Deniz Göktaş bizden birisidir, devrimcidir, sosyalisttir. Belli ki ne yaptığını çok iyi bilerek, başına gelecek her şeyi de göze alarak politik bir eylem olarak bu işi yapmak istedi, bir yol açmak istedi.
Deniz kardeşimizle dayanışma içinde olacağız, onu soktukları o yerden çıkarmak boynumuzun borcudur, ne gerekiyorsa yapacağız. Ancak ortada acınacak bir şey yok, sadece bilinçli ve fedakarca bir eylem var.
İsterse elbette yurt dışından geri dönmez, istediği her ülkede de istediği kadar kalırdı. Ancak belli ki kendisine yedirememiş, sözlerinden dönmek istememiştir. “Kaçtı” diyenlerin ağzına laf vermektense, cesurca “döndüm işte” demiştir.
Bu koşullarda geri dönmesi iyi bir tercih mi, kötü bir tercih mi, o ayrı hikaye; ama mademki dönmüştür, bize tek düşen şey, onu savunmaktır.
Evet, “bizim” Deniz o. Ne kendisine acınmasını ister, ne de moralimizin bozulmasını.
Avukatı açıklama yapmış biraz önce, “durumu iyi” imiş.
“Onlardan haber geldi.
Oradan
onlardan.
Gömlekleri kirli değil
çatık değilmiş kaşları.
Yalnız biraz
uzamış tıraşları.
“Yandık!”
dememişler.
Dayanmışlar biliyorum.
“Dayandık!”
dememişler.
Gözleri gülerek
bakıyorlarmış adama.
Şakaklarında taze bir yara varmış ama,
çatık değilmiş kaşları.
Yalnız biraz
uzamış tıraşları….”














