sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Datça’dan…

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Kasım 15, 2025
in YAZARLAR
0
Datça’dan…
0
Paylaş
4
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

NEYE GÜLÜYORSUNUZ?

Azerbaycan–Gürcistan sınırında düşen uçakta şehit olan Milaslı Emrah Kuran bugün sonsuzluğa uğurlandı. Herkesin yüreğinin düğümlendiği bir cenazede, gözler doğal olarak protokolün üzerindeydi. Fakat Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz ile eski AK Parti Muğla Büyükşehir Adayı Aydın Ayaydın’ın cenaze sırasında gülüşerek sohbet etmesi, tören alanındaki sessizliği bir anda bozdu.

Bir şehidin ardından susmak bile bir saygı biçimiyken, bu görüntü “neye gülüyorsunuz?” sorusunu acı şekilde ortaya bıraktı. Vatandaşların tepkisi haklı.

Devletin temsilcileri, hele de böyle bir günde, kendilerini değil taşıdıkları sorumluluğu hatırlamak zorunda. Çünkü şehidin ailesi acının en ağırını yaşarken, protokolün sergilediği en küçük umursamazlık bile bir davranış değil, bir saygı yarasıdır.

Görüntu: @tv48

…

TWEET ATTI, ADALET ŞAŞIRDI

Tv’ler son dakika geçiyor.

İmamoğlu’na üçüncü kez sosyal medya engeli.

Demek ki bazı yerlerde adalet öyle bir hız kazanmış ki, artık dosya değil “bildirim” kovalar hale gelmiş. Ekrana her bir tweet düştüğünde “İmamoğlu yeni bir şey paylaştı” uyarısı çıkıyor galiba.

Ve anında refleks.

Engelle, sustur.

Ülkede milyonluk yolsuzluk dosyaları “iş yoğunluğu” nedeniyle yıllarca sürünürken, bir belediye başkanının sosyal medya hesabı Formula 1 hızında engelleniyor.

Bu üçüncü engel…

Bu gidişle İmamoğlu’na “sosyal medya kullanım rehberi” bile çıkarabilirler.

1-Eleştiri içeren tweet atmayın.

2-Çok RT yapmayın.

3-Story paylaşırken uslu olun.

4-Haklı olsanız bile büyük harfle yazmayın.

5-En önemlisi, Gözümüze batmayın.

Bir zamanlar hücresinde tweet araması yapılan Selahattin Demiştas’ın çay demlemek için kullandığı kettle suçsuz bulunmuştu.

Bakalım, İmamoğlu’nun kettle’lının yerine kayyum atanacak mı?

…

Tele2 yayına başladı. Ücretsiz abone olabilirsiniz.

…

ARŞİPEL’İN KAYIP ŞEHİRLERİ

Asırlar boyu Homeros sadece bir ozan sanılırdı.

Güzel dizelerinin, cenk sahnelerinin, tanrılarla insanların iç içe geçtiği o dev anlatıların sadece hayal gücünün bir ürünü olduğu…

Oysa her yeni arkeolojik keşif, Homeros’un aslında Ege(Arşipel) uygarlığının kayıp hafızasını bize taşıyan bir “hafıza işçisi” olduğunu hatırlatıyor.

Troya bunun ilk kanıtıydı.

Hisarlık’ta yükselen katmanlar, Homeros’un dizelerindeki Troya’yı bir bir doğruladı. Yangın izleri, surlardaki yıkım, kıyıya bakan konum… Şimdi kimse “Troya masaldır” diyemiyor. Çünkü masal değil, tarihti.

Bugün yeni bir kapı daha aralanıyor: Ege’nin sular altındaki şehirleri.

Homeros, İlyada’da çiçekli, bereketli, “güzel surlu” sahil kentlerinden söz eder. Bir çoğu yüzyıllar boyunca bulunamadı. Kaybolmuşlardı. Fakat modern bilim, radar taramaları, sualtı fotogrametrisi, 3D rekonstrüksiyonlar, o şehirlerin aslında hiç de kayıp olmadığını gösteriyor.

Sadece denizle gömülmüşler.

Pavlopetri gibi Miken dönemine ait batık kentler, Homeros’un anlattığı yerleşim tipleriyle birebir örtüşüyor. Taş döşeli sokaklar, saray temelleri, geniş avlular… Ve en önemlisi, hepsini yok eden o ani felaketin izleri. Bilim diyor ki:

Bu kentler bir gecede çökmedi.

Bir tanrının gazabıyla değil dev bir tsunamiyle yutuldular.

Homeros’un betimlediği “bir anda karanlığın bastığı kentler”, jeologların tespit ettiği Bronz Çağı felaketleriyle aynı döneme denk geliyor. Şair, felaketleri tanrıların hışmıyla açıklamıştı.

Poseidon’un öfkesi, Apollon’un gazabı, Hera’nın kıskançlığı…

Ama bilim bugün o hışmın aslında kırılan fay hatları, yer değiştiren kıyı çizgileri ve yükselen dev dalgalar olduğunu anlatıyor.

Büyük Miken depremi, Girit-Thera patlaması,,Rhodes–Karpathos tsunamileri,Likya kıyı çöküşleri

Homeros’un “tanrıların cezası” diye anlattığı şeylerin gerçek jeolojik karşılıkları.

Homeros şiir yazmadı, gerçeklerin mitolojik maskesini çizdi.

Yani Homeros’un efsane dediğimiz o dizeleri, bir toplumun jeolojik ve tarihsel hafızasıydı.

Şiire dönüşmüş bir arşiv.

Bugün Peloponnese açıklarında yeniden gündeme gelen Antheia antik kenti de bu zincirin halkalarından biri. Homeros’un “çiçekli kent” dediği Antheia, belki de gerçekten bir kıyı Miken yerleşimiydi ve belki de suların altına gömüldü.

Henüz resmi bir keşif yok.

Ama ip uçları var ve suların altındaki Pavlopetri modelinin yarattığı beklenti büyük.

Ege, hâlâ onlarca kayıp kenti saklıyor olabilir.

Çünkü üç bin yılda kıyı çizgisi değişti.

Depremler, çökmeler, yükselmeler…

Tarihin yarısı toprağın altında, yarısı denizin dibinde.

Ve elimizde bir pusula var: Homeros.

Onun dizeleri, arkeologların haritalarından önce çizilmiş bir coğrafya.

Bugün keşfedilen her yeni kalıntı, şairin bin yıl önce aktardığı o sözlü tarihten bir parçayı doğruluyor.

Belki de en büyük yanılgımız şuydu.

Homeros’un efsane yazdığını sandık.

Meğer o, efsanenin kabuğuna saklanmış gerçekleri geleceğe anlatmış.

Troya bunun birinci kanıtıydı.

Sualtındaki Miken kentleri ikinci kanıtı olmaya aday.

Ege’yi biraz daha tararsak, kim bilir?

Belki de Homeros’un üç bin yıl önce dizelere gizlediği o kayıp şehirler, Poseidon’un unutulmuş avluları gibi suyun altından birer birer yükselmeye başlayacak.

…

BETON PELERİNLİ KAHRAMAN

Adam öyle bir vizyoner ki, kentin mütevazı imar planlarının dar koridorlarında sıkışıp kalmıyor.

“Tarım arazisi” falan hikâye…

O, Ankara’daki kutsal kapıyı çalıp arsasını hop “turistik tesis alanı”na terfi ettiriyor.

Bir nevi kariyer basamağı gibi.

Dün patates tarlasıydı, bugün beş yıldızlı rüya.

Ruhsat mı? O da ne? O eski dünya insanlarının takıntısı. Bizim kahraman modern çağın öncüsü. Bürokrasiyle vakit kaybetmeden doğrudan inşaata dalıyor. Belediye dayanamayarak utanıyor tabii, “hiç olmazsa sembolik bir mühür vuralım” diyor. Ceza kesiyor, yıkım kararı alıyor.

Ama adam öyle ulvi bir misyonun peşinde ki, ne mührü ciddiye alıyor, ne mahkemeyi. Beton mikserleri bir şelale gibi akmaya devam ediyor.

Belediye tekrar mahkemeye gidiyor, kaçak yapıyı tescil ettiriyor. Ama kahramanımız, çoktan Ankara’dan ikinci bir imar değişikliği çıkarıp inşaatı yeniden hızlandırmış bile. Belediye yılmıyor, bir üst mahkemeye koşuyor. Adam yılmıyor, bir üst kata çıkıyor.

Mühür tanımıyor, mahkeme tanımıyor, imar tanımıyor. Kentin ruhsatsız modern kahramanı her engeli aşarak yükselmeye devam ediyor.

Şimdi de kulaktan kulağa yayılan söylenti şu. Beyefendi, kaçak oteliyle deniz kıyısındaki sitesini birbirine bağlamak için bir de alt geçit yapıyormuş. Yakında sahilden kent merkezine doğru asma köprü uzatırsa şaşırmayalım.

Hatta belki teleferik… Belki tünel… Belki de kentin altına gizli bir metro hattı bile döşer. Tabii yine ruhsatsız.

Yanlış anlaşılmasın, o sadece kendi cebini düşünmüyor!

Hayır, hayır…

O şehrin turizm potansiyelini, bölgenin “yatırım cazibesini”, geleceğin “vizyonunu” düşünüyor. Kent için kendini feda ediyor resmen. Beton döktükçe yükselen sadece inşaat değil, aynı zamanda fedakârlığı.

Peki kent sakinleri ne yapıyor?

Ah, o da çok romantik.

Balkonlarından sessiz bir hayranlıkla izliyorlar.

Sanki bir doğa olayıymış gibi…

“Beton yağmuru bugün yine bastırdı ama olsun, alıştık artık!”

…

BASKIYA, ZULME, SANSÜRE İNAT

Kayyum kararıyla susturulmak istenen TELE1’de, emeğiyle ayakta duran gazeteciler topluca istifa etmişti.

Ama bu istifa bir veda değildi, tam tersine, daha gür bir sesle kurulmuş yeni bir başlangıçtı.

Bu cesur ekip şimdi YouTube’da kendi kanallarını açtı.

Adını da başına koydukları gibi: “SÖZ BİZDE.”

Gazeteciliğin omurgasını kırmak isteyenlere inat,

mikrofon yeniden emekçilerin elinde.

Hakikatin yolu kapatılınca, onlar yeni bir yol açtı:

TELE 2 HABER, YouTube’da yayında.

Ben Tele1’i pek izlemezdim ama şimdi baskıya, zulme,sansüre inat Tele2’yi izleyeceğim.

Siz de gerçek haberciliğe omuz vermek için abone olmayı, takip etmeyi unutmayın.

@tele2haber

…

23 ASIR MESELESİ

İstanbul’un fethi 1453’tü.

Aradan 572 yıl geçti.

Ama şimdi yeni bir tarih yazılıyor.

2352 yıl hapis istemi.

23 Asırdan fazla.

Yani Fatih Sultan Mehmet yaşasaydı, o da daha tahliye olamamış olacaktı.

Dava dosyası değil, adeta “Zaman Yolculuğu Senaryosu.”

2352 yıl… Roma İmparatorluğu’ndan bugüne kadar geçen süreden bile fazla.

2352 yıl önce takvim M.Ö. 327’i gösteriyor. İskender Asya’ya sefer düzenliyor, Aristo’nun öğrencisi hâlâ genç.

Yani savcının ceza hesabına göre, İmamoğlu İskender’le aynı dönemde hapse girmiş olsaydı, bugün hâlâ içeride olurdu.

Ve muhtemelen hâlâ “denetimli serbestlik” beklerdi.

2352 yıl önce Galileo teleskobunu gökyüzüne çevirdiğinde “dünya dönüyor” dedi diye hapse girdi ama 2352 yıl istemediler.

Marie Curie radyumu buldu, insanlık aydınlandı,

ama “devlete fazla ışık saçıyor” diye soruşturma açılmadı.

Bu ülkede mizah, artık adaletin koruyucu meleklerinden biri.

Çünkü bu kadar uzun cezalar, artık hukuktan çok tarihin kendisine meydan okuma denemesi.

Bir insan ömrü değil, bir uygarlık süresi.

Roma yıkılır, Bizans kurulur, Osmanlı yükselir, Cumhuriyet ilan edilir,

Mars’ta şehir kurulur ama dosya hâlâ Yargıtay’da bekler.

Belki de hedef şu.

Suçun şahsiliğinden çıkıp, kuşaktan kuşağa devredilen cezalar dönemi başlıyor.

Torunlar da “dedem içerideydi, ben de nöbetteyim” diyecek.

Demek ki hukuk sistemimiz sadece bugünü değil,

gelecekteki torunlarımızı da adaletle meşgul edecek kadar ileri görüşlü!

Belki de bu cezayı zamanın kendisine kesmişlerdir.

“Senin yüzünden herkes yaşlanıyor!” diye.

https://halktv.com.tr/…/imamogluna-istenen-23-asirlik…

…

75 YAŞINDA BİR DEDE

NEDEN EKMEK PEŞİNDE?

Ordu’nun Fatsa ilçesindeki taş ocağında altı gün önce meydana gelen göçükte kaybolan 75 yaşındaki kamyon şoförü Ahmet Şahin hâlâ enkaz altında. Altı gündür… Bir insanın umutla beklediği, bir ülkenin ise utançla yüzleştiği uzun, karanlık altı gün.

Ve daha bu acının dumanı tüterken…

İki gün önce, Kocaeli’nde 16–17 yaşlarında iki çocuk işçi yanarak can verdi. Daha hayatlarının başında, daha oyun çağında, daha lisede olmaları gerekirken… Ateşin içinde yok olup gittiler.

Bu nasıl bir ülkedir ki,

bir yanda 75 yaşında çalışmaya mahkûm edilmiş bir insan, öte yanda çocuk yaşta işçiliğe mahkûm edilmiş iki fidan aynı toprağın altında buluşuyor?

Bu nasıl bir düzendir ki,

yaşlısını mezara, çocuğunu ateşe teslim eder?

75 yaşındaki Ahmet Şahin neden çalışır?

Torunlarını büyütmesi gereken yaşta neden kamyon direksiyonunda?

Neden hâlâ ekmek kavgasında?

16-17 yaşındaki çocuklar neden çalışır?

Neden okulda değil de işyerinin cehennem sıcağında?

Neden hayatlarının en güzel çağında ölümle baş başa bırakılır?

Bunun adı kader değil.

Bunun adı “kârı kutsal, insanı değersiz” gören bu sermayeci düzen.

Bu düzen, yaşlıyı da çocukları da aynı acımasız çarkın dişlilerine atıyor.

Bir yanda taş ocağında çökme, öte yanda yanarak ölüm…

Hepsinin ortak bir faili var:

Sömürüye doymayan, iş güvenliğinden kaçan, insan hayatının maliyet kalemi olduğunu sanan bir düzen.

Yalan yok:

Ahmet Şahin’i de, iki çocuğu da öldüren şey sadece taş, sadece ateş değil;

bu ülkenin emeğe, yaşama, insana saygı duymayan zihniyetidir.

Batsın insanını yaşatmayan bu holding düzeni!

…

70 LİRALIK BİR CAN, KAÇ

ĹİRALIK VİCDAN GEREKTİRİR

Günde 70 lira.

Yemek yok. Sigorta yok. İş güvenliği yok.

Ama çalışmak zorunlu.

Çünkü hayat, yoksullara hep “ya çalış, ya aç kal” diye dayatılıyor.

Kocaeli’ndeki o fabrikanın adı “Mirkar Makine”ydi.

İşkur’a 30 metre mesafedeydi.

Ama içinde makine değil, kimyasal dolum yapılıyordu.

Kayıtlarda “atölye” görünen yer, aslında bir bomba gibiydi.

Yanıcı maddeler, daracık bir alan, tek bir çıkış kapısı…

Ve bu sabah o kapıya ulaşamadan altı insan can verdi.

İkisi çocuktu.

Biri 17 yaşında, diğeri 15.

Aralarında iki kardeş ve üç çocuk annesi kadınlar da vardı.

Günde 70 lira kazanmak için ölüme gittiler.

Muhtar defalarca uyardı. Kaymakamlığa yazdı, belediyeye bildirdi, CİMER’e şikâyet etti.

Hiçbiri işe yaramadı.

Ne denetim geldi, ne soru soran oldu.

Devlet, “yok” saydığı o insanların ölümünde bir kez daha “yoktu”.

Fabrika sahibi kaçmaya çalıştı, yakalandı.

Ama asıl kaçan kimdi biliyor musunuz?

Denetimden kaçan kurumlar, sorumluluktan kaçan yetkililer, vicdandan kaçan bir sistem.

Bir başka skandal da ruhsattı.

Makine atölyesi görünen yerde parfüm üretiliyordu.

Yani her şey yalan. Tabela, ruhsat, düzen, vicdan.

Bu ülkede insanlar artık iş kazasında değil, iş cınayetlerinde ölüyor.

Ve milyonlar “kaza” kelimesinin ardına saklanan bir toplumsal suçu seyrediyor

Günde 70 lira için çalışan bir insan, hayatını kaybettiğinde, o canın değeri, kimin vicdan terazisinde tartılacak?

Post Views: 222
Önceki yazı

Engin görüş…

Sonraki Gönderi

Face yazıları…

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Face yazıları…

Face yazıları…

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.