaşmıştır. Reel sosyalizmin çöküşü, kapitalizmin pazar olarak dünyanın her yanına el atmasını ve doğal kaynakları yağmalamasının önünü açmasını beraberinde getirmiştir. Bu yağmaya insan emeğinin hoyratça kullanılması; yaşam alanlarının tehdit edilmesi, çalışanın canının, can güvenliğinin hiçe sayılması da dahildir. Salt bu nedenle topraklarını, doğal yaşam alanlarını kaybetmiş insanlar, hayvanlar dahil endemik bitkiler vardır. Çok uzağa, başka bir yere gitmemize gerek yok elbet. Doğanın talanında, emek sömürüsünde, siyasal baskılarda, hukukun ayaklar altına alınmasında dünyanın başka yerindeki bir insanın dahi ilk aklına gelecek ülkenin Türkiye olduğu aşikardır.

Bizim genel olarak toplumsal diye nitelendirdiğimiz iktisadi, siyasal ve sosyal çürüme, siyasal ve hukuki işlerliğin alt yapıya bağlı düzeneklerinin paslanması, tıkanması ya da ne dersek diyelim darma-duman olmasıyla kendini gösterir.

Ortaya çıkan manzara için sık sık canlı bir bünyede işlevini tamamlamış tüm atık ve çöplerin toplandığı “fosseptik çukuru taştı” benzetmesi ifadesi kullanılır. En tepeden başlayan kötü yönetim, süreç içerisinde yukarıdan aşağıya bürokrasiye egemen olur; İşlerlik normal yolunda değildir. Adam kayırmacılık, torpil, rüşvet, mevcut hukuku işlemez, tanınmaz kılma noktasına sürükler. Kendine imtiyaz sağlama yarışındaki bu düzeneğin unsurlarının açığa çıkan çatışmaları, yaşam ve davranış biçimleri toplumun kılcal damarlarına dek yayılır. İktidarı yönetenler ya da mülk sahipleri iletişim araçlarını, interneti, sosyal medyayı kontrolü elinde tutanlardır. Algıya dayalı yalan haber ve manipüle edilmiş içerikler kitlelerin normal düşünme biçimini tahrip ederek çürümeye hız kazandırır. Kendi gerçeğine yabancılaşma, değer yitimi ve ahlaki erozyon toplum bireylerini de birbirinden uzaklaştırarak, ortak çıkarlar etrafında kümeleşmesine engel oluşturur. Sisteme yönelik olmasa gereken mücadele bir de bakmışsınız ki çalma, dolandırıcılık yapma vs. biçiminde sisteme benzer yöntemleri kullanarak statü ya da sınıf atlama yönüne kayar.

Kendi gemisini kurtaran kaptandır anlayışına paralel düşen bireycilik, insanın birlikte mücadele ve örgütlenmesine dayalı şekilde yürümesini gerektiren toplumsal varlığını kemirerek sekteye uğratır. İşte Bolu’da tatile gitmişken otel yangınında cayır cayır yanarak küle dönen insanlar varken, yakınındaki otel tatilcilerinin karda keyif yapmaya devam edişinin görüntüleri, 36 canın yakıldığı Madımak Oteli’nin alt katına açılan lokantaya kebap yemek için girip çıkan müşterileri hatırlattı ki, bizim olaylar dağarcığımızda bu ve bunun gibi sayısız örneğimiz olduğu su götürmez bir gerçek. Bir yıl önce Kadıköy’de polis, bir protesto gösterisini gaz ve plastik mermilerle ara sokaklara püskürttüğünde, sokaktaki masalarda yiyip içenler, masalarının arasından geçecek yer arayan protestocuları görmüyormuş gibi önlerindeki tabak ve bardaklarla alakasına devam etmişti.

İktidarın yarattığı yoksulluk ve çöküntü ikliminde çürüme, birey ya da organize olmuş bireylerin, başkalarının haklarını hiçe sayarak kolay yoldan kendini kurtarma, çıkarlarını sağlama hareketine evrilmiştir. Sözcüğün gerçek anlamıyla çürüyen sermaye düzeni, toplumsal ilişki ve değerlerin aşınarak kaybolmasına düzenini ayakta tutmak için özellikle çanak tutmaktadır. Çünkü birbirine sırtını dönerek, birbirini görmezden gelerek hatta birbirine çelme takarak hareket edenler kapitalizmin sür-git düzeninde kabul görenler olacaktır.

Sistemin kâr döngüsü öyle hızlı bir seviyeye ulaşmıştır ki yiyecek satın alırsınız altından sağlığınızı bozan zehirli maddeler çıkar. Tedavi için gittiğiniz hastane, hastane değil sizi müşteri sayan bir kuruma dönüşmüştür. Köyüme döneyim dersiniz, maden şirketlerinin ablukası altında olduğu anlaşılır. Eğitim aldığınızı sanırsınız okullarda, yurtlarda karşınıza şeriatçı yapılar çıkar. Davalık olur kendinizi mahkemede kendinizi savunmayı düşünürsünüz, yargıç başka telden çalan bir yandaş olarak karşınıza çıkar… Çürüme adeta kâr döngüsünün hızıyla doğru orantılı olarak hareketine devam ediyordur. Her döngüde “yok artık bu kadar olmaz” dedirterek; yeni döngüde bir önceki çürük kokusunu normalleştirerek…

…

ÖZGEÇMİŞ:

Hatice Eroğlu Akdoğan,

1963 yılında Malatya/Arguvan’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümünden 1986 yılında mezun oldu. İş ve meslek hayatında kütüphanecilik, gazetecilik ve idarecilik yaptı.

Lise yıllarında şiirle uğraşan Hatice E. Akdoğan’ın ‘90’lı yıllarda çeşitli gazete ve dergilerde deneme ve öyküleri yer almaya başladı. Öykülerinden oluşan ilk kitabı “Berivan’ın Dilindeki Kelepçe”1998 yılında yayımladı. Bunu o dönem Türkiye gündemden hiç düşmeyen siyasi kayıplarla ilgili kurgulanmış belgesel romanı “Gözlerim Kayıp”(2000) izledi. Yazarın, kadınlarla ilgili inceleme çalışması “Medyada Kadın” ise 2001 yılında yayınlandı.

Sonraki yıllarda sırasıyla “Bekle Bizi İstanbul”(Roman), “Dicle’nin Sırrı”(Roman), “Kar Yağarken Düşlerime”(Öykü)), “Kırda Nergizler Kimsesiz”(Anı), Hangi Yaraya Baksam Acısı Kadın”, “Sofrada Yeri Ağzında Dili Olmayan Kadınlarımız”(Sözlü Tarih-Söyleşi), Mektup Bizden Selam Söyle(Roman), Fakir Baykurt’un Kaleminin İzinde; Romancı’nın Serüveni(Biyografi), Kendi Gerçeğini Yaratan Efsane Fidel Castro(Biyografi), Küba’da Devrimin Kadın Yüzü(Araştırma), Berlin’de Bir Spartaküs; Rosa Luxemburg(Biyografi) ve 2024 yılında Kendi Kalemleriyle Yazarların Odası 1-2 (Derleme) kitaplarının yayını izledi.

İstanbul’da yaşayan yazar, çeşitli dergi ve gazetelerde yazmayı da sürdürmektedir.

***

Post Views: 114
Önceki yazı

KENT KONSEYİ

Sonraki Gönderi

En İyi İlaç Sevgidir (1954)

FUNDA AKBULUT

FUNDA AKBULUT

Sonraki Gönderi
En İyi İlaç Sevgidir (1954)

En İyi İlaç Sevgidir (1954)

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.