Türkiye dahil birçok ülkede sağlık okuryazarlığının artmasıyla birlikte “Google tıbbı” ya da “Dr. Google sendromu” olarak adlandırabileceğimiz bir olgu ortaya çıktı. İnsanlar bilgiye kolayca ulaşabiliyor, ancak bilginin doğruluğunu ayırt etme ve bağlama yerleştirme becerisi aynı hızda gelişmiyor. İşte burada devreye giren kavram: Eleştirel sağlık okuryazarlığı.
Eleştirel sağlık okuryazarlığı yalnızca bilmek değil, bilgiyi sorgulamak, iktidar ilişkileri içinde konumunu görmek ve insani deneyimin dilini yeniden kurmak anlamına gelir.
Sağlık sisteminde hasta genellikle “bilginin nesnesi”dir: ölçülen, izlenen, değerlendirilen. Eleştirel sağlık okuryazarlık, bu konumu dönüştürüp bireyi bilgiyle müzakere eden bir özne haline taşır ve böylece demokratik bir sağlık kültürünün ve hasta haklarının sosyolojik zeminini oluşturabilir.
Burada okuryazarlık, yalnızca metin okumak değil, sistemi okumaktır: Randevu alırken yaşanan bürokrasi, bir testin neden geri ödenmediği, hekimin neden sınırlı süre ayırabildiği…
Laboratuvar sonucu, MR bulgusu, klinik kılavuz cümlesi; bunlar teknik veri değil, yorum bekleyen göstergelerdir. Eleştirel sağlık okuryazarlık, bu göstergeler arasındaki bağlantıyı kurabilmeyi, veriyi körü körüne değil, yorumlayarak kullanmayı hedefler. “Eleştirel” sözcüğü burada “Karşı çıkmak” değil, “Katmanlarını açığa çıkarmak” anlamını taşır.
Sağlık bir anlatıdır. Her hasta kendi bedeninin hikayesini yazar. Hastalık yalnızca biyolojik bir süreç değil, anlamın kırıldığı ve tıbbi dilin sınırlarını aşan bir anlatı alanıdır.
Bir hekimin yazdığı rapor ile hastanın hikayesi arasındaki uçurum ancak edebi duyarlıkla aşılabilir. Böyle bakıldığında sağlık, salt bir bilim değil, bir dil olayıdır.
Dil, yalnızca iletişim aracı değil, insanın kendine tuttuğu aynadır; bu aynada kendini göremeyen, sağlık sisteminde değil, sessizlikte kaybolur. İşte ana dili, bu aynanın en gerçek yansımasıdır: Kendi dilinde konuşabilen kişi hem bedenini hem de hikayesini anlamlandırır.
Türkiye’de özellikle Kürtçe, Zazaca ve Arapça konuşan bölgelerde birçok kişi sağlık hizmetlerini kendi dilinde alamıyor. Sonuç yalnızca yanlış tanılar veya gecikmiş tedaviler değil; eleştirel sağlık okuryazarlığın sınırlanmasıdır.
Ana dilinde sağlık hizmeti, Arthur W. Frank’ın ifade ettiği gibi, “Bireyin kendi deneyimini anlamlandırmasını ve tedavi sürecinin öznesi olmasını sağlar.”
Ana dilinde sağlık hizmeti ve eleştirel sağlık okuryazarlığı, birbirini tamamlayan iki temel zorunluluktur.
Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Ama bu barış yalnızca sınırların ve siyasal anlaşmaların barışı değil; dilin, anlamın ve hikayelerin barışıdır.
İnsan en çok kendi dilinde iyileşir. Barış, önce dinleyen bir dil ister. Ana dilinde sağlık, devletin ve toplumun “duyan” bir organizma olmasını sağlar. Herkes kendi dilinde kendini ifade edebildiğinde, yalnızca birey değil, toplum da iyileşir.
Toplumsal kutuplaşmalar, dilsel dışlamalar, yalnızca yasalarla değil, dilin ve anlamın eşitliğiyle aşılabilir. Bu bağlamda barışın tıbbı, yalnızca bedenleri değil, dilleri ve hikayeleri de iyileştiren bir eylemdir.
Google tıbbının ötesinde, gerçek şifa ise özünde kendi dilinde anlaşılmak ve anlatabilmektir.
Unutmayalım ki, anadili Türkçe olmayanlar için Google tıbbı bile kendi dillerinde erişilebilir değil; bu eşitsizlik, eleştirel sağlık okuryazarlığının önündeki önemli bir diğer engel olup yaşamsaldır.
Sağlıcakla kalın.
Eleştirel sağlık okuryazarlığı: Google tıbbının ötesinde ana dili ve barış – Zeki Gül – Evrensel














