ÜÇ ÇINAR’DAN DENİZ GEZMİŞ:
Sıkça “Üç Fidan” olarak adlandırılanlardan ve en çok konuşulanı Deniz Gezmiş’tir. 16 Temmuz 1971’de başlayıp 9 Ekim’de son bulan yargılama sonucunda, Tuğgeneral Ali Elverdi Başkanlığındaki Sıkıyönetim Mahkemesi, TCK’nın 146. maddesinin ihlali gerekçesiyle THKO’nun 1 Nolu davasında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmak” iddiasıyla 25 kişi Ankara Sıkıyönetim Mahkemesinde yargılandı. 18 THKO üyesi idama mahkûm edildi. Askeri Yargıtay Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan dışındaki yargılananlar hakkında verilen kararı bozdu. Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi ilk kararında direnince dosya yeniden Askeri Yargıtay’a gitti. Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nda Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan’ın ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezaları kesinleşti, Ahmet Erdoğan, Metin Güngörmüş, Mustafa Yalçıner ve Hacı Tonak ömür boyu hapis cezasına mahkûm oldu. Diğerleri 15’er yıl hapis cezası aldılar.
Verilen karar daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirildi. 24 Nisan 1972 Pazartesi günü yapılan Meclis oturumunda CHP lideri İsmet İnönü, “27 Mayıs’tan sonra idama mahkûm edilenlerin idam edilmemeleri için parti olarak var güçleriyle çalıştıklarını, siyasi suçlardan dolayı idam olmamasını, yeni bir kanun çıkarılmasını” önerdi. İsmet İnönü’nün önerisi kabul edilmedi.
Meclis’te yapılan oylamada Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı, 48 “ret” oyuna karşılık 273 “kabul” oyu ile Meclis tarafından onaylandı. İsmet İnönü ve Bülent Ecevit “ret”, Başbakan Süleyman Demirel ve Alparslan Türkeş ise “kabul” oyu kullandılar. Necmettin Erbakan ise oylamaya katılmadı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay da idamları onayladı. İsmet İnönü, CHP adına Anayasa Mahkemesi‘ne itiraz etti. Muhalefet şerhleriyle birlikte karar usul yönünden iptal edildi. İptal kararı üzerine yeniden toplanan Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi oy çokluğuyla idam kararlarını yeniden onayladı.
Bu durumun sonunda Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 6 Mayıs 1972 günü sabah saatlerinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde idam edildi. İdamlarında avukatları Halit Çelenk ile Mükerrem Erdoğan bulundular.
Deniz Gezmiş’in babası, Ilıca (Aziziye)/Erzurum nüfusuna kayıtlı ilköğretim müfettişi Cemil Gezmiş; annesi, Erzurum’un Tortum ilçesinden ilkokul öğretmeni Mukaddes Gezmiş’tir. Deniz üç kardeşinin ikincisidir. Dünyaya gözlerini açtığından itibaren çok zeki ve çok hareketli olduğu için annesi ona Kürtçe elle avuca sığmayan deli anlamında olan “DİNO” diye seslenir ve sever. İlk ve ortaokulu Sivas’ta, liseyi İstanbul’da okudu. Ardından İstanbul Hukuk Fakültesi’nin öğrencisi oldu.
Deniz Gezmiş’e sıkça nereli olduğu sıkça sorulur. “Türkiyeliyim, ancak dünyalı bir devrimciyim” diye yanıtlardı. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar İlçe Başkanlığı’na üye olan Deniz, daha sonra 1966 yılında Üsküdar İlçe Sekreterliği’ni üstlendi. Ancak İşçi Partisi’nin Türkiye’de iktidar olamayacağını ve demokrasinin sağlanmasında politikasının yeterli olmadığını anladı. İşçi Partisi’nden ayrıldı. THKO’nun örgütlenmesinde yer aldı. Sivas‘ta ilkokul ikinci sınıftan beri birlikte olan ve ailecek birbirlerinden kopmayan Aydın Çubukçu’nun şu cümleleri onu en iyi anlatır:
“Deniz ile ilkokul ikinci sınıftan itibaren sıra arkadaşıydık. Babalarımız dosttu. Annelerimiz meslektaştı ve öğretmendiler. Dolayısıyla ailecek görüşüp tanışırdık. Deniz o günkü koşullarda bile o çocuk yaşlarda önderlik yeteneği olan, etrafındakileri seferber etmeyi beceren, ilginç çocuklardan biriydi. Deniz’in kurduğu ve yönettiği ‘Yedi Bela Çetesi’ diye bir çocuk çetemiz vardı.
Deniz hakikaten çok özel bir çocuktu. Zekâsı, atılganlığı, arkadaşları üzerindeki o yönetme becerisi ve etrafındaki çocukları seferber etme yeteneği, hayatı boyunca o özellikleri bir devrimci önder olana kadar sürdürdü ve mükemmel bir devrimci olarak devam etti. Deniz’in özelliklerinden biri de kendisinden daha bilgili arkadaşlar seçmesine özen göstermesiydi. Bu onun en büyük yeteneklerinden biridir.”
Denizle ilkokuldan beri arkadaş olan ve yoldaşlığını sürdüren ve halen onun devrimci çizgisini savunanların en ön saflarında bilgi ve birikimiyle yer alan Aydın Çubukçu’nun en son söyledikleri benim onunla yaptığım söyleşide Berfin Bahar, Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi Mart 2025 Sayı 325’te yayınlandı, orada okuyabilirler. Deniz in en çok güvendiği arkadaşı Aydın Çubukçu’nun dediği gibi bilgi birikimi, bütün partilerin çalışma ve programları ona basit geliyordu; cesareti ve enerjisiyle ele avuca sığmıyordu. Nerede haksızlığa karşı bir eylem varsa oraya gidiyor ve ön saflara geçerek yönetici kişiliğini ortaya koyan bir devrimciydi.
Deniz Gezmiş asılırken son söz olarak ne dedi?
Deniz’in son sözleri şunlardı:
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Marksizm Leninizm’in yüce ideolojisi!
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi!
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın işçiler, köylüler!”
Son sözleri TCK’nın 141/142. maddelerinin varlığı nedeniyle basın ya da herhangi bir yayın organında yer almadı ve dillendirilemedi. Ancak avukatları Halit Çelenk ve Mükerrem Erdoğan daktilo ettiler. Dışarıda kalan yoldaşları da çoğaltarak yaygınlaştırdılar. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam sehpası altında haykırdıkları cümleler sadece Türkiye’nin her yanına değil, dünyanın tüm demokrat, sosyalist ve bağımsızlık, özgürlük mücadelesi veren halkları arasında dalga dalga yayıldı.
Halit Çelenk ile Şakibe Çelenk’i Fakir Baykurt’un Almanya’da oluşturduğu, benim de kuruluş üyesi olduğum “Almanya’da Yaşayan Türkiyeli Yazarlar Grubu”na davet etmiştik. Halit Çelenk bizlere Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in mahkeme, cezaevindeki duruşmalarını anlattı. En son olarak Deniz’le hücresinden idam edilecek bahçeye yürürken Deniz şöyle diyor: “Şakibe ablamı çok sevdiğimizi söyleyin. Bize emeği çok oldu. Ne kadar teşekkür etsek azdır. Ablam üzülmesin. Bu yolu biz kendimiz seçtik. Sonucunda olabilecek böyle bir duruma da hazırdık.” Bunları bize anlatırken Halit abi ile Şakibe ablanın gözyaşları açılan bir musluk gibi aktı. Elbette onlarla birlikte bizlerin de yanaklarında gözyaşlarımız bir sicim gibi yere aktı.
Deniz Gezmiş’in idam sabahı babasına bir mektup yazıyor. Bu mektupta şunları söylüyor:
“Kardeşimin bilim adamı olmasını istiyorum”
“…Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da insanlığa hizmettir. Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.”
Deniz’in idamından bu yana 53 yıl geçti; Deniz ile arkadaşlarının bilime ne kadar önem verdiklerinin bir kanıtıdır. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının devrimci tavrını sahiplenen Evrensel Gazetesi ve Türkiye Emek Partisi’ Deniz ve arkadaşlarının bu bilime verdikleri önemi sürdürmeye çalıştığını da söylemem gerekir.
Deniz Gezmiş’ Son sigarasını ve son çayını içtikten sonra kendisi kalkıp idam sehpasına yürüyor ve idam sehpası altındaki sandalyeye sıçrayarak çıkıyor. Yukarıda verdiğim son sözlerini en yüksek sesiyle söylüyor ve boynuna ip geçirildikten sonra cellada fırsat vermeden ayakları altındaki sandalyeyi ayaklarıyla vurarak savuruyor. Denizin naaşı ipten alındıktan sonra Yusuf Arslan’a idam sırası geliyor. Arkalarında onlarca türkü söylendi. Şiirler, öyküler, roman kitapları yazıldı ve yayınlandı.
Şarkışla’ya düşürmesin oy/ Allah sevdiği kulunu oy/ Gemerek’te çevirmişler/Deniz Gezmiş’in yolunu
Gemerek’te çevirmişler/Deniz Gezmiş’in yolunu..
Gece Elmalı’da kalmış oy/Hamamcı Ali’yi sormuş oy/
Uzatmalı itin biri/ Yusuf’u gaflette vurmuş.
N’olayıdım n’olayıdım oy/Okur yazar olayıdım oy
Deniz mahkemeye düşmüş/Avukatı ben olaydım
Yusuf mahkemeye düşmüş/Avukatı ben olaydım
Devam edecek…














