Biz insanoğlu tuhaf mahluklarız…
Kendimizi çoğu zaman evrenin merkezi sanıp bizsiz dünyanın bir hiçten ibaret olduğunu iddia ederiz. Bazen de kendi gölgesinden korkan zavallı…
Eskilerin dediği boşuna değildi elbette:
“Zihin fukara olunca, akıl ukala olurmuş.”
Bir düş tarlasına dalıp düşünelim beraber…
Hepimizin fikirleri Everest Tepesi’nden büyük ama içimiz bir çay bardağı kadar sığ.
İki slogan ezberleyen filozof,
üç video izleyen âlim,
dört cümle kuran kurtarıcı kesiliyor başımıza.
Haksız da sayılır diyemem. Neden mi derseniz; memleket zaten uzun zamandır bilgiyle değil, kanaatle yönetiliyor.
Düşünmek yorucu iş olduğu için biz insanlar da artık sadece taraf tutar olduk.
Hal böyle olunca insanlar da kendilerine fazla anlam yükler olmuş.
Yer yer öyle büyük cümleler kuruyoruz ki, yere göğe sığmayan cinsten. Ama içimizden küçücük bir parça alınınca dünya başımıza yıkılıyor.
Nefesi kesilmiş sokak misali kalıyoruz hayatın orta yerinde…
Dışımız kalabalık olmasına kalabalık ama içimizde yaşama dair kıpırtı desen yok.
O yüzdendir ki denizi çalınmış balık hesabı çırpınıp duruyoruz;
akvaryumun camlarına çarpa çarpa kendimizi yavaş yavaş tüketiyoruz işte.
Sonra dönüp bunun adına da utanmadan “olgunlaşmak” diyoruz ya…
İçimizdeki acıya isim bulamayınca da çözüm diye besteler, güfteler, şiirler dizip duruyoruz.
İşin kötüsü, insan kaybettiğine değil, kendine biçtiği role yanıyor.
Çünkü herkes kendi hikâyesinin başrolünü oynuyor ama kimse figüranlığı kendine layık görmüyor.
O yüzden en küçük sarsıntıda dramatikleşiyoruz.
Sonra…
İşte sonrası önemli.
Eğer odanın tavanına gökyüzünü sığdırabiliyorsak,
yani insanın hâlâ umut edecek bir ışığı varsa,
bir şekilde yırtıyor karanlığı.
Ama değilse…
İşte o zaman ömür, aynı duvara çarpıp duran bir sineğin inadına dönüşüyor.
Ne çıkacak bir kapı buluyor
ne de vazgeçecek cesareti kendinde.
Bizim çağın en büyük hastalığı da bu sanırım.
İnsanlar kalabalık içinde birbirine temas ediyor belki ama kimse kimsenin içine değmiyor.
Herkes konuşuyor, kimse duymuyor.
Herkes biliyor, kimse anlamıyor.
Ve herkes mutlu görünmeye çalışırken,
içten içe kendi içindeki akvaryumun camlarına çarpıp hayatını tüketiyor…














