KİMLER UNUTULMAYACAK
Ben daha çocuğumdan, ben gencim, yaşlılık neymiş, çok uzağımdaya gelinecek.
Sonra, kendi yaşlılığını görmemeye çalışarak, “Vay be,” denilecek, “o artist gençliğimizin meşhuruydu, nasıl da yaşlanmış!”
“Oo, şu tanınmış güzel kadın mı buruşuk olan!”
Yeni çocuklar, gençler büyüyecek.
Döngü.
Konuşmalar tekrarlanacak:
“Olamaz ya! Daha dün gibi her şey! Nasıl da yaşlanıverdik birdenbire!”
Ölünecek. Toprağa karışılacak. Belki dumanların yükselecek. Suların altında kaybolunacak!
Diyalektik tüm kurallarıyla işleyecek.
Ölen unutulacak. Yaşayan yaşlanacak. Belki de doğar doğmaz ölecek. Sonuçta yaşayıp ölecek, unutulacak.
Döngü sürecek.
Dönen dönecek, ölecek.
“Nasıl bilirdiniz” denilecek.
“Ölünün arkasından konuşulmaz ama; haindi… üç kâğıtçıydı… dönekti…”
Dönmeyen de ölecek. Soru yanıtlanacak:
“Nasıl mı bilirdik?
Kişilikliydi, tutarlıydı, özveriliydi, hiç yanıp sönmedi. Direngendi, dönmedi. “
İşte o yaşayacak. İşte o inancıyla var olacak.
Onur olacak, bilinecek. Dürüstlüğü geliştirecek, dostluğu pekiştirecek.
Onlar ölseler de yaşayacak, yaşatılacak.
Aynı Denizler, Mahirler, Kaypakkayalar gibi.
Aynı, liseler faaliyetinin ardından çırak gençlere yetişen Erdal Erenler; işçi sınıfının içindeki Ekrem Ekşiler, İmranlar, Kenan Bilginler, Şeref Aydınlar; bizde konuk olduğu bir geceki sohbetimizde; “Köy faaliyetinde muhtarın, aganın değil, köyün en yoksulunun misafiri olacaksın Ahmet” diyen Fakir Baykurt; bir hafta sonunda eşiyle birlikte iki gün geçirdiğim, “Mesele işçi sınıfıdır Sefa” diyen Can Yüceller gibi… Gibi…
A. Sefa














