EYVAH, EYVAH
Akyaka’da 1970 İTÜ girişlilerin geleneksel toplantısına davetliyim.
“Kültür ve Sanatta Mitoloji” konulu bir söyleşi yapıyoruz.
Tam konuşmanın başında İbibik geldi.
Nereden haber aldıysa.
Bekle biraz dedim.
Dinler mi?
Efendim, Datça Belediyesi’ni denetleyen müfettişler, görevi bir hafta daha uzatmışlar.
Özellikle müteahhit siyasilerin arsa alımlarını, imar, ruhsat dosyalarını satır satır inceliyorlarmış.
İnşaatla uğraşan iktidar/muhalefet tüm siyasiler mercek altındaymış.
Hatta Ankara’dan bu konuda uzman bir başmüfettiş çağırmışlar.
İbibik’e “nereye gider bu iş” diye sordum.
“İnşaat işiyle uğraşan siyasiler düşünsün” dedi.
Biliyorsunuz, İbibik boş konuşmaz.
Eyvah ki, ne eyvah!

İBİBİK’İN GÖZÜ ÖNÜNDE BELEDİYEYİ MÜFETTİŞLER BASTI
Yine geldi benim İbibik.
Yine haber dolu.
Dün bütün gün Datça Belediyesi’nin üstünde uçmuş.
Neler neler görmüş, neler neler duymuş.
Anlatmadan önce bir avuç taze fındık yedi köftehor.
Sonra bülbül gibi ötmeye başladı.
-Efendim, Datça Belediyesi’ni İçişleri Bakanlığından özel bir müfettiş ekibi incelemeye başlamış.
İki uzman, bir stajyer.
Tüm dosyaları, alım satım işlemlerini, imar işlerini, işe alımları, atamaları, terfileri didik didik ediyorlarmış. Bazı atamaları usülsüz bulmuşlar deniliyor. Özellikle bazı müeahhit meclis üyelerinin imar çıkacak arsaları daha önceden satın almalarının üstüne gidiyorlarmış diye duydum. Zaten geçmişte gelen müfettişler de bu olayı etik bulmamıştı.
Kaçak binalarla ilgili yapılan/yapılmayan işlemleri mercek altına almışlar. İmardaki tüm dosyaları raftan indirtmişler.
İbibik’e dedim ki; Bu iktidar zaten tüm CHPli belediyeleri çalıştırmamak için sürekli müfettiş yolluyor, sürekli denetliyor. Açık bulmak için kılı kırk yarıyor. Bu da onlardan biridir.
Ne derse beğenirsiniz?
-Yok bu farklı. Bunda ihbar belediyenin içinden gitmiş. Müfettişler birçok konuda daha önce bilgilendirilmiş. Bu öyle genel bir denetleme değil, ihbarlar doğrultusunda iz sürme.
Sordum; Bu incelemelerden bir şey çıkar mı?
Güldü.
-Du bakali n’olcak!
Dedi ve uçtu gitti.

Cübbeli Ahmet mi?
Cukkalı Ahmet mi?

DATÇA’DA KAÇAK BİR OTEL “ŞİP ŞAK” NASIL YAPILIR?
Biliyorsunuz, bizim İbibik birkaç gündür haber peşindeydi.
Az önce geldi.
İyi muhabir, araştırmacı gazeteci mübarek.
Önemli bilgileri var.
Malum, Billur Kent’in karşında 33 dönümlük arazide dev bir otel dikiliyor.
300’den fazla odası olacakmış
100’e yakın personel çalışacakmış. (Elbette çoğu asgari ücretle)
Ve kaçak.
Datça’da ilk kez böyle bir olay yaşanıyor.
Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde ilk kez kişiye özel imar izni.
Bir örneği daha yok.
Datça Belediyesi gizlice by-pass edilerek, Ankara’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda kapalı kapılar ardında arsanın imar planı bir anda turizm alanına çevriliverdi.
Hokus pokus.
Şip şak kitabına uydururuz.
Otel sahibi bakanlıktan nasıl bir güvence aldıysa, henüz ruhsatı olmadan, inşaata başladı.
Yangından mal kaçırıyoruz ya.
Bunun üzerine Datça Belediyesi de hemen harekete geçerek, kaçak inşaata 6 milyon lira para cezası kesti.
Ancak, bu da inşaatın sürmesini durduramadı.
Datça belediyesi bu kez inşaatı mühürledi ve ruhsat alınmazsa bir ay sonra yıkacağını bildirdi.
Bununla da yetinmeyip, yürütmenin durdurulması için Muğla 3. İdare Mahkemesi’ne başvurdu.
Ancak, mahkeme geçmiş uygulamalara aykırı bir şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan görüş istediğini, bu görüş geldikten sonra karar vereceğini bildirdi.
Bu süreç boyunca otelin yapımı devam etti.
Datça Belediyesi son çare inşaatın sürdüğünü gösteren fotoğraflarla dolu ek bir dilekçeyle mahkemeye ikinci kez başvurdu.
Ama hala verilmiş bir karar yok ve inşaat durmaksızın sürüyor.
Herhalde otel bittikten sonra kararı açıklayacaklar.
Yine “Atı alan Üsküdar’ı geçecek” herhalde!
Bekleyelim bakalım, belki yanılıyoruzdur!
Belki de Muğla’da hakimler vardır.
Bu gelişmelerin ardından Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ı aradım.
Öğrendiklerimi anlattım, doğruladı.
Başkan Uçar, “Özel Çevre Koruma Bölgesi olan Datça’ya Ankara’dan özel imar izni verilmesi, bu yarımadanın sonunu getirir. Bu doğru bir iş değil. Her parası olan Ankara’da işini görürse, Datça’da imara açılmayan yer kalmaz. Biz belediye olarak, elimizdeki tüm yasal imkanları kullanarak bu otelin inşaatına izin vermemeye çalışıyoruz. Ancak yetkimiz bir yere kadar. Ama o yetkiyi sonuna kadar kullanacağız” dedi.
İbibik’in anlattığı bir başka gelişme daha var.
Önümüzdeki günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan bir heyet Datça’ya gelecekmiş.
Bu konular bölge bölge, detaylı olarak masaya yatırılacakmış.
Mantar gibi biten kaçak tiny houselar da dahil.
Haa bir de yıkılacağı açıklanan Ilıca Koyu’ndaki kaçak bungalowlar.
Sordum.
“İbibik ne olacak onlar?”
“İnşaat yasağının kalkmasını bekleyipduru” dedi.
Benimki de yüzsüzlük.
“Otel inşaatından fotoğraf var mı?” diye sordum sıkılmadan.
“Çağdışı mısın? Yapay zeka ne güne duruyor” demez mi!
İbibik işte.
Datça semalarında uçupduru.

İBİBİK HAKLI ÇIKTI. İMAMLAR ÖLDÜRESİYE KAVGA ETTİ.
Bugün defalarca aradım Datça Müftülüğü’nü.
Sabah, öğle, akşam.
Maalesef, ilçe müftüsü Yunus Aydın’a bir türlü ulaşamadım.
Ofis dışındaymış.
Arasın diye telefonumu bıraktım, şu saate kadar ne arayan, ne soran var.
Ulaşabilseydim İbibik’in dün anlattıkları soracaktım.
İki imam neden öldüresiye kavga etti?
Belki de, olayın kamuoyuna yansımasını istemiyorlar.
O zaman bildiklerimi yazayım.
Evet, İbibik haklı çıktı.
Datça’da iki mahalle imamı, müftülük binasında herkesin gözü önünde öldüresiye kavga etti.
Öyle bir kavga ki bu, tekmeler, yumruklar havalarda uçuştu.
Tırnaklar bile.
Hatta imamın biri muşta kullandı. Din kardeşini muşta ile yumrukladı.
“Kan gövdeyi götürdü” diyor görgü tanıkları.
Acımasızca darp edilen imamlardan biri gözlerinden ağır şekilde yaralandı.
Kör kalma tehlikesi var.
Bu yüzden İstanbul’da göz konusunda uzman bir hastaneye sevk edildi.
Kavganın bir ev konusunda anlaşmazlıktan çıktığı söyleniyor.
Ben kavga eden iki imamı biliyor ama isimlerini açıklamıyorum.
Onu da müftülük açıklasın.
Ayrıca bu kavga emniyete bildirildi mi, kavga edenlere idari bir ceza uygulandı mı, meşhul!
Bu arada benim bir de haberci serçem var.
İbibik’i görmüş bugün.
“Sarı Liman’da kaçak tiny houseların üzerinde uçupduru” dedi.
Vardır bir bildiği İbibik’in.
Hayırlara vesile olsun.

GÖZLER
Göklerin efendisi süzülüyor Mesudiye semalarında.
Ne kadar da heybetli.
Yılan kartalı bu.
Hazretin av saati.
Pür dikkat kesilmiş durumda.
Belki bir tarla sıçanının peşinde.
Belki de bir engereğin.
Daireler çiziyor.
Bir alçalıyor, bir yükseliyor.
Yerçekimine meydan okurcasına.
Birazdan kanatları kapatıp, ok gibi dalacak.
Avını kapacak birazdan.
Nedense o an seslendim.
Eşeklik işte.
Zamanı mı şimdi.
Bir anda göz göze geldik.
İyi bakın o gözlere.
O gözler anlatıyor herşeyi.

BİZİM İBİBİK ÖYLE
ŞEYLER ANLATTI Kİ..
Akşam saatlerinde dışarıdan o tanıdığım ses geldi.
Hüt, hüttt.
Hütt, hütttt!
İbibik bu.
Beni çağırıyor.
“Hayrola” dedim, “kon balkona da, anlat bakalım.”
İşi yoğunmuş, acelesi varmış. Sarı Liman’daki talanı araştırıyormuş.
Balkona konmadı ama birkaç kanat hareketiyle havada adeta asılı kaldı.
Akrobat sanki mübarek.
Öylesine konuşmaya başladı.
“Duydun mu?” dedi.
“Neyi” diye sordum.
“Datça’da iki mahalle imamı müftülük binasında ölesiye kavga etmiş. Yumruklar, muştalar, tekmeler havada uçuşmuş. İmamlardan biri çok fena darp edilmiş. Öyle darbeler almış ki, kör olma tehlikesi varmış. Özellikle gözlerinden ağır yaralı olduğu için İstanbul’da bir hastaneye sevk edilmiş.Müftülük olayın gizli kalmasını istiyormuş.”
Hoppala.
İki din adamı niye ölesiye kavga etsin?
“Emin misin İbibik” diye sordum.
Sinirlendi.
“Benden gerçek dışı bir şey duydun mu?” dedi ve uçtu gitti.
Valla bu İbibik boş konuşmaz.
Bir bildiği olmasa söylemez.
O zaman Datça Müftülüğü’ne soralım.
İki imamınız tekme tokat kavga etti mi?
Kavgada bir imamınız gözlerinden ağır yaralandı mı?
Bu olayı gizlemeye mi çalışıyorsunuz, yoksa adli mercilere bildirdiniz mi?
Kavganın nedeni nedir?
Cevap bekliyoruz.

BU DÜNYA SANA DA
KALMADI SERAPİS
Ne heybetli, ne ulu bir tanrıydın be Serapis.
Mısır ve Yunan’ın Zeus’uydun.
Yıldızlar ve gökler başındı.
Denizler gövden.
Yeryüzü ayakların.
Kulakların madenlerdi.
Güneşin evreni aydınlatan parlak ışınları ise gözlerin.
İnsanoğlunun yarattığı en ilginç tanrıydın.
Hep çok uzun boylu ve hep çok güçlü biri olarak betimlendin.
Erkeksi gücün ve kadınsı zarafetin harmanıydın.
Ama yüzünde hüzün, düşünce ve bir o kadar bilgelik ifadesi vardı.
Dönemin egemenlerinin kurtarıcısıydın.
O krallar, o firavunlar senin sayende oturdular o koltukta.
Seninle korku saldılar, seninle bastırdılar toplumu.
Milyonlar taptı sana.
Yüzlerce yıl ne adaklar sunuldu, ne kurbanlar kesildi senin uğruna.
Sözde ölümsüzdün ama bak sen de ölümlülerin arasına katıldın.
İnsanoğlu asırlardır binlerce tanrı yarattı, binlerce tanrı öldürdü.
Seni de yaratan, seni de öldüren sana tapan insanlardı.
Şimdi Mısır’ın batık Canopus kentinde sular altında yatıyorsun.
Sonsuza dek.

ANLAYANA
Muğlalı yazar şair Hamdi Topçuoğlu ne güzel demiş.
“Biz bağlarda sık sık gençleştirmeye başvururuz. Başka türlü ne ürün alabiliriz, ne de bağı yaşatabiliriz.”
Bu söz hayatın her alanında geçerli.
Özellikle de siyasette.















