Mustafa Kemal Çelikkıran arkadaşımız, yoldaşımız. 12 Eylül sonrası yurt dışında yaşamak zorunda kalmış. Bir süre sonra aynı durumdaki devrimci arkadaşlarından bazıları mezhebe, dedeliğe ve dervişliğe yönelince, ya bu ne iş, Marksizm nere, sosyalizm nere ve mezhep nerden çıktı diye itiraz ediyor. Sonra dede olamayacağıma göre ben de papazım o zaman diyor.
Ne şık bir eylem. Ben çok beğendim. Hem Vatikan’da benim kitabımın reklamını yapıyor…

Mahmut Türkmenoğlu. Urla Bademler köyünden. Kooperatifçiliğin öncülerinden. 1973 ve 77 seçimlerinde CHP’den milletvekili oldu. Gümrük ve Tekel Bakanlığı yaptı.
Mahmut abiyi Urla’da yatılı okuduğum zaman, bir kahvehane toplantısı çıkışında görmüştüm. Etrafı çoşkulu bir topluluk tarafından çevriliydi.
Yetmişli yıllarda kimlik siyaseti yoktu. İdeolojik tutumlar daha öndeydi. Türkmenoğlu, Tahtacı Alevisiydi ama bu pek bilinmezdi.
Parti içinde üyeler ve delegeler onun bu kimliğini hiç dikkate almaz ve belki de bilmezdi. Mezhep ne avantaj ne de dezavantaj sağlardı. Aleviydi ama mezhepçi değildi.
Henüz siyasette mezhepçilik, mezhep ayrımcılığı yokken o ön seçimlerden hep birinci çıkardı.
CHP’de mezhepçilik ve bölgeciliğin etkili olmadığı bu dönemde, parti içi grupları bazıları, solcular ve göbekçiler şeklinde ayırırdı. Birinci grup postmodern döneme uygun bir dönüşümü sağlayamadı ve iyice silikleşti. Göbekçiler ise artık rantçılara dönüştü.
O şimdiki gibi ihale takip eden, yakınlarına kurdurdukları şirketlerle ticarete devam eden ve lüks otellerde en az 15 yıllık viski içip, bunları belediyenin hesabına yazan vekillere hiç benzemiyordu inanın.

,
Baykal, İnönü SHP’sinde değişim istiyordu. Sonra yeni CHP’de partinin başına geçti. İsimler değişti ama siyaset anlayışı ve pratiği değişmedi. Hatta SHP siyasetinin epey gerisine düştü CHP.
Baykal bırakmak zorunda kalınca, Kılıçdaroğlu geldi. İsimlerin bir kısmı ilk aşamada, ardından da çoğu değişti.
İsimler değişti ama siyaset tarzı değişmedi.
Şimdi Kılıçdaroğlu CHP’sinin değişmesi bekleniyor. Ama bu defa isimlerin bile değişmesi gerekli görülmüyor.
Yıllardır Kılıçdaroğlu’nun A takımı olan ekip, şimdi İmamoğlu’nun A takımına dönüşmüş durumda.
Sadece Kılıçdaroğlu gitsin İmamoğlu gelsin. Yeter ki biz devam edelim.
Neden olmasın. Bence de yeni isimleri öğrenmeye mi çalışacağız.
Genel Merkezin kedisi Şero da orada nasılsa.
Üzerinde durulacak konu çok. Ama bu röportajda basit bir detay gibi duran, Tuncay Özkan’ın, lüks otelde en az 15 yıllık viski tercih etmesi, diğer vekillerle birlikte, hesabı belediyeye yazın talimatı çok önemli. Gerisini siz düşünün, buzdağının altını yani. (Selma Artar iyi bir iş çıkarmış)
Yontmataş Devri’nden çıkamadık bir türlü..

Kılıçdaroğlu’cular var, İmamoğlu’cular var. Kurultay’da hangisi kazanır acaba deyip, pozisyon almakta güçlük çekip, çok zor durumda kalanlar da var elbet. En zor durumda olanlar onlar.
Değişimcilere bakın Veli Ağbaba, Onursal Adıgüzel, Engin Altay, Tekin Bingöl, Hakkı Süha Okay…liste uzun.
Kılıçdaroğlu’nun birinci çemberindeydiler. Bunların hiçbirinden üç ay önce değişim ya da farklı bir siyasi mesaj duyan var mı?
Gelen ağam, giden paşam.
Değişim mi olacak böyle? İlginç.
Sıcaklardan bunalan bazı Adanalılar güneşe kurşun yağdırmış…
“Güneşin zaptı yakın” deyince Nazım, tam olarak bunu kastetmedi herhalde.














